• 27.08.2017 00:00
  • (1859)

 Sovyetlerde eskiden kahraman olup, sonra ‘hain’ ilan edilenler eski mühim fotoğraflardan çıkarılır, hatta onlarla ilgili övücü eski gazete manşetleri bile arşivlerden değiştirilirdi.


Bu, Türkiye’nin de yabancısı değil.

İstiklal Harbi’nin kahramanları Refet Bele, Ali Fuat Cebesoy, Kazım Karabekir, Rauf Orbay’ın adları da Cumhuriyet kurulduktan sonra Mustafa Kemal’e muhalif oldukları için resmi tarihten ayıklanmıştı. Bununla kalınmamış, Atatürk’e suikast davasında yargılanmışlar, Nutuk’ta neredeyse hain ilan edilmişlerdi. Hâlâ adları hak ettikleri şekilde kahramanı oldukları İstiklal Harbi’nin resmi tarihinin içine girebilmiş değil. Bir yılını geçmemiş 15 Temmuz tarihinde de benzer bir revizyon sinyalleri belirdi. Bir yıl önceki yakın tarihteki rolü revize edilen isim, 15 Temmuz’dan bu yana Ömer Halisdemir’e verdiği ve darbenin akışını değiştiren emir, darbe gecesi TV'lere bağlanıp yaptığı konuşmalar, arabasını durdurmaya çalışan darbecilerden kurtuluş görüntüleri ve ardından Fırat Kalkanı’ndaki rolüyle övgüyle bahsedilen eski Özel Kuvvetler Komutanı Korgeneral Zekai Aksakallı.

***

Her ne kadar bir korgeneral için kolordu komutanlığına atanmak tenzil-i rütbe değilse de, her ne kadar hem Cumhurbaşkanı hem bizzat kendisi bu atamadan dolayı bir küskünlük yaşanmadığını söyleseler de gazetelerde her gün hakkında bir yıldır duymadığımız iddialar yazılıyor.

Ağız ucuyla darbeci, FETÖ'cü olabileceğini dahi ima eden, en azından zannedildiği kadar kahraman olmadığını söyleyenlerin yaşadığı bu ani aydınlanmanın, son atama kararının peşinden gelmesi tabii ki ilginç. Ama daha ilginç olanı bu yeni tarih yazımında tek bundan bir yıl önce 9 Ağustos 2016’da Malatya Cumhuriyet Başsavcılığı’nda alınmış bir ifade olması. Bir yılı aşkındır hiç gündeme gelmemiş, kimsenin bilmediği, hatta alan savcının da üzerinden herhangi bir işlem yapmadığı bu ifadenin nasıl olup da bir yıl sonra atama kararından hemen sonra tozlu rafından indirilip, dolaşıma sokulduğuna gelmeden önce ifadenin ne olduğunu hatırlayalım.

İfadeyi veren kişi 15 Temmuz 2016 günkü rütbesi ve pozisyonuyla Van’daki Asayiş Kolordu Komutanı Korgeneral İsmail Metin Temel. Darbeden sonra korgenerallikte 3 yıl beklemesi varken, darbede hedefteki komutanlardan biri olması nedeniyle orgeneralliğe terfi ettirilen Temel, ifadesinin de alındığı Malatya’daki İkinci Ordu Komutanlığı’na getirilmişti. Ankara’da görev yapmış olan ve hükümet çevrelerinin de güvendiği bir isim olarak bilinen Orgeneral Temel’in ifadesindeki Korgeneral Aksakallı’yla ilgili bölüm şöyle:

“Bu arada helikopter gittikten sonra beni telefondan Özel Kuvvetler Komutanı Tümgeneral Zekai Aksakallı aradı. Bana “kendisinin kaçırılmak istendiğini, kurtulduğunu, şu anda da evde olduğunu, karargâhının ise işgal edilmiş olduğunu” ifade etti. Ben de hemen karargâhına gitmesini, karargâhı temizlemesini söyledim. Kendisi “dışarıdan çatışma seslerinin geldiğini, çıkacak durumda olmadığını, hanımını teskin etmekle meşgul olduğunu” ifade etti. Ben de “Özel Kuvvetler’e ait bir helikopterin geldiğini, şakayla karışık vaziyette ‘İnfaza göndermişsin’ dedim. Ancak bu hususu bertaraf ettiğimizi ifade ettim. Kendisi bu hususta hiçbir yorum yapmadı. Bu görüşme kendisinin beni cep telefonundan araması ile gerçekleşti. Bu tür bir görüşme mutad bir görüşme değildir. Daha sonra Van Sıkıyönetim Komutanlığı’na darbecilerin atamış olduğu Kurmay Albay Ali Yalçın beni telefonla arayarak “Böyle bir kalkışma olmuş komutanım” dedi. Görüşmem, bittikten sonra Van Emniyet Müdürü’ne “Müdürüm bunlar benim yaşayıp yaşamadığımla ilgili ateşle keşif yapıyor” şeklinde söyledim. Hatta daha sonra öğrendiğim kadarıyla Ankara’daki evimi bir general aramış, “Komutanımla görüştünüz mü?” diye eşine sormuş, eşim de “Benimle görüştüğünü, sesini duyduğunu ifade etmiş. Daha sonra bu kişi telefonu kapatmış.”

***

Bu ifadenin sansürsüz hali, çünkü birkaç gündür dolaşımda olan ifadede en kritik son üç cümle yok. Orgeneral, ifadesinde Korgeneral Aksakallı’nın darbe gecesi evinde eşini teskin ettiğini söylemesinden daha ağır bir ithamda bulunuyor; Aksakallı’nın, darbecilerin kendisi için gönderdiği helikopterden sonra mutad olmayan bir şekilde telefonla arayıp derdest edilip edilmediğini kontrol ettiğini iddia ediyor. Ama bu kadar ciddi bir suçlamayı “yarı şaka” olarak yapıyor, en azından Aksakallı’ya telefonda böyle yarı şaka söylediğini aktarıyor savcıya.

İfadedeki bu iddiaların bu yüzden ne kadar ciddiye alınabileceğine geleceğiz. Önce; Korgeneral Zekai Aksakallı’nın bir yıl sonra ortaya çıkıveren bu ifadeye karşı dün Saygı Öztürk’e yaptığı açıklamaya bakalım:
“İfade gerçeği tam yansıtmıyor. Olaylar farklı manipüle ediliyordu. Ortam o saatlerde kirliydi. Neyin ne olduğu henüz tam olarak ilk saatlerde anlaşılamamıştı. Beni de Orduevi'nden eşimle düğün çıkışı sırasında kaçırmak istediler. Onların elinden kurtuldum. Yolda giderken otomobili bir kenara çektirip, ne olduğunu öğrenebilmek için değişik komutanlıkları aradım. İsmail Metin Temel Paşa'yla da, otomobilimi durdurduğumuz yerde yani eve gitmeden konuştum. Eşim de o sırada yanımdaydı. Haliyle olaydan etkilenmişti. Onu da teskin ediyordum. Bazı komutanların televizyona çıkıp açıklama yapmalarını o konuşmalarımda teşvik ettim.”

Tabii dört sayfalık bir ifadenin tek bir paragrafından yazılan yazılarla olayı çözmek pek kolay değil. O halde ifadenin tamamına bakmalıyız.

Temel, ifadesinde helikopter meselesinin ne olduğunu anlatıyor. 15 temmuz 2016 günü Van’daki Kolordu Komutanı olarak helikopteriyle Hakkari Yüksekova’daki Esendere Hudut Taburu’nu denetlemeye gidiyor. Dönüşünü Siirt’e planlamış. Siirt’e döneceğini bilen FETÖ'cü darbeciler de derdest etmek için orada tertip almışlar. Ancak Temel şüpheleniyor, fikir değiştiriyor ve Van’a geri dönüyor. Onu derdest için görevlendirilen helikopter de Van’a gidiyor. Temel, jandarmadan bir JÖH bölüğünü karargâha çağırıyor ve “Hareket eden her şeye ateş emri” verdiğini söylüyor. Piste inen darbeciler de helikoptere müdahale olunca korkup kaçıyorlar.

Orgeneral Temel’in şüphelenmesinin sebebi helikopterle kalkmadan önce hava sahasının kapatıldığını öğrenmesi. Yine ifadeden okuyalım:

“Olay günü Esendere Hudut Taburu’nu denetlemeye gitmiştim. Akşam henüz hava aydınlıkken geri dönmek istediğimde, hava sahasının tüm uçuşlara kapatıldığı bildirildi. Bende bunun üzerine Kara Havacılık Komutanı Tümgeneral Hakan Atınç’ı arayarak “Niçin hava sahasının kapatıldığını” sormak istedim. Ancak kara Kuvvetleri Komutanı ve Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanı’nın orada olduğu ve uğurlama yapıldığı söylendiğinden görüşemedim.”

***

Bu ifadede belki hafıza oyunları yüzünden saatler arasında çelişkiler var. Google’dan 15 Temmuz 2016 günü Hakkari’de akşam ezanının 19.30’da okunduğunu hemen öğrenmek mümkün. Yani akşam kararmadan uçmak isteğini bildirdiği telefon konuşmasını bundan epey bir süre önce yapmış olması gerekir. Ama o zaman da o gün Genelkurmay Başkanı’nın emriyle Kara Kuvvetleri Komutanı Salih Zeki Çolak’ın Kara Havacılık Okulu’na giriş ve uğurlama saatleriyle tutmuyor. Çünkü girişi 18.45, uğurlanması ise 21.25.

İfadede bir kişi hakkında daha ilginç bilgiler var. O günkü üst rütbelisi, şimdi selefi olan 2. Ordu Komutanı Orgeneral Adem Huduti.

Temel, darbe akşamı önce ulaşamadığı Huduti ile daha sonraki saatlerde karargâha gelmesi üzerine görüntülü telefon bağlantısı kurduğunu ifadesinde anlatıyor. Bunun bir FETÖ darbesi olduğunu, sıkıyönetim emirlerine uymayacağını söylediği Huduti’nin de aksi bir emirde bulunmadığı ifade ediyor. Daha sonra 01.00’de tekrar görüşüp, darbeye karşı Anadolu Ajansı’na ya da TV'lere gönderilmek üzere bir açıklama yapmalarını, hiyerarşi gereği bunu da Huduti’nin yapması gerektiğinde karar kılmışlar. Huduti “Tamam” demesine rağmen bu açıklamayı yapmamış. Bunun üzerine Temel, bir kere daha aramış. Huduti, yazdığı açıklamayı telefonda okumuş, mutabık kalmışlar. Fakat buna rağmen açıklama yine yapılmayınca bir kere daha Temel, sebebini öğrenmek için komutanını aramış. Bu kez telefonu Huduti’nin emir subayı binbaşı açmış, Huduti de koltukta sırtı dönük olarak oturmaktaymış. Emir subayı “Burada çok sıkıntılı durumlar var” demiş ve Huduti’yle de kendisini görüştürmemiş. Ardından Temel kendisi, Emniyet Müdürü kanalıyla NTV’ye bir SMS'le darbeye karşı olduğu mesajını göndermiş. İlginç tarafı, bütün bu ısrara rağmen o gece darbeye karşı mesajı yayınlamayan Adem Huduti ile ilgili ertesi gün savcılığa giderek bir ifade daha vermiş İsmail Metin Temel ve Huduti’nin FETÖ’cü ya da darbeci olmadığını anlatmış. Adem Huduti bir yılı aşkın süredir darbeden tutuklu ve yargılanması sürüyor.

Bu ifade adı geçen ve 14 aydır tutuklu yargılanan bir diğer isimse o tarihte Şırnak’taki Asayiş Tümen Komutanı olan Tümgeneral Abdullah Baysar. İsmal Metin Temel’e bağlı bir ast birlik bu. Yine aynı helikopterle ilgili ifadede şöyle geçiyor Tümgeneralin adı: Şırnak Tümen Komutanı Abdullah Baysal’ı bu konuda telefonla ikaz ettim. Şayet böyle bir durum olursa, ateş etmelerini, indirmelerini söyledim. O da “Ateş etmeyelim komutanım, gelenlere bir bakalım” dedi.

Ama tutuklu yargılanan ve henüz mahkemeye çıkmamış Tümgeneral Baysar’la ilgili düzenlenen iddianamedeki tanık ifadeleri, Temel’in bu ifadesindeki imayı da desteklemiyor. Darbeciler tarafından hazırlanan atama listesinde adı Şırnak Sıkıyönetim Komutanı olarak yazılan Baysar, emrin gelmesinden 15 dakika sonra Vali ile telefonda görüşüyor ve Vali’nin ifadesine göre “Böyle paçavra emir mi olur diyerek emri kenara attığını, sabah neyse şimdide aynı yerde olduğunu” söylüyor. İfadelere göre bu görüşmeye İl Emniyet Müdürü de şahitlik etmiş. İddianamede Baysar’ın o görüşmeden sonra Vali ile 55, Emniyet Müdürü ile 10 telefon görüşmesi bulunuyor. Yine İddianameye göre darbecilerle birlikte hareket eden ve Cizre il merkezine doğru harekete geçen ve Tümgeneral Baysar’ın gece boyu ulaşamadığı Çakırsöğüt Komando Tugayı Komutanı Tuğgeneral Ali Osman Gürcan’ın durdurulması için de Emniyeti uyaran isim Tümgeneral Baysar. Bu konvoyun durdurulması için talimatın Cizre Emniyet Müdürlüğü’ne Baysar tarafından verildiği o geceki telsiz kayıtlarında tekrarlanıyor, daha sonra verilen ifadeler de bunu destekliyor. Bu komando birliğinin durdurulması önemliydi. Çünkü eğer durdurulmasalardı, Semih Terzi’nin birliği gibi Ankara’ya darbeye desteğe gideceklerdi.

***

Tabii ki bu konudaki gerçek mahkeme safhasında ortaya çıkacak. Darbe gecesi yaşananlar hakkında tek bir ifade hiç bir şey söylemeyebilir hatta yanıltıcı dahi olabilir. Çünkü o gece askerler içinde darbeye net karşı duranlar kadar kimin kazanacağını bekleyen yelkenciler de vardı. O yüzden bütün ifadeler bu isimler arasındaki dengeler, çekişmeler, o gece yapıp yapmadıklarını saklama değiştirme abartma çabalarıyla birlikte değerlendirilmeli. Ayrıca günün ihtiyaçlarına göre tarihi revize etmek hele de o tarihin üzerinden daha bir yıl henüz geçmişken pek de mümkün değil.

Peki o halde rutin bulunabilecek bu terfinin ardından Korgeneral Aksakallı’nın darbedeki rolünü tersine çevirme çabasının motivasyonu ne?

Teammüllerin bir kere de onun için delinip o geceki performansı için ödüllendirilmesi beklenirken, Ankara’dan, Suriye’den uzaklaşması, Özel Kuvvetler’deki üst kadronun tamamen değişmesinin sebebi ne olabilir?