• 25.01.2015 00:00
  • (3075)

 “Olayların hepsi açığa çıksın. Bütün gerçekler açığa çıksın. Artık yeter. Buraya gerçek adımı da yazıyorum. Gerçek adım Mahmut Yıldırım. Buraya yazıyorum. Gerçekler açığa çıksın...”

İçimden Geçen Zaman kitabında Güldal Mumcu,  1996 Mayıs’ında Kurban Bayramı günü (28 Nisan 1996 olmalı) ellerinden tuttuğu iki çocukla kapılarına gelen adamın merdivenden inerken böyle bağırdığını anlatmıştı.

Adam, taziyeler için evin girişine konan deftere gerçekten dediklerini de yazmıştı. Ertesi sabah “Defteri saklamam gerek” diyerek aşağıya inen Mumcu’yu bir sürpriz bekliyordu. Yıllardır yerinde duran, doldukça değiştirdikleri defter ilk kez yerinde yoktu.

Uğur Mumcu cinayetinden 19 yıl sonra kitapla ortaya çıkan bu tuhaf olayın en dikkat çekici kısmı tarihi.

Mayıs 1996. Susurluk Kazası’na daha 7 ay var. Türkiye’de geniş bir kesimin Yeşil ve gerçek adı olan Mahmut Yıldırım’la tanışmasına da.  Bir meczupluk ya da kötü bir şaka için bile vakit çok erken.

Ayrıca Yeşil’in (Mahmut Yıldırım) o sıralarda Ankara’da olma ihtimali çok yüksek. Mumcuların evinin kapısına gelecek kadar özgüven sahibi olması da…

Bunu, Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen 2014/163 esas sayılı, Mahmut Yıldırım’ın da sanıkları arasında olduğu 17 fail-i meçhul cinayeti soruşturan  davanın ek dosyalarına girmiş, gözlerden kaçmış 37 sayfalık rapordan  kestirmek zor değil.

Mahkemeye gönderilen rapor, 29-05-1998 tarihli MİT Müsteşarlığı Teftiş Kurulu’nun, raporun girişinde yazıldığı gibi “Mahmut Yıldırım (Yeşil) ile teşkilatımız arasındaki ilişki ve teşkilat mensuplarının adı geçen ile temasları'nın  soruşturulması” raporu.

Rapordan anlaşılan, Yeşil’in bilindiği gibi Nisan 1996’da Mercedes Operasyonu (Şam’da Abdullah Öcalan’a yönelik suikast girişimi) ve Eylül 1996’da Yıldırım Operasyonu’nda (Yunanistan’da PKK’ya ve PKK’ya yardım edenlere yönelik bir operasyon) görev almış olduğu. İki operasyon da başarısızlıkla sonuçlanmış.

Ama bir operasyonun daha hikâyesi anlatılıyor raporda. Aslında eski Türkiye’nin hikâyesi bu.

Her şey 14 Eylül 1996’da, PKK’nın Beyrut Sorumlusu A.Ö.‘ün Türkiye’nin Beyrut Büyükelçiliği’ne gelip teslim olmasıyla başlamıştır. Türkiye’de sorgulanan PKK’lı, 27  Kasım 1996 günü Abdullah Öcalan’ın Şam’dan Beyrut’a gelerek, bir evden telsizle PKK’nın kuruluş yıldönümü nedeniyle bir konuşma yapacağını söyler. Mercedes Operasyonu’nda başarısız olan MİT’in eline bir fırsat daha geçmiştir.

Bir hafta 10 gün gibi kısa bir sürede hazırlanan operasyona Fırsat Operasyonu adı verilir.

Operasyona katılacaklardan biri de 'Hacı' diye bilinen Mahmut Yıldırım’dır. Metin Atmaca adına düzenlenmiş pasaportla, 23 Kasım 1996 günü beraberindeki kişiyle birlikte Beyrut Havalimanı’na iner. Ama havalimanında onu karşılaması gereken kişi gelmemiştir. Operasyonun diğer ekipleriyle irtibatlarını onun üzerinden sağlamaları planlanmıştır halbuki. Yeşil, Ankara’daki toplantıda kararlaştırıldığı gibi bir cep telefonu kiralar. İddiaya göre sadece Beyrut’ta çeken bir telefondur bu. Carlton Hotel’e yerleşip beklemeye başlarlar.

Türkiye, 21 gün önce 3 Kasım 1996’daki Susurluk Kazası’yla çalkalanmaktadır. Yeşil adı gazetelerde telaffuz edilmeye başlanmıştır Ama aranan Yeşil, MİT’in Öcalan’a yönelik suikast operasyonu için Beyrut’tadır.

Susurluk Kazası sonrası çıkışlarıyla derin yapılara, çetelere işaret eden ana muhalefet lideri Mesut Yılmaz da ne tesadüf aynı gün, 23 Kasım 1996’da yakın arkadaşı ve partideki yardımcısı Cavit Kavak ve yanlarında eşleriyle yurt dışına çıkar. Bir rivayete göre uçakları Budapeşte’de yakıt ikmali için durur. Ziyaretten Türkiye’nin Macaristan büyükelçiliğinin bile haberi yoktur.  Neden yapıldığı, nereye gidildiği de. Budapeşte Hilton Otel’e yerleşirler.

Gerisini, o ünlü olaydan sonra zanlı Veysel Özerdem’in polise verdiği ifadeden okuyalım:

"24 Kasım 1996'da evimde dinleniyordum. Öğleden sonra bilardo salonuna gittim. Salona, bodyguard Drabik Jolti girdi. Sabah, İsmail Koçkaya'yla birlikteyken Yılmaz'ı otelde gördüğünü söyledi. Bu sırada telefon eden Koçkaya'ya, Yılmaz'ı görüp görmediğini sordum. Yılmaz'a arkadan küfür ettiğini söyleyip 'Ama duyup duymadığını bilmiyorum. Müsaitsen Hilton'a git, Yılmaz'ı görürsen en azından bir yumruk at' dedi. Ben de `Bu bizim namus meselemiz' dedim. Hilton'a hareket ettik. Burada otururken görmemle bulunduğu yere doğru hareket edip ani hareketle sağ yumruğumla yüzüne yumruk attım. Bu sırada Yılmaz yere düştü. Ardından Yılmaz'ın koruması olan şahıslarla aramızda boğuşma geçti. Onlardan kurtularak Ziya Korkut ve Drabik Jolti'nin bulunduğu otoya binip uzaklaştım. Bir jeep bizi takip etti. Ancak izimizi kaybettirip bilardo salonuna geldik. Bilardo salonundaki Koçkaya'ya 'senin talimatını yerine getirip Mesut Yılmaz'ı yumrukladım' dedim. Gülümseyerek 'iyi yapmışsın' dedi. Olaydan sonra kendi evimden ayrılıp Budapeşte'de bir ev tuttum.”

 

19 yıl sonra o yumruğun düğümünün çözülmesi için Mahmut Yıldırım’ın Ankara’da aynı apartmanda yaşadığı kardeşi Bahattin Yıldırım’ın MİT raporunda yer alan ifadesini okumalıyız:

“Macar İsmail (Koçkaya) bir akşam telefonla beni aradı, ağabeyimi sordu. Çok önemli, çok acil bulmam lazım, ona ulaş beni arasın dedi. Ben o sırada ağabeyimin yurt dışında olduğunu biliyordum. Ancak hangi ülkede olduğunu bilmiyorum. İsmail’e, benim ona ulaşacağım bir telefon yok, ancak o beni ararsa senin aradığını söylerim dedim. Ertesi sabah gazetelerden Mesut Yılmaz’ın Macaristan’da yumruklandığını, daha sonraki gün ise yumruklayan ve azmettiren isimler açıklandığında, bu olayda yer alan İsmail’in beni bu konu ile ilgili olarak aradığını anladım. Ağabeyim, 28 Kasım 1996 günü akşamı yurt dışından geldikten sonra İsmail’in aradığını söyledim. Tamam, ben görüştüm dedi. Yorgundu, daha fazla konuşma imkanımız olmadı.”

Yorgundu. Çünkü Fırsat Operasyonu da başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Öcalan’ın geleceği söylenen ev inşaat halindeydi ya da Öcalan haber alıp o eve gelmemişti.

Ama MİT’in Öcalan operasyonu için Beyrut’a giden Yeşil, taa oradan Macaristan’daki eski Başbakan’a, ana muhalafet liderinin burnuna yumruk attırmayı “başarmıştı.”

MİT teftiş kurulu da aynı fikirde: “Mahmut Yıldırım’ın Budapeşte’de Sayın Mesut Yılmaz’a yapılan saldırı olayının organizesinden haberdar olduğu ihtimalini akla getirmektedir.”

Yeşil, başarısız olan Beyrut operasyonunun ardından 1 Aralık 1996 günü MİT’te yapılacak toplantıya gelmedi. Çağrı cihazına bırakılan çağrılara da cevap vermedi. Evine gidildi, bir gün önce evden çıktığı öğrenildi. 2 Aralık günü Ankara’da bir kebapçıdan telefonla görüştüğü tespit edildi. Daha sonra da kendisinden bir daha haber alınamadı. Hatta 28 Şubat’ın ardından Başbakan olan Mesut Yılmaz, MİT’ten kendisine verilen bilgiler çerçevesinde Yeşil’in öldürülmüş olabileceğini açıkladı.

19 yıl sonra bir Başbakan’a yumruğun hikâyesini okudunuz.

Üzerinden çok zaman geçti. Çağrı cihazı artık yok. Cep telefonu kiralayan kimse de kalmadı. Sadece Beyrut’ta çeken cep telefonu şebekesinin batmış olma ihtimali de çok yüksek.

Öcalan’a suikast için başarısız operasyonlar düzenleyen MİT, İmralı hapishanesindeki Öcalan’la müzakere yürütüyor. Mesut Yılmaz ve ANAP Twitter’da çok gülünen bir espri malzemesi.

Yeşil’in yaşayıp yaşamadığı ise mahkemelerde yakınlarının hesabını soran bir avuç insan dışında artık kimsenin pek de umurunda değil.

Bilinen, Metin Atmaca adına düzenlenmiş pasaportunu hiçbir zaman iade etmediği…

Bilinen, eski Türkiye’nin, yenisinde ne olursa olsun hiç de özlenecek bir yer olmadığı…