• 29.03.2015 00:00
  • (2574)

 1928’de CHP Birinci Umum Müfettişi olarak Dersim’e gidip rapor yazan Dr. İbrahim Tali (Öngören), 2510 Sayılı İskân Kanunu’nun çıkmasından ardından Trakya için kurulan İkinci Umum Müfettişi olarak görevlendirildi. (İskan Kanunu’nda Dahiliye Vekaleti’ne “casuslukları sezilenlerin sınır boylarından uzaklaştırma” yetkisi veriliyordu)

İbrahim Tali, 6 Mayıs 1934’de başlayan ve 33 gün süren gezisini tamamlayıp raporunu CHP Genel Sekreteri Recep Peker’e sundu. Teklifler bölümünde şöyle diyordu:

“Trakya’nın başlıca ihraç mallarından olan peynircilik de, beş on seneden beri gayri Türk unsurlar elinde kalmış ve bunlar, hasis emellerle sütlerin yarı yağını aldıktan sonra peynir yaptıklarından, Edirne peyniri namıyla dış pazarlarda mühim mevki işgal eden peynirlerimiz, son senelerde mevkiini kaybedip, dış pazarlara gönderilemez olmuştu.”

“Yahudiler Trakya’yı Filistin’e eş yapma davasındadır. Trakya’nın bütün iktisadi kaynaklarına elini uzatmış olan bu unsurun Trakya Türkü’nün kanını daha fazla emmesine müsaade etmemek Trakya’nın inkişafı için en büyük ihtiyaçtır.”

“Trakya’da Türk hayatı, Türk iktisadiyatı, Türk emniyeti, Türk rejim ve inkilabı için muhakkak gizli bir tehlike halinde yaşayan ve bir ihtimal olarak da işçi kulüpleriyle memlekette komünizmin çekirdeğini kurmak isteyen (Yahudi) meselesini artık en köklü bir surette halletmek Türk Trakya’ya nefes vermek için kati bir zarurettir.”

Ne tesadüf ki gezisinin bitip raporunu sunmasından kısa bir süre sonra 21 Haziran 1934’te ilk olaylar Çanakkale ve Gelibolu’da başladı. Ardından Tekirdağ, Kırklareli ve Edirne’ye sıçrayan olaylarda Bizans’tan beri Trakya’da yaşayan binlerce Yahudi’nin dükkanları, evleri yağmalandı, Yahudilere ekmek satılmadı ve binlerce Yahudi İstanbul’a göç etmeye başladı.

Olayları günlerce görmeyen gazeteler, İstanbul’a gelen Yahudi vatandaşların sayısı artık gözlerden kaçırılamayacak kadar olunca haberler yapmaya başladılar.

11 Temmuz 1934 günkü Cumhuriyet’in birinci sayfasında “Musevilerin hicreti” başlıklı habere göre “Edirne’den ayrılan Musevilerin İstanbul’a hicretinin sebebi bir cebir ve tazyik değil son iktisadi buhran yüzünden orada umdukları kazancı temin edememeleri”ydi

“Peki neden bir gecede hepsi bu karara varıp göç etmişlerdi” sorusuna cevap da ertesi günkü nüshada geldi. “Ortada hiçbir şey olmadığı halde geceyi müthiş bir korku içinde geçirerek sabah erkenden istasyona akın eden” Musevilerdi gelenler.

Uzunköprü’den Yahudilerin geliş sebebi ise daha basitti: “Uzunköprü’de Yahudiler geçen ayın yirmisinden itibaren Türklere boykot yapmışlardır. Bu vaziyet karşısında Türkler de icap eden tedbirleri almış vaziyetin sökmeyeceğini anlayan Yahudiler bize burada ekmek kalmadı diyerek Uzunköprü’yü terk etmişlerdir.” (12 Temmuz 1934/Cumhuriyet)

 Gazetelere göre sınırlı yağma işlerine karışanlar da Çingenelerden başkası değildi.

Ankara ise olaylara daha ciddi yaklaştı. Teftiş için Trakya’ya giden İçişleri Bakanı Şükrü Kaya’nın dönmesinin ardından Ankara’da  Mustafa  Kemal başkanlığında bir toplantı düzenlendi. Toplantının sonucunda yayınlanan tebliği 14 Temmuz 1934 günü Anadolu Ajansı abonelerine duyurdu. Olaylar ve alınan tedbirler hakkında ayrıntılara yer verilen tebliğde olayların arkasındaki sebepler sıralanırken “Türk ve Yahudiler” arasındaki geçimsizliğe neden olan düşünceler şöyle anlatılmıştı:

“Bu karşılıklı şikayetlerde beynelmilel semitizm ve antisemitizm edebiyatının bütün siyasi, iktisadi ve milli anasırı görülmekte olduktan başka Türkiye’ye ait bir hususiyet olarak Yahudilerin yabancı dil ve harsta kalmakta ısrar ettikleri ve içlerinde demilitarize mıntıkalarda memleketin emniyeti için zararlı ve casus adamlar bulunduğu hakkındaki zanlar mevcuttur. Diğer taraftan Yahudi münevverleri milli hars meselesinin imparatorluğa ait hatalar olduğunu haklı olarak söyledikten sonra Türk kültürü ile kaynaşma gösterdikleri arzunun.....”

Musevi cemaati o arzuyu göstermek için Vatandaş Türkçe Konuş kampanyalarına katıldı.

Ama dünyada Yahudi olmanın zorlaştığı yıllar daha yeni başlıyordu.

Savaş patlamıştı. Naziler Avrupa’da ilerlemekte, çeşitli ülkelerde iktidara gelmekteydiler. Romanya da onlardan biriydi.

Eski bir gemiye tıka basa binen 103’ü çocuk 769 Romanyalı Yahudi’yi taşıyan Struma gemisi Filistin’e gitmek için İngiltere’den vize alamamış, İstanbul açıklarında da arızalanmıştı. 9 hafta boyunca İstanbul’da bekleyen motoru çalışmayan gemiyi, Türkiye hükümeti, 23 Şubat 1942’de Şile açıklarına çektirdi. Sürüklenen gemi, Nazilere yardım taşıyan bir gemi zanneden bir Rus denizaltısı tarafından vurularak batırıldı.

Savaşta tarafsızlığını korumak isteyen Ankara’nın gemidekilerin karaya çıkmasına neden izin vermediğini Başbakan Refik Saydam şöyle açıklamıştı:  “Türkiye başkaları tarafından arzu edilmeyen insanlar için vatan hizmeti gö­remez.”

Facia haberi, dünya Yahudilerini yasa sokmuştu. 11 Mart 1942 günü Anadolu Ajansı Kudüs’ten Ağlama Duvarı’nda Struma Faciası için düzenlenen bir matemin haberini geçti. Haberi geçen muhabirin adı  Rosette Coryell’di. Ya da kızlık adıyla Roza Avidor. İstanbullu bir Musevi olan, Paris’te eğitim görmüş bir Anadolu Ajansı muhabiri olan Rosette’nin haberi ertesi gün pek çok gazetede yer aldı.

20 Nisan 1942 günü TBMM’de o sıralarda bağımsız bir şirket statüsünde olan Anadolu Ajansı’na 50 bin lira yardım yapılması görüşülmekteydi.

Kürsüye, Mustafa Kemal’in Ankara’da kurduğu Hâkimiyet-i Milliye Gazetesi’nin yazı işleri müdürlüğünü yaptıktan sonra, 1927’den beri Çanakkale vekili olarak  Meclis’te bulunan tecrübeli bir gazeteci-siyasetçi olan  Ziya Gevher Etili çıktı. Bu yardıma itirazı vardı:

“…Anadolu Ajansı memleketin en temiz unsurlarından teşekkül etmiştir. Bu kadar millî olan bir teşekkül söylemek istemiyorum, maalesef son zamanlarda beynelmilel bir uzuv olmağa başlamıştır. Çünkü arkadaşlar, burada çalışanların yüzde hemen yarısını ırkı­mın haricinde görüyorum. Birtakım yabancı unsurlar hattâ Yahudi, Rum kalmıyor da İspanyol, Portekiz belki Cenubi Amerika'dan da birçok insanlar böyle garip garip şahsiyetler türemiştir…. Benim Memleketim, benim Partim, benim Meclisim, benim Devletim böyle insanları kabul etmez.

Matbuat umum müdürlüğü Başvekâlete bağlıdır, ajans bir şirket halinde kalamaz, oraya ilhak edilmelidir. Muhterem Başvekilim bu ajans işini temizleyecektir, orada temiz insanlar gö­receğiz. Arkadaşlar, size garip bir şey daha arzedeyim, isim söylemeye hacet yok. Ne kadar Yahudi ismi varsa, Hayımdan tut da Salamonuna kadar, orada. Oraya başmuharrir, tercü­man olurlar…Merak eder sorarsınız, bunları kim yazmış, altına bakarsınız mütercimi Yahudilerden biridir. Demek ki arkadaşlar burada anormal bir şey var. Bunun önüne geçmek lâzımdır! Bu, vatan işi, propaganda işidir, benim propağandamdır. Size bir şey daha arzedeyim, Struma vapuru hâdisesini hep bilirsiniz. Bir Yahudi vapuru geldi, yalancıktan bozuldu, aylarca İstanbul'da kaldı. Bu devlet o adamları aylarca besledi. Ben kendi çocuğumdan 300 gram ekmeği esirgerken bu nankörlerin iaşesini Devlet temin etti. Bu vapura erzak verdi. Böyle oldu değil mi arkadaşlar? Devletin başı­na belâ oldu. Gittiler, belâlarını da kendileri buldular. Arkadaşlar, Siyonistler bunları bu Devlet aleyhinde, bu lütufkârlıkları silâh olarak kullandılar ve bu, Anadolu Ajansı vasıtasıyla gazetelerimize geçti. İşte Anadolu Ajansının telgrafı, okuyayım mı? (Oku dinleyelim sesleri, biliyoruz sesleri). 12 Mart tarihli Ulus gazetesinde Kudüs'ten gelen telgraf. Ağlama duvarı altında yahudilerin yaptığı matem merasiminden bahsediyor. Tabii mütercimi ve sairesi Yahudi olursa böyle neşriyat yapılır. Demek ki arkadaşlar biz kendi elimizle o Yahudileri yetiştiriyoruz. Devlet bu nankörleri besledi...Yakışır mı arkadaşlar bu hal? Benim böyle senelerce en yakından tanıdığım, en kutsi cidal arkadaşım olarak tanıdığım bu kıymetli arkadaşlar üçüncü plâna insinler. Soysuzlar onların yerini alsınlar. Bunlar birtakım Lavantenlerdir.  Bu milletin çocukları bunların hepsini 20 defa okutacak kadar lisan bilir. Politik sahada daha iyi, onların 40 mislini yaparlar… Bunun için bu 50 bin lira fazladır. Bir dakika bile verilmesi caiz değildir. Bu parayı bütçeden çıkardığımız gün bu adamlar tasfiye edilir, bu para millete kalır. Onun için bağrım yanık olarak ve büyük bir saffeti kalble söylüyorum. Baş­vekilimiz bu Anadolu Ajansı’nı kendi ellerine alsın ve ıslah etsin. Bu lûtfunu burada dinlemek istiyorum (Alkışlar).”

Ardından kürsüye CHP’li başvekil Dr. Refik Saydam çıkar.

“Arkadaşlar; Anadolu Ajansı ıslaha muhtaç olabilir, içerisinde şu veya bu şekilde bazı insanlar bulunabilir. Bunların kâffesi ıslah olunur. Kudüs'ten gelen telgraf üzerinde beyanatta bulundular. Heyeti umumiyesiyle okumuş olsalardı göreceklerdi ki, telgraf tamamen bizim lehimizde ve kabul etmiyenlerin aleyhlerindedir...Esasen bunların batması faciası üzerinde, Hükümetin neşretmiş olduğu komünike hepinizin hatırındadır. Biz bu hususta elimizden gelen her şeyi yaptık. Maddi, mânevi en ufak mesuliyetimiz yoktur. Türkiye, başkalan tarafından arzu edilmeyen insanlara melce, olamaz. Türkiye başkaları tarafından arzu edilmeyen insanlar için vatan hizmeti gö­remez. Bizim tuttuğumuz yol budur. Kendilerini bu sebepten İstanbul'da alıkoyamadık. Çok yazık ki bir kazaya kurban gittiler. Şunu da arzedeyim,  bu bizim noktai hareketimizi gösteren bir misaldir. Bunu tashih etmek isterim.”

Oylama sonunda Anadolu Ajansı’na 50 bin liralık ek ödeme kabul edildi.

Ama rejime en yakın gazetecilerden biri olan Ziya Gevher Etili’nin konuşması kısa sürede sonuç verdi. Önce Anadolu Ajansı Başbakanlığa bağlandı.

4 Mayıs 1942 günü ise Başbakan Refik Saydam’ın yayınladığı bir genelgeyle aralarında Rosette Coryell’in de olduğu hepsi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan Musevi ve “dönme” 26 ajans çalışanının işine son verildi.

Karar, Başbakanlık Basın Dairesi Genel Müdürü Selim Sarper’in Almanya karşıtı Anadolu Ajansı müdürü Muvaffak Menemencioğlu’na bir uyarısıydı da. Aynı zamanda Almanya’ya çakılmış bir selam.

Johannes Glasneck’in Alman Faşizminin Türkiye’deki Propaganda Faaliyetleri kitabında yer verdiği 1942 yılında Ankara’daki Alman Büyükelçiliği’nden Berlin’deki Nazi iktidarına geçilen telgraflarda Türkiye medyasından ve özellikle Anadolu Ajansı’nın Almanya karşıtı haberlerinden şikayet edilmekteydi.

Glasneck'in kitabına göre, 26 Musevi ajans çalışanının işten çıkarılması haberi için telgraflarda  şöyle denmişti: “Düşmanı destekleyen Yahudi elementlerin Anadolu Ajansı’ndan temizlenip, ajans haberlerinin istenilen yöne çekilebileceği umulmaktadır.”

Rosette Coryell, işten çıkarıldıktan sonra New York gidip doktora yaptı, sonra Paris’e gidip dünyaca ünlü savaş fotoğrafçısı Robert Capa ile çalıştı.

Başbakan Doktor Refik Saydam, kısa bir süre sonra Milli Şef İnönü ile anlaşmazlığa düştü, 7 Temmuz 1942’de de besin zehirlenmesi sonucu öldü.

Ziya Gevher Etili, 1943 yılına kadar CHP vekilliği yaptı. 1946’da Anadolu Ajansı İstanbul Müdürlüğüne, 1948’de ise Anadolu Ajansı Genel Müdürlüğü’ne atandı.

2015 yılında Anadolu Ajansı abonelerine şöyle bir haber geçti:

Büyük Edirne Sinagogu'nun açılışında konuşan Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç: Ülkemiz Yahudiler için huzur limanı olmuştur.