• 11.02.2018 00:00
  • (1782)

 “Kut-ül Amare zaferi, Türkiye'de 1952 yılına kadar Kut Bayramı olarak kutlanmaya devam etti. Ancak Türkiye'nin NATO'ya üye olmasının ardından İngilizler, bayramın kaldırılması için baskı yaptılar. Baskılar üzerine de Türkiye, bayram kutlamasına son verdi. İngilizlerin baskısı o kadar yoğundu ki Kut-ül Amare zaferi ve Kut Bayramı'na yönelik tarihi bilgiler, okullardaki tarih kitaplarından bile silindi.”

Bu aralar TRT’de dizisi oynayan Kut-ül Amare Zaferi ile ilgili neredeyse bütün popüler kitaplarda, haberlerde, köşe yazılarında, yıldönümü nedeniyle kuşe kağıda basılmış anı kitaplarında, haberlerde, konferans konuşmalarında herkesin en az bir kere duyduğu bir klişedir bu.

İlk kimin söylediği, bilginin kaynağı ise meçhul.

İnternette yapılacak bir  aramada karşınıza çıkacak en eski kaynak 2012 yılında çıkmış bir köşe yazısı. Burada da herhangi bir kaynak belirtilmemiş.

https://www.yenisafak.com/yazarlar/suleymangunduz/ktul-amare-zaferi-32162

Daha sonra 2016’daki zaferin 100.yılındaki kutlamalarında bu “Unutturuldu” iddiası sık sık tekrarlanınca da kimse bilginin kaynağını merak etmemiş,  en fazla kimin zamanında unutturuldu tartışmaları yaşanmış.

Herhalde Google’da bu meseleyi araştıranların ilk karşısına çıkacak olan “İngilizler rica etti, Kut’ül Amare kutlamalarını o kaldırdı” başlıklı ve bir Menderes resmiyle açılan Hürriyet haberi, bu karşı salvolardan biri olarak üretilmiş. Ama o haberin de kaynağı “Tarihçiler” diye adları belli olmayan görünmez varlıklar.

Mesela bu konferanstaki konuşmacı haberdekinden daha da iddialı konuşmuş:

“Kut-ül Amare Atatürk’ün sağlığı döneminde bir zafer olarak her yıl kutlanmıştır. 1952 yılına kadar, o yıl NATO’ya girdik, İngilizleri darıltmamak adına Demokrat Parti tarafından Zafer Bayramı olarak kutlanması iptal edildi. Şimdi çok konuşuluyor ya Kemalistler onu yaptı diye 1952’ye kadar kutlanırdı.”

http://www.milliyet.com.tr/kut-ul-amare-ve-ataturk-buyukcekmece-istanbul-yerelhaber-1346593/

2016 yılındaki 100. Yıl kutlamaları için Cumhurbaşkanlığı’nın bastığı, içinde arşivlerde Halil Kut Paşa ve Kut Zaferi ile ilgili bütün yazışmaların ve belgelerin olduğu kitapçığın önsözünde de bu klişe tekrarlanmış. Ama ne ilginçtir ki kitabında içinde 1952’ye kadar kutlanan Kut Bayramı hakkında tek bir belge, fotoğraf, yazışma, not yok. Kitabı hazırlayan Başbakanlık arşivlerinden tarihçi, önsözde bu kutlamaların NATO’ya girerken 1952 yılında İngilizlerin isteğiyle kaldırıldığı bilgisini ise başına “bir rivayete göre” notunu düşerek paylaşmış.

Kutlamalarla ilgili arşivlerde bir fotoğraf, haber, belge bulunamayınca, bu kez kutlamaların her 29 nisan’da ordu içinde yapıldığı iddia edildi. Ama örneğin 2016 yılında yine 100. Yıl Kutlamaları çerçevesinde Harp Akademileri Komutanlığı’nın düzenlediği Kutu’l Amare 1916 sempozyumunda, bu kutlamalar ve ya bu kutlamaların kaldırılması hakkında herhangi bir bilgi, belgeden bahsedilmedi, bu konuda bir tebliğ sunulmadı. Tam tersine sempozyum kitabında Çankırı Üniversitesi öğretim görevlilerinden Ahmet Özcan’ın tebliği tam da Kut Bayramı ve NATO üyeliği sırasında kutlamaların bitirildiği iddialarının kaynağını araştırıyor. Sonucu: “Kutü’l Amare zaferi kutlamalarıyla ilgili söylenenleri destekleyecek argümanlar zayıftır... Bu zaferin kutlandığı belirtilen yıllarda kutlanması pek mümkün görünmemektedir. Kutlanmış olmasıyla ilgili en iyi ihtimal, bu cepheyi görmüş, romantik askerler ve muharipler derneği gibi resmi olmayan grupların bir faaliyeti olmasıdır. Ayrıca askeri okullarda harp tarihi çerçevesinde ilgili günde bir anma, sunum vb. şeyler yapılmış olabilir.”

Özcan’ın tebliğinde herhalde Harp Akademileri’nde sunulduğu için daha fazla açamadığı esas kritik cümle “Kutlandığı belirtilen yıllarda kutlanması pek mümkün görünmemektedir” cümlesi.

Çünkü aslında bu hikayede esas unutturulan Kut’ül Amare Zaferi değil ondan sonra olanlar. Özellikle de Halil Kut Paşa’nın başına gelenler.

Zaferden 9 ay sonra Kut ve ardından Bağdat düşmüştü ve artık yıldönümünde kutlanacak birşey kalmamıştı. Halil Paşa da Enver Paşa’nın amcasıydı ve Atatürk için hep bu riski barındıran bir isim oldu. Cumhuriyetin ilanından sonra ülkeye girişine bile araya giren Karabekir’in “Hiçbirşey yapmayacak, sakince yaşıyacak” teminatlarıyla izin vermişti.

O yüzden onun zaferinin kutlanması diye birşey pek mümkün değildi. Zaten hakkında çıkan yazılara gönderdiği cevaplar, Kut’tan beri arlarında büyük çatışma olan emrindeki eski subay Ali İhsan Sabih Paşa ile 1943’de mahkemelik olması dışında kimse ondan bahsetmedi.

1957’de vefat ettiğinde son işi emekli paşalara geçimleri sağlamaları için İsmet Paşa’nın bulduğu bir iş olan Merkez Bankası murakıplığıydı.

Aslında Kut Zaferi’ni kimse bize unutturmadı. Biz, Birinci Dünya Savaşı’nda büyük yenilgiler aldığımız Irak ve suriye cephelerini tümden unutmayı seçtik, Cumhuriyet rejimi bu yenilgiden sorumlu tuttukları İttihatçıları tarihten silmek istedi.

Bütün bu yenilgiler içinde büyük bir zafet kazanmış Halil Paşa da bu karmaşa da unutuldu. Hatta mezar yeri bile uzun süre kayıptı.

Bütün bunları hatırlamaktansa “İngilizler bize unutturdu” demek tabii ki daha kolay.