• 1.03.2015 00:00
  • (2808)

 “Pişmiş aşa su, ama bin yıldır pişmiş aşa su katanlar! Bu işin çözümünü istemeyen, yani demokratik çözümü istemeyen, demokratik çözümden zarar edecek birileri var. Yöneticiler duysunlar, savaştan çıkarı olan birilerinin barışı istemediğinin dedikoduları kulaktan kulağa yayılıyor. Türkiye’nin halklarına bu korkunç, bu kirli,  bu insanlık dışı savaş yakışmıyor. Bunun sonu demokratik çözüm olmazsa kötüye varır…”

25 Aralık 1993'te İstanbul’da toplanan Demokrasi Kurultayı’nın açılış konuşmasını yapan Yaşar Kemal salona böyle seslenmişti.

“Çankaya’nın şişmanı, işçi düşmanı” diye yerden yere vurulan Özal’ın çözüm için başlattığı girişimler, sonuç vermiş 17 Mart 1993’te PKK ilk kez ateşkes ilan etmişti. Özal’ın ömrü daha fazlasını görmeye yetmedi. 1 ay sonra vefat etti. Onun vefatına rağmen süren çözüm süreci için Mayıs ayındaki MGK’dan tarihî bir af kararı çıktığı gece, 33 er vakası yaşandı. Ateşkes bitti. Devlet rutin dışına çıkmaya karar verdi.

İşte bu gidişatı durdurmak isteyen bir grup aydının girişimiyle toplanmıştı Demokrasi Kurultayı. Demokratik çözüm olmayınca Yaşar Kemal’in dediği gibi sonu kötüye vardı.

9 Ocak 1995. Faili meçhullerin zirve yaptığı günler, aylar. Yaşar Kemal, bu kez Der Spiegel’e yazdı. Başlık: Yalanlar Seferi.

Cesur bir yazıydı:

“Türkiye Cumhuriyeti, kurulduğu gün olan 29 Ekim 1923’ten bugüne kadar tahammül edilmez bir baskı ve zulüm sistemine dönüştü. Türkiye Cumhuriyeti, bu gelişmeyi, Doğulu çarpıtma sanatı ve ikiyüzlülükle insanlığın gözlerinden saklamaya çalıştı. Türkiye Cumhuriyeti, Anadolu halkı üzerinde öyle bir tiranlık oluşturdu ki, bu halk, Osmanlı otokrasisini bin kere tercih eder hale geldi.

1946’da çok partili sistemin kuruluşuna kadar, jandarma sopasını hissetmemiş ne kız, ne kadın, ne Kürt, ne Türk ne de Laz köy sakini vardı.

Cumhuriyet hükümetinin şiddeti, her şeyi yerle bir eden bir fırtına gibi, Anadolu'nun üstünde esti. Türkiye’nin halkı yaklaşık yetmiş yıl boyunca bu kadar çok zulme, işkenceye, yoksulluğa ve açlığa nasıl tahammül etti?!.

Şimdi Türkiye’de insanın tahayyül edebileceği en aşağılık savaş sürüyor. En iyi yazarların gücü bile bu savaşı anlatmaya yetmez.

Bu korkunç savaş devam etmemeli. Türkiye ekonomik olarak yolun sonundadır ve halk yoksullaşmıştır.

İç ve dış borçlar gittikçe artmaktadır; bu savaş sürecek olursa Türkiye, tarihinin en büyük felaketini yaşayacaktır.

Türkiye Cumhuriyeti, kuruluşunda Türk halkına az da olsa verdiği temel hakları Kürtler’e de vermek zorundaydı. 21. yüzyılın eşiğinde, hiçbir halk, hiçbir etnik halk grubu insan haklarından mahrum edilemez.

Türkiye Cumhuriyeti, bu savaşın sürmesi nedeniyle lanetlenmiş bir ülke olarak 21. yüzyıla girmemelidir...”

Yaşar Kemal bu yazısı için DGM’de bölücülükten yargılandı. Ankara’da Çiller, ardından Mesut Yılmaz’ın PKK ile temasları PKK’nın ikinci ateşkesini getirdi. Ama Ankara'da pek çok devlet vardı. Devletlerden biri, Yeşil’le Öcalan’a suikast düzenlemeye çalıştı, başarısız oldu.

Sonra Refah-Yol iktidarı geldi. 1991’de İstanbul İl Başkanı Recep Tayyip Erdoğan “Güneydoğu Sorunu değil, Kürt Sorunu'' denmesini önerdiği Erbakan Başbakan oldu.

Öcalan’ın yakalandıktan sonra verdiği ifadeden okuyalım:

“Necmettin ERBAKAN 1996 yılında başbakan olduktan sonra bana Suriye'de bulunan ve Suriye devletine yakın olduğunu bildiğim Ağa Kod Mervan ZERKİ ile Suriye'de benim temsilcim olarak bulunan Delil Kod vasıtasıyla Erbakan'ın mesajı geldi, Necmettin ERBAKAN bu şahıslar vasıtasıyla bana ulaştırdığı notta 'Güneydoğuya siyasi ekonomik, kültürel açılımlarda bulunmak istediklerini, bu nedenle barışın sağlanmasını, ateşkesin ilanını' öneriyordu. Ben de bu görüşü olumlu bularak yine aynı şahıslar vasıtasıyla kendisine mektup yazdım ve bu önerisini kabul ettiğim yolunda mesaj gönderdim. İsmail Nacar isimli şahıs zaman zaman yine RP iktidarı zamanında benimle telefonla görüştü ve arabuluculuk tekliflerini iletti. O da benim yaptığım görüşmelerde, görüştüğüm kaynaklarla sizi bir araya getirebilirim diyordu...”

Girişim kısa sürede basına sızdı. Gazeteler manşetlerinden nefret ettikleri Erbakan’ın PKK ile görüşmelerini ihbar ettiler. MGK Genel Sekreteri haberler üzerine Erbakan’ı ziyaret edip rahatsızlıklarını bildirdi. Koalisyon ortağı DYP tepki gösterdi. Erbakan, bir gün sonra geri adım atmak zorunda kaldı.

Daha sonra 28 Şubat oldu, Erbakan devrildi. Bu kez askerler PKK ve Öcalan’la görüşmelere başladılar. 1998 ateşkesi böyle geldi. Sonra Öcalan yakalandı. Öcalan, PKK’ya silahlı mücadeleye son kararı verdirdi. Gerillarla sınır dışına çekildi.

Devlet hiçbir adım atmadı. Yaşar Kemal yine yargılandı. 2004’te savaş yeniden başladı. Sonra 2005’te Erdoğan’ın Diyarbakır konuşması ve PKK ile MİT görüşmelerinin yeniden başlaması.

10 yıl sürdü görüşmeler. Kesildi, bitti, yeniden başladı. Provokasyonlar, istihbarat oyunları,  MİT müsteşarının tutuklanma girişimine kadar türlü badireler atlatıldı. Binlerce insan öldü…

Ve 28 Şubat 2015, Öcalan PKK’ya silahlı mücadeleyi bitirme talimatını verdi.

10 yıl önce “Türkiye Cumhuriyeti, bu savaşın sürmesi nedeniyle lanetlenmiş bir ülke olarak 21. yüzyıla girmemelidir” diyen Yaşar Kemal birkaç saat sonra vefat etti.

Uzun süredir uyutulduğu hasta yatağında sanki bu haberin gelmesini bekliyordu.

Bir gün öncesi de Erbakan’ın ölüm yıl dönümüydü. Barışın altında onun yetiştirdiği 28 Şubat’ta tutuklanan, siyaset yasağı konan, partileri kapatılan öğrencilerinin imzası vardı.

28 Şubat 2015…

İşte bu 28 Şubat 1000 yıl sürebilir…

.....

*Başlık @cahitbulent’in tweetinden alınmıştır…