• 22.01.2015 00:00
  • (3093)

 Haziran 2005’te Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlar Dairesi (KOM)

Başkanı Hanefi Avcı, zatürre teşhisiyle hastanede yatarken ani bir kararla geçici olarak Edirne İl Müdürlüğü’ne tayin edilir. Avcı kitabında sürgün dediği bu tayin için şöyle yazdı:

“Bugün tayinimin gerçek sebebinin KOM Dairesi’ni istedikleri gibi kullanmak isteyenlerin ben orada olduğum müddetçe istediklerini  yapamayacaklarını, buna asla müsaade etmeyeceğimi anlamaları üzerine beni oradan uzaklaştırmak için her yolu kullanarak, hakkımda yalan yanlış bilgiler verip, benimle ilgili olumsuz bir hava oluşturmaları olduğuna inanıyorum.”

9 Kasım 2005’te Şemdinli Olayları meydana geldi. Emniyet

Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi’ne gönderilen 15/02/2006 tarihli F-4 raporunda “Yasin HAYAL ne pahasına olursa olsun Hrant DİNK’i öldürecek” ibaresi açıkça yazılmıştı. İstanbul Emniyetine gönderilen 17/02/2006 tarihli yazıda ise sadece  ‘Hrant DİNK’e yönelik ses getirecek bir eylem yapılacağı’ yazılıydı. O sırada Emniyet İstihbarat’ın başında olan Sabri Uzun Hrant Dink davasında verdiği ifadede şöyle dedi: “F4 raporları İl Emniyet Müdürleri tarafından Daire Başkanlığı’na gönderilmelidir. F4 raporunu Trabzon’dan gönderen kişi Ramazan Akyürek’tir. Raporu bizden saklayan birim İstihbarat Daire Başkanlığı C Şube Müdürlüğü’dür. O zaman C Şube Müdürü de Ali Fuat Yılmazer’dir. Bu rapor bana sunulmadı. Rapor hakkında hiçbir bilgi verilmedi.”

2 Şubat 2006’da Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanı Sabri Uzun TBMM Şemdinli Komisyonu’na ifade verdi ve olaylar için “Hırsız evdeyse kilidin bir anlamı yok” dedi.

Ocak-Şubat 2006 (İN kitabında Sabri Uzun’un verdiği tarih aralığı) Sabri Uzun’a ikinci kez şube müdürü R.G. gelip “Asker içinde bir örgütlenme var, biz bu örgüt üzerinde çalışmak istiyoruz” dedi.  Uzun "2001’deki örgüt mü” dedi.

“Evet” cevabını aldı.  Uzun, ikinci kez önüne gelen Ergenekon operasyonu teklifini geri çevirdi.

8 Şubat 2006, Trabzon’da Katolik Santa Maria Kilisesi Rahibi 59 yaşındaki Andrea Santoro 16 yaşındaki O.A. tarafından kilise önünde silahla vurularak öldürüldü. Santoro’nun daha önce de

Yasin Hayal tarafından dövüldüğü, telefonlarının polis tarafından

“Pontusçuluk faaliyetleri” kapsamında dinlendiği ortaya çıktı.

13 Şubat 2006’da Vakit gazetesi işte o üyeler başlığıyla başörtülü öğretmene okul dışında da başörtüsünü yasaklayan kararı veren Danıştay İkinci

Dairesi’nin üyelerinin fotoğraflarını manşet yaptı.

15 Şubat 2006’da Emniyet Muhbiri Erhan Tuncel, polis memuru Muhittin Zenit’e  “Yasin Hayal’in Hrant Dink’i öldüreceği” ihbarını verdi. Trabzon Emniyet Müdürü Ramazan Akyürek’ti. İhbar üzerine ünlü F-4 raporu düzenlendi.

Şubat 2006’da Ağustos’taki  YAŞ’ta Genelkurmay Başkanı olması beklenen Kara Kuvvetleri  Komutanı Yaşar Büyükanıt’ın dedesinin Yahudi olduğunu iddia eden ulusalihanet.com sitesi açıldı. 27 Şubat 2006’ Sabri Uzun,  üst makamlara sunduğu bilgi notunda sitenin arkasında Gülen cemaati olduğunu söyledi.

18 Şubat 2006: Ankara’da Sauna Çetesi’ne Küre Operasyonu düzenlendi. Polise göre aralarında eski polis, asker ve kamu görevlilerinin olduğu çete darbe ortamı için hazırlık yapmaktaydı.

7 Mart 2006 Ferhat Sarıkaya’nın Şemdinli İddianamesi kabul edildi.

22 Mart 2006’da Sabri Uzun görevden alındı. Sabri Uzun kitabında 2006 yılında Emniyet

İstihbarat’a daha önce hiç görülmemiş bir şekilde gelen ihbar mektuplarını nasıl arşivlemeden yok ettirdiğini, mektuplar başka bir adla, ardından başka bir adrese gelince onların da arşive girişini engellediğini anlatıyor. O ihbar mektuplarından biri de Uzun mal varlığı hakkında İçişleri Bakanlığı’na gönderilmişti. Aynı sıralarda Şemdinli olaylarıyla ilgili Emniyet İstihbarat’ın hazırlayıp Başbakanlığa gönderdiği ve askerleri suçlayan bir rapor basında yer aldı. Bu raporun Uzun’dan habersiz Başbakanlığa gönderildiği ortaya çıktı.

Hatta Ankara İstihbarat Dairesi Başkanlığı’ndan birlikte çalıştığı müdürleri,

İstanbul İstihbarat’a Sabri Uzun’un İstanbul’da takip edilip, fotoğraflanması talimatını da vermiş ama o sırada İstanbul İstihbarat Daire Başkanı olan Ahmet İlhan Güler’e bu talebe direnmişti. (Hanefi Avcı “Merkezdeki arkadaşlarıyla arasındaki ilk çatlak ortaya çıkmıştı” diye anlatıyor bunu.)

1 Mayıs 2006’da Trabzon Emniyet Müdürü Ramazan Akyürek Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı’na getirildi.

5-10-11 Mayıs 2006’da Şişli’deki Cumhuriyet Gazetesi binasına üç bomba atıldı. Failler yakalanamadı.

17 Mayıs 2006’da Danıştay Baskını oldu. Danıştay üyesi Mustafa Yücel Özbilgin, avukat Alparslan Arslan tarafından vurularak öldürüldü.

Arslan’ın Cumhuriyet gazetesine bomba atılmasının da arkasında olduğu tespit edildi.

19  Mayıs 2006’da Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, 19 Mayıs törenleri sırasında Başbakan Erdoğan, Meclis Başkanı Arınç’ın da katıldığı bir kahvaltıda Danıştay Saldırısı’nın arkasında “Albay Muzaffer” diye tanınan Muzaffer Tekin olduğunu söyledi. (Ertesi günkü gazetelerden)

20 Mayıs 2006’da Muzaffer Tekin, bıçakla intihara teşebbüs etmiş olarak bırakıldığı Acıbadem Hastanesi’nde polis tarafından gözaltına alındı.

24 Mayıs 2006’da Hürriyet Gazetesi’nde Toygun Atilla imzalı haberde polisin Muzaffer Tekin’in içinde olduğu Ergenekon yapılanmasını araştırdığı söyleniyordu: “Danıştay baskınının kilit ismi olduğu ileri sürülen emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin'in ilginç ilişkiler yumağı polise göre, 'Ergenekon' yapılanmasında yer alan kişileri işaret ediyor. Polis bu yapılanmadaki isimleri tek tek araştırıyor.”

26-27 Mayıs 2006’da

Sabah gazetesi Ankara temsilcisi Aslı Aydıntaşbaş, kendisine bir zarfla ulaştırıldığını söylediği Ergenekon’un belgelerini yazdı.

27 Mayıs 2006’da Muzaffer Tekin tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

Ergenekon soruşturması üçüncü girişimde de başlatılmamıştı.

Yine şemalar ortadaydı, Muzaffer Tekin’den Veli Küçük’e doğru gidilecekti, hükümet yetkilileri polislerden aldıkları bilgilere göre cinayetin arkasında derin yapılar olduğunu söylüyordu. Ama Danıştay Baskını üzerinden de Ergenekon soruşturması  başlatılamadı.

Bu kez sorun çıkaran Ankara değildi. Tasfiyelerle yeniden şekillendirilen

Ankara Emniyeti Danıştay Saldırısı’nın arkasında Ergenekon’u bulmuş ve soruşturmayı başlatmak istiyordu. Ama İstanbul Polisi aynı fikirde değildi. İstanbul Emniyet İstihbarat müdürü Ahmet İlhan Güler ikna olmayanların başına geliyordu. Ankara ve İstanbul Emniyeti arasındaki bu derin fikir farklılığını Hrant Dink soruşturmasında ifade veren Danıştay Saldırısı sırasında İstanbul İstihbarat Daire Başkanı olan Ahmet İlhan Güler’in ifadesinden okuyalım:

Soru:

Kendisine Ali Fuat YILMAZER'in beyanında Ankara da Danıştay saldırısı olduktan sonra Muzaffer TEKİN isminin tespit edildiğini, bu kişinin ulusalcılık faaliyetlerinin olduğunu ve kendileri yanında İstanbul

İstihbaratında bu kişi ile ilgili çalışma yapması gerektiğini, ancak İstanbul İstihbaratının bu konuda çalışmadığını, bu nedenle İstanbul'dan alınıp İzmir'e gönderileceği, İzmir'in de Ankara'ya, Ankara'nın da (İstihbarat Müdürlerine) İstanbul’a atanacağı, kendisinin İstanbul'a atanmasının daha sonra gerçekleştiğini beyan ettiği hatırlatılarak soruldu;

Ahmet İlhan Güler: Ben İzmir'in Ankara’ya,

Ankara'nın da İstanbul'a geleceğini ilk defa duyuyorum, bana söylenen benim İzmir'e gideceğim yönünde idi, belki de rastgele söylendi, çünkü EGM Personel Şube Müdürü eğer birine derhal orayı terket diyorsa başka bir yere istihbarat müdürü olarak atama yapacağını düşünmüyordur, aslında ben başlangıcından atanmayacağımı biliyordum, çünkü emekli olacağım dediğimde hiçbir tepki yoktu.

Muzaffer TEKİN konusuna gelince Danıştay saldırısından sonra saldırının sanığı Alparslan ASLAN ile Danıştay cinayetinden 5-6 ay önce Muzaffer TEKİN ile 50 küsur saniyelik bir görüşmesi olduğu, bunu da gerekçe göstererek Muzaffer TEKİN hakkında Danıştay saldırısı ile ilişki kurulması istendiğini anladım, ben bunun içeriğini sordum, yani konuşmanın Danıştay saldırısı ile bağlantı kuracak bir görüşme olup olmadığını sordum, içeriğini önemsemediklerini, sadece bu telefon irtibatını önemsediklerini anlayınca bunun doğru ve ahlaki bir yol olmadığını düşündüğümü söyledim.

Soru: Bu görüşmeyi kiminle yaptınız?

Bu görüşmeyi Ankara İstihbarat Müdürü Muharrem DURMAZ ile yapmış olduğumu düşünüyorum. Daire Başkanlığından aranıp aranmadığımı hatırlamıyorum, ancak o zaman Muharrem'in İstanbul'a ilgisi olduğunu ve İstanbul'daki konularla ilgili çalışma yaptığını fark ediyordum, ben İstanbul'da en uzun İstihbarat Müdürlüğü yapan kişiyim ve çalıştığım dönemde de çok başarılı çalışmalar yaptım, dolayısıyla bana hiç kimse başarısızsın demedi, aksine üst düzey amirler ve bürokratlar sürekli takdir etti, Muzaffer TEKİN benim görev anlayışıma ve vicdanıma uygun olmadığı için herhangi bir çalışma başlatmadım, başlatmayı gerektirecek delil istedim vermediler.”

Yani Ergenekon soruşturmasının başlatılması üçüncü kez bir Emniyetçiye takıldı. Bu kez direnen isim İstanbul Emniyeti’nin istihbaratının başında olan Ahmet İlhan Güler’di. Sabri Uzun, Hanefi Avcı’dan sonra hedefteki isim oydu artık. Üçüncü deneme de boş çıkmıştı ama Ergenekon soruşturmasını başlatmak isteyen akıl çalışmaya devam etti.

Mayıs-Haziran 2006-

Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi içinde ulusalcılık faaliyetlerini izlemek üzere bir C-5 şubesi kuruldu.  (Yeni Dink soruşturmasında bakan savcının sorduğu sorulara bakılınca bu şubenin daha sonra yapılacak Ergenekon ve benzeri soruşturmaların hazırlıklarının yapıldığını düşündüğü anlaşılıyor. Aynı savcıya verdiği ifadede Ramazan Akyürek, şubenin Ali Fuat Yılmazer’in teklifiyle kurulduğunu söyledi. Yine iddialara göre C5 şubesi 2012’ye kadar resmî bir statüsü olmadan çalıştı.)

31 Mayıs 2006’da Ankara Eryaman'da bir eve düzenlenen operasyonda Atabeyler adı verilen bir çetenin arşivi ele geçirildi. Muvazzaf askerlerle birlikte yakalanan belgelerde başta Başbakan Erdoğan olmak üzere, önemli isimlere yönelik suikast hazırlıklarına ilişkin belge ve krokiler yakalanmıştı.

Operasyonun basına yansıdığı akşam saatlerinde Genelkurmay Karargâhı önüne çağrılan gazetecilere bir sivilin sarı zarf içinde operasyonda ele geçirilen evrak ve krokileri servis ettiği ortaya çıktı. “Sarı zarfla servis”in ortaya çıkmasına üzerine Atabeyler çetesi iddiası da büyük bir soruşturmaya dönemeden yavaş yavaş sönümlendi. (Bütün sanıklar 2012’de beraat etti)

Temmuz 2006’da Nokta Dergisi yeniden yayınlanmaya başladı.

1 Ağustos 2006 Kara Kuvvetleri Komutanı Yaşar Büyükanıt Genelkurmay Başkanlığı’na getirildi.

23 Kasım 2006’da Erhan Tuncel’in Emniyet’in “yardımcı istihbarat elemanı” görevine son verildi.

10 Ocak 2007 günü Hrant Dink, Agos Gazetesi’nde çıkan “Ruh halimin güvercin tedirginliği” başlıklı yazısında ölüm tehditlerini, 2007’nin kendisi için zor bir sene olacağını yazdı.

Kronolojinin acı sonuna maalesef çok yaklaştık.

13 Ocak 2007 Hrant Dink cinayetinden 6 gün öncesi. O gün ne olduğunu yeniden açılan Hrant

Dink soruşturmasında dönemin İstanbul İstihbarat Daire Başkanı Ahmet İlhan Güler’in verdiği ifadeden okuyalım:

“SORU: Hrant Dink cinayeti öncesinde sizin İstanbul’daki görevinizden ayrılmanız için İstihbarat Daire Başkanlığı görevlileri tarafından size baskı yapıldı mı?

Ahmet İlhan Güler: Ben Hrant DİNK cinayeti olmadan 6 gün önce İstihbarat Daire Başkanlığına çağırıldım.

Soru: Kim çağırdı?

Güler:

Personel şube müdürü Coşkun ÇAKAR çağırdı, Coşkun ÇAKAR toplantı yapacağız diye beni çağırdı, ben de durumu ile emniyet müdürüm Celalettin CERRAH a söyledim, hafta sonu olması nedeniyle o da biraz şaşırdı ne toplantısı dedi ben de durumu açıkladım, git gel dedi, ben de bunun üzerine Ankara'ya gittim, önce İstihbarat Daire Başkanlığına gittim, Coşkun ÇAKAR'ı sordum, beni istihbarat Daire Başkanlığının kompleksi içerisinde bulunan lojmanda Recep GÜVEN'in evine yönlendirdiler, ben Recep GÜVEN'in evine arkadaşım İstihbarat Dairesinde çalışan Fikret SALMANER ile birlikte gittim.

Soru: Ne oldu orada?

Güler:

Kahvaltı vakti idi, Recep GÜVEN, Coşkun ÇAKAR ve bir iki kişi daha vardı, biz de Fikret ile birlikte kahvaltı sofrasına oturduk, çok kısa bir süre içerisinde Coşkun ÇAKAR bana dönerek 'İstanbul'u derhal terk et' dedi, ben de derhal terketmemin mümkün olmadığını söyledim, nereye gideceğim dedim, Coşkun ÇAKAR da bana İzmir'e dedi, ben de oldukça kararlı görmem üzerine daire başkanının haberi var mı dedim, onlarda var dedi, ben de emniyet müdürünün, valinin haberi olmadan kışın ortasında bir gerekçe olmadan kendi talebimle gitmemin zor olduğunu söyledim, ancak daire başkanı Ramazan AKYÜREK ile görüşeceğim, dedim, Fikret ile birlikte dışarı çıktım Ramazan AKYÜREK’i telefonla aradım, evde olduğunu söyledi, görüşmek istediğimi söyledim, o da beni davet etti, ben Ramazan AKYÜREK’in evine gittim ve kendisine durumu anlattım, bilgisinin olup olmadığını sordum, Ramazan AKYÜREK de bana bilgim var dedi, kendisinin de aynı şekilde düşünüp düşünmediğini sordum, o da bana 'arkadaşlar bana ne derlerse onu yaparım' dedi, ben de kararlılığınızı gördüm, bir sebep vardır dedim, benim bir başarısızlığımı mı gördünüz dedim, hayır öyle icap ediyor dedi, ben de bir iki gün içinde yurt dışında bir program var oraya gideceğim, dönüşte uygun bir zemin yaratıp giderim veya emekli olurum dedim ve ayrıldım.”

19 Ocak 2007- Hrant Dink, Agos Gazetesi önünde uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını kaybetti.

21 Ocak 2007- Katil Ogün Samast, Trabzon’a gitmek için bindiği otobüste Samsun Otogarı’nda yakalandı.

23 Ocak 2007- Hrant Dink, Türkiye tarihinin en kalabalık cenazelerinden biriyle toprağa verildi.

Sabri Uzun’a göre Dink cinayeti üzerinden Trabzon Jandarma Komutanı Ali Öz’e ve onun üzerinden Veli Küçük ve yine Ergenekon’a ulaşılmak istenmişti.

Cenazenin kalabalığı, Ogün Samast’ın Samsun’da yakalanması, cinayetin hemen ardından Nedim Şener başta olmak üzere gazetecilerin iyi takibiyle Erhan Tuncel’in polis muhbiri olduğunun, cinayetin bir yıl önce ihbar edildiğinin ortaya çıkarılması, Ramazan Akyürek ve Ali Fuat Yılmazer’i adlarının da ihmali olan görevliler arasında ilk günden girmesi bütün planları altüst etmiş olmalı. Çünkü Dink cinayeti üzerinden açılacak bir Ergenekon soruşturmasında dosyada Ramazan Akyürek ve Ali Fuat Yılmazer’in adlarının olmaması mümkün değildi artık. O yüzden bütün dosyaları Ergenekon’la birleştirmeye çalışan savcılar, Hrant Dink dosyasını Ergenekon’la birleştirilmedi, Ergenekon savcıları göstermelik işler dışında Dink dosyasıyla hiç ilgilenmedi. Savanın savcısı, aynı zamanda 17 Aralık soruşturmasını yürüten Muammer Akkaş’ın görevden alınınca “Tam da Dink cinayetinde operasyon yapacaktım” diyerek dalga geçtiği bir davaydı Dink soruşturması…

Hanefi Avcı’ya göre ise cinayette bu isimlerin kastı yoktu ama ihmalleri vardı ve suçu İstanbul

Emniyetine atarak Ergenekon davası önünde engel gördükleri Ahmet İlhan Güler’i tasfiye ettiler. 19 Ocak günü İçişleri, Adalet bakanları, İstanbul Emniyet müdürünün katıldığı toplantıda dahi Ramazan Akyürek’in 1 yıl önceki ihbardan bahsetmemesi, İstanbul’da Ahmet İlhan Güler’in bir yıl önceki ihbarla ilgili gereğini yapmadığı havasının verilmesi için istihbaratın log kayıtlarının silinmesi bu örtbas çabalarının parçasıydı. Mülkiye Müfettişleri tarafından hazırlanan ilk raporda bu açıklar kapatılmaya çalışıldı. Trabzon Emniyet Müdürü Reşat Altay’ın alınmış ifadesinin Akyürek’i zor durumda bıraktığı için dosyaya konmadığı dahi ortaya çıktı. Sabri Uzun da Hanefi Avcı da haklı olabilir. Biz sonuca bakalım…

5 Şubat 2007’de Mülkiye müfettişlerinin raporu doğrultusunda İstanbul İstihbarat Şube Müdürü Ahmet İlhan Güler açığa alındı.

Şubat 2007-

Hrant Dink cinayetinden 10 gün sonra Emniyet Başbakan’ın önüne yeniden

Ergenekon şemalarını koydu Şemalardan biri Hrant Dink cinayetini

Ergenekon’a bağlıyordu. Diğeri ise Ergenekon örgütünün şemasıydı. Şemada

1’inci, 2’nci Ergenekon dalgalarında tutuklanacak isimler birbiriyle irtibat içinde gösterilmişti. Ümraniye’de bombalar bulunmadan dört ay önce...

23 Mart 2007- Ali Fuat Yılmazer, İstanbul Emniyet İstihbarat’ın başına getirildi.

Hrant Dink cinayetiyle, Ergenekon soruşturmasının önündeki en büyük engel olarak kalan İstanbul İstihbaratı’nın başındaki Ahmet İlhan Güler tasfiye edilip, yerine en az onun kadar Dink cinayetinde adı ihmal listesinde geçen, Ergenekon soruşturmasını başlatacak Ali Fuat Yılmazer getirildi.

Hrant Dink davasına bakan yeni savcı da böyle düşünüyor olmalı. Bunu Ahmet İlhan Güler’in ifadesi sırasındaki sorularından anlamak mümkün:

“Soru: Sizin İstanbul

İstihbarat Şube Müdürlüğünü bırakmanız için size yapılan baskı Emniyet içerisinde bir yapılanmanın gerçekleştirilmesi amacıyla mı yapıldı, bu kapsamda Hrant DİNK cinayeti ile ilgili birtakım hayati öneme haiz bilgilerin (Hrant DİNK'in öldürüleceğine ilişkin bilgi) İstanbul’dan saklanmasının amacı bu muydu? Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Benim Ankara’ya çağırılıp Coşkun ÇAKAR tarafından İstanbul’u terket şeklindeki beyandan sonra Hrant DİNK cinayetinin hemen meydana gelmesi ve  gelişen olaylar ve benim görevden alınmam daha sonra Ali Fuat YILMAZER'in o göreve getirilmesi ve ondan sonra yaşanan atmosfer bunu çağrıştırıyor.

Kendisine Hrant DİNK cinayetinden önce

İstanbul İstihbarat Şube Müdürü iken EGM İstihbarat Şube Müdürlüğü tarafından ulusalcılık diye bir büro kurulduğu ve konuda çalışmaların yürütüldüğü, kendisine bu gruplarla ilgili bir yerlerde silahlar olduğunu, kapsamlı soruşturmalar yapılacağını, kendisi ile birlikte hareket edip etmeyeceği yönünde görüşme yapılıp yapılmadığı SORULDU;

Trabzon Emniyet Müdürü Ramazan AKYÜREK görev yaptığı sırada Trabzon'da bazı olaylar meydana geldiği, iki tane profesörün öldürülmesi, Tayad eylemi gibi ulusalcılığı çağrıştıran eylemlerden sonra daire başkanı olmasından sonra bu konular ile ilgili bir çalışma yaptığı biliniyordu, yani Trabzonda'ki olaylardan sanki bir ulusalcılık tehdidi varmış atmosferi oluşturularak bu çalışmalar başlatıldı, bana söylenen Muzaffer TEKİN olayı da baz alındığında önümüzdeki süreçte ulusalcılık olarak nitelendirilen gruplara yönelik operasyonel çalışmalar yapılacağını söylediler, o dönemde bir yerde silahlar ve bombalar olduğunu, operasyon hazırlığı olduğu söyleniyordu ama doğrusunu söylersek o gün bunları kimin söylediğini sorarsanız hatırlamıyorum, ancak şunu söyleyebilirim benim çalışma anlayışım ile bunların çalışma anlayışının farklı olduğunu biliyorlardı, bu nedenle görevden ayrılmam istenmiş olabilir.”

Artık Ergenekon davası önünde hiçbir engel kalmamıştı. Ordunun Cumhurbaşkanlığı seçim sürecine müdahalesi, cumhuriyet mitingleri, e-muhtıra askerî vesayetle hesaplaşılmasının uygun koşullarını sağlamıştı.

29 Mart 2007- 13 Mart günü bir kısmı Denizciler.com sitesinde yayınlanan Özden Örnek’in darbe günlükleri Nokta Dergisi’nde yayınlandı.  2003-2004’teki Ayışığı, Sarıkız darbe planları ortaya çıktı.

14 Nisan 2007- Cumhurbaşkanlığı seçimi yaklaştıkça ülke ısındı. Tandoğan’da Cumhuriyet Mitingi yapıldı. Ordu-hükümet ilişkileri yeniden gerildi.

18 Nisan 2007- Malatya’da Zirve Yayınevi basıldı, üç misyoner boğazı kesilerek öldürüldü.

27 Nisan 2007- Genelkurmay sitesinde e-muhtıra yayınlandı.  Anayasa Mahkemesi 367 kararını verdi AKP 22 Temmuz’da erken seçimle bu kararı karşıladı.

9 Mayıs 2007- ABD, ülkeye girerken FBI tarafından sorgulanan, çıkışında bilgisayarındaki belgelere el konan Kozanlı Ömer lakaplı Ömer Hilmi Özdil’in ABD vizesini iptal etti.

12 Haziran 2007’de Ümraniye’de bir gecekonduda 27 el bombası bulundu. İhbar yine Trabzon’dan yapılmıştı.

Haziran 2007-

Çırağan Sarayı’nda bir grup gazeteciyle bir araya gelen Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, “Ümraniye’de bulunan bombalara dikkat edin. Bunun arkası gelecek” dedi...

27 Haziran 2007’de emekli binbaşı Fikret Emek’in evinde bombalar ve silahlar bulundu.

22 Temmuz 2007’de AK Parti yüzde 47’yle tek başına iktidar oldu.

27 Temmuz 2007’de Ergün Poyraz, Oktay Yıldırım, Ümit Oğuztan, Bekir Öztürk, Zekeriya Öztürk, Sedat Peker, Taner Ünal, Fuat Turgut, Hüseyin Görüm, Fikret Emek gözaltına alındı

15 Kasım 2007’de Taraf Gazetesi yayınlanmaya başlandı.

22 Ocak 2008 - Veli Küçük, Hrant Dink ve 301 davalarının baş aktörü Kemal Kerinçsiz, Yasin Hayal'in avukatı Fuat Turgut, gazeteci Güler Kömürcü, Türk Ortodoks Patrikhanesi yöneticisi Sevgi Erenerol, emekli Albay Fikri Karadağ ile Susurluk sanıklarından Sami Hoştan, Drej Ali’nin olduğu 33 kişi gözaltına alındı

14 Şubat 2008’de  Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen Danıştay Baskını davasında kararlar açıklandı.

12 Mart 2008’de Osman Yıldırım, Sincan 2 Nolu F Tipi Kapalı Cezaevi’nde Zekeriya Öz’e ifade verdi. Danıştay davası Osman Yıldırım’ın hem adıyla hem de gizli tanık olarak verdiği ifadelerle Ergenekon davasıyla birleştirildi.

Kronolojiyi burada bırakıp, 9 Mayıs 2007’ye geri dönelim.

9 Mayıs 2007 günü cemaatin Emniyet İmamı Kozanlı Ömer’in ABD vizesi iptal edilmişti. İptalin sebebi bir süre önce ABD seyahati sırasında FBI’nın şüphelenip kendisini sorgulaması ve bilgisayarına el koymasıydı. Hanefi Avcı’nın kitabındaki belgede “bu FBI sorgusu sürecinde vizesinin iptal edildiği” söylendiğine göre bu seyahatin tarihi 2007’nin Mart-Nisan-Mayıs ayları olmalı.

Yani Hrant Dink suikastından sonra, Ümraniye bombalarının bulunmasından önceki bir tarih bu.

Bu aynı zamanda Ankara’da Ramazan Akyürek’in, İstanbul’da Ali Fuat Yılmazer’in olduğu, Ergenekon operasyonun önündeki tüm engellerin kalktığı bir tarih. Bu tarih, Dink cinayetinin ardından Ergenekon şemasının Başbakan’a sunulduğu tarihten de sonra olmalı. Hrant Dink davasıyla derin yapılara operasyonun ahlaki desteğinin en yukarıda olduğu, Ordu-hükümet ilişkilerinin gerilmeye başladığı cumhurbaşkanlığı seçim süreciyle böyle bir operasyona politik desteğin de en güçlü olabileceği tarih…

Peki, Kozanlı Ömer’in (Osman Hilmi Özdil’in) bilgisayarında FBI ne bulmuştu?

Bu yazının şu ana kadarki kısmı arşivlerden, Hanefi Avcı ve Sabri Uzun’un kitaplarından, tamamen açık kaynaklarından toparlandı. Bu sorunun cevabını ise Ankara’da yaptığım görüşmelerde buldum:

2007’de FBI’nın el koyduğu Kozanlı Ömer’in bilgisayarından Ergenekon Soruşturması’nın tutuklama listeleri çıkmıştı. Birinci, İkinci dalgalarda tutuklanacak isimlerin listeleri…

FBI, diğer belgelerle birlikte bu listeleri de Ankara’ya gönderdi. Şu anda bu belgeler Ankara’da devlet kurumlarının elinde bulunuyor.

Emniyet İmamı’nın, Ergenekon soruşturması başlamadan Ergenekon’da tutuklanacak insanların isim listelerini ABD’ye niye götürdüğü sorusunun cevabını hâlâ merak edenler varsa 2001-2008 arası Ergenekon davasının ortaya çıkarılış hikâyesine bakabilirler…

Zaten onu da az önce okudunuz...