• 30.12.2014 00:00
  • (3202)

 Konya İl Yönetimi’nden Sevgi Hanım, çoğunluğu kadın ve genç partililerden oluşan divanın önündeki kürsüde teşkilatın yıl sonu mali bilançosunu sunarken onu tribünde izleyenler arasında Hamas Lideri Halid Meşal de vardı.


2006 yılında henüz Arap Baharı portakal çiçeğinde vitamin değilken Orta Doğu’nun ilk adil seçimiyle Filistin’de demokratik yollarla iktidara gelen Hamas’ın lideri. Batı’nın sonucunda saygı duyacağını söyleyip sonra sandıktan Hamas çıkınca saygı duymaktan vazgeçtiği seçimler…

Seçimlerin ardından Meşal’in ilk Türkiye ziyareti, aynı zamanda başdanışman olarak Davutoğlu’nun ilk hedef tahtasına oturtuluşu olmuştu. Tabii bu “eksenimiz kayıyor”un da ilk ortaya çıkışıydı.

Kudüs sloganları, tekbirlerle kürsüye çıkan Meşal şöyle dedi: “Demokratik Türkiye, istikrarlı Türkiye, kalkınmış Türkiye tüm Müslümanlar için güç kaynağıdır.”

Meşal, 34 yıl önce yaptıkları bir jest için Konyalılara teşekkür etti.

Bundan 34 yıl önce darbeye 6 gün kala, İsrail’in Kudüs’ü başkent ilan etmesini protesto etmek için Konya’da Erbakan’ın konuştuğu yüz bin kişilik bir Kudüs Mitingi yapılmış, Kelime-i tevhidli bayraklı, Arapça afişli miting ve yürüyüş 12 Eylül darbecileri tarafından “bardağı taşıran son damla” ilan edilmişti.

Erbakan ve arkadaşları bu miting için darbe mahkemelerinde yargılandılar.

(Mitingde İstiklal Marşı okunurken protesto eden bir grupla ilgili mahkemede Erbakan aleyhine ifade vermek ise bir gazeteciye düştü. Yıllar sonra Milliyet’e konuşan bir İsrailli diplomat “Mitingden sonra darbe olunca rahatladıklarını, sonra Evren’in İsrail’le ilişkileri en alt düzeye düşürme kararıyla korktuklarının başlarına geldiğini" anlatacaktı.)

Filistin lideri Halid Meşal’i, tekbirlerle selamlanışını 34 yıl önce askerlerinki gibi tüyleri diken diken olarak izleyenlerin dünya ve Türkiye okuması Kenan Evren düzeyinin biraz üzerine çıkabilmiş bu 34 yılda.

Darbeye gerekçe yapılan o mitingi düzenleyen Milli Selamet Partisi’nin 34 yıl sonraki versiyonu olan AK Parti’yi okumak içinse bu klişe fikri standartların çok üstünde bir entelektüel performans gerekiyor.

Yoksa, hemen tüyleri diken diken olan bir laik hassasiyet, “eksenimiz kayıyor” coğrafi tespitleri, klişe  bir İslamcılık, Orta Doğu, gericilik okuması; ne Antep Belediye Başkanı Fatma Şahin’i, ne coşkuyla genel başkanlarını anons eden kongrelerdeki kadın divan başkanlarını, eşleriyle birlikte kürsüye çıkıp birlik beraberlik pozu veren il başkanlarını, Zeus’un oğlu Şarap Tanrısı Dionysos’un mozaiği, Hitit Kralı 2. Şuppiluliuma'nın 3 bin yıllık heykelinin de sergilendiği yeni açılan Hatay Müzesi’ni eşi Sare Hanım’la el ele gezen Başbakan Davutoğlu’nu da açıklayamaz.

Demokratik ve kalkınmış bir Türkiye’nin Müslümanların güç kaynağı olduğunu söyleyen Hamas liderini de…

Muhafazakâr bir partinin kongrelerinde en coşkuyla bağırılan sloganın başka bir dinî cemaatin liderine karşı atılan sloganlar olması da duymak isteyene bambaşka şeyler söylüyor. “O hain gelecek, hesap verecek”, “Vur vur inlesin Pensilvanya dinlesin” sloganları sadece bir dinî cemaatin nasıl 40 yıllık itibarını iktidar oyunlarıyla heder edip, nefret objesi hâline geldiğinin değil aynı zamanda siyasi alanın nasıl sekülerleştiğinin de göstergeleri..

AK Parti’nin Konya, Hatay, Antep kongreleri, bütün karmaşık, heyecanlı, öfkeli siyasi tartışmaların bir nebze üzerinden bakanlara Türkiye’nin Batı-dışı modernlik tecrübesinin melez, orijinal sonuçlarını ve bunun bütün bir bölge için kıymetini yeniden hatırlatıyor.
Bu bir aşırıya gitme ya da savrulma değil, yeni normal’imiz. Bu sadece bir partinin kararı, bir liderin tercihi, ruh hâliyle açıklanamayacak kadar toplumun geldiği bir aşamaya, tercihe işaret ediyor. Bundan sonra merkez siyasette de bu aşırı, radikal bulunan olacak. Dünyadaki Müslümanların sorunlarını en cesur ve gür sesle ifade eden bu siyasi kadronun özgün modernlik ve demokrasi tecrübesi İslam dünyasında da İslamcılık ve siyasetin yeni üst çıtası olmayı sürdürecek.

İslam dünyasında sadece kendilerine benzeyen laiklerle konuşan, sadece onları dinleyen, onların dediklerini referans alan Batı’nın kaçırdığı esas büyük hikâye de bu...

Muhafazakâr bir partiyi muhafazakârlık yaptığı için ayıplayan, hatta ona muhafazakâr bir diskuru bile çok gören, onu sırf muhafazakârlık yaptığı için Batı’ya endişeli şikâyet mektuplarıyla ihbar eden laiklerin demokratlık sınırlarına hapsolmuş bir görüş kaybı bu…

Bu yeni tecrübeye Kenan Evren gibi bakanların çok şey kaçırdığı açık…