• 27.02.2018 00:00
  • (1835)

 Geçen hafta Alman Federal Meclisi Bundestag’da ilginç bir oylama yapıldı.

Oylanan 24 Eylül 2017’deki genel seçimlerde yüzde beş barajını geçerek Meclis’e 92 vekil sokmayı başaran ırkçı Almanya için Alternatif (AfD) partisinin verdiği bir önergeydi.

http://www.dw.com/tr/afdnin-deniz-y%C3%BCcel-%C3%B6nergesine-ret-gazeteciye-k%C4%B1nama-yok/a-42704720

AfD,  Alman Hükümeti’nden 2011 ve 2012 yıllarında die tageszeitung'da (TAZ) yazdığı iki köşe yazısı yüzünden gazeteci Deniz Yücel’i resmen kınamasını istiyordu.  Önerge görüşülürken Deniz Yücel bir yıllık tutukluluktan sonra Alman devletinin resmi girişimleriyle serbest kalmıştı. Zaten ırkçı parti de bu önergeyle “böyle bir adam için nasıl uğraşırsınız” demekteydi.

Partinin tavrını eş genel başkanı Alice Weidel’in 16 Şubat’ta Deniz Yücel’in tahliyesinden sonra attığı tweet özetliyor: "Yalan haber: Deniz Yücel ne Alman'dır ne de gazetecidir."

Peki, ırkçı AfD’nin Deniz Yücel’le derdi neydi?  7-9 yıl önceki köşe yazılarında Deniz Yücel ne yazmıştı da, hükümetten resmen kınaması isteniyordu?

Yazılar, 2010 yılında sosyal demokrat Alman Merkez Bankası Yönetim Kurulu Üyesi Thilo Sarrazin’in yazdığı ve bestseller olan “Almanya Kendini Yok Ediyor” adlı kitap hakkında yazılmış iki sert eleştiriydi.

Ama önce, Sarrazin’in uzun süre çok satanlar listesinde kalan ve Almanya’daki göçmen düşmanlığı ve yeni nesil ırkçılığın gözdesi kitabını bir kaç alıntıyla hatırlayalım:

“Müezzin sesi duymak istesem doğuya gider orada yaşarım." “Türkçe konuşulan, günün ritmini müezzinlerin ezan sesinin belirlediği bir ülkede yaşamak istemiyorum.” “Türkler ancak manav veya dönerci olabilir.” “1960 ve 1970'li yıllardaki Alman ekonomisini ayağa kaldıran Türk göçü büyük hataydı.” “Göçmenler Almanlardan daha düşük zekalı. Almanya giderek aptallaşıyor ve küçülüyor. 100 yıl içinde sadece 25 milyon Alman, 300 yıl sonra sadece 8 milyon Alman kalacak.” “Göçmenlerin yüzde 40'ı geçimlerini üretime katkıda bulunmadan sosyal devleti sömürerek sağlıyor, topluma uyum göstermiyor, Almanya için yük oluyorlar.” “Türkler, devletin cebinden geçinen, çocukların eğitimi ile ilgilenmeyen ve sürekli başörtülü kız çocukları üreten bir topluluk.” Türkçe gazete okuyan, Türk eşi ve Türk arkadaşları olan, Türk kahvesinde oturan ve akşamları Türkçe televizyon izleyen birini nasıl entegre edebilirsiniz?”

Deniz Yücel’in, Sarrazin’in “Almanya Kendini Yok Ediyor” kitabına karşı 2011 yılında TAZ’a yazdığı yazı, kitabın adına sert bir göndermeydi: "Süper, Almanya kendini yok ediyor!"

Mizahi bir dille yazılmış yazıda Yücel, Almanya’da doğum oranlarının düşmesini hatırlatarak şöyle demiş: "Avrupa'nın ortasında yakında milletsiz bir alan oluşacak ama bu üzücü değil. Çünkü Almanlarla yalnızca kimsenin özlemeyeceği şeyler yitip gidecek. Almanların yakında gerçekleşecek çöküşü, millet ölümlerinin en güzeli."

2012 yılında kitapla ilgili yazdığı başka bir yazıda ise Sarrazin’in kısmı yüz felci geçirdiğini iddia edip, bir dahakinin beyin felci olmasını dilediğini yazmış. Bu, yazı üzerine gazeteye 20 bin Euro ceza verilmiş ve yazı da siteden kaldırılmış.

AfD’ye göre bu iki sert hiciv yazısının gösterdiği gibi Deniz Yücel, “tescilli bir Alman ve Almanya düşmanı” ve “halkı kin ve düşmanlığa tahrik edici beyanlarda bulunuyor”, hükümet de “Yücel’in hapishaneden kurtulması için özel çaba sarf ederek bu fikirleri onaylamış oldu.”

Önerge lehine AfD grubu adına Meclis’te konuşan Gottfried Curio, Yücel’in bu yazılarından bölümler okuyarak hükümeti böyle biri için uğraştığı için eleştirdi ve Yücel’in bu kadar nefret ettiği Alman vatandaşlığını da geri verebileceğini söyledi.

Önergeye karşı kürsüye çıkan diğer partilerin sözcüleri ise AfD’ye karşı çok sertti.

Merkel’in partisinin sözcüsü “Bir hiciv yazısını değerlendirmek için Alman Meclisi yanlış yer” derken, sosyal demokrat SPD sözcüsü ve Yeşiller adına Cem Özdemir, kürsüden AfD sıralarına ırkçı olduklarını söyleyip, Almanya’da fikir özgürlüğü olduğunu hatırlattılar. Özdemir daha da ileri gidip “AKP’nin Almanya’daki devamı AfD” bile dedi.

Yapılan oylamada önerge 77 “evet”e karşı 552 “hayır”la reddedildi. AfD’nin 92 vekilinden bir kısmı da önergeye “evet” oyu vermedi.

Deniz Yücel,  sivri dilli bir gazeteci ve köşe yazarı olarak tanınıyor. Sadece Türkiye’ye karşı değil, görüldüğü gibi Almanya’ya karşı da.

Alman Cumhurbaşkanı Gauck’a “Yahudilerin yerine yabancıları koyuyor” diyerek Almanya’da epey ağır olan bir Nazi  benzetmesi yapmış, istifa eden Alman Papa Ratzinger’in yerine, Arjantinli Francis’in gelmesi için de  “Hitler gencinin yerinde cuntanın adamı geldi” diyerek yine tepki çekmişti.  (Hitler’in Gençliği/Hitlerjugend: Nazilerin resmi gençlik örgütüydü ve genç Ratzinger bu örgütün bir dönem üyesi çıkmıştı. Papa Francis’in de Arjantin’deki askeri cuntayla işbirliği yaptığı iddia edilmişti.)

Türk asıllı genç bir Alman gazeteciden gelen bu epey sert eleştirilerin benzerlerinin Türkiye’de doğmuş bir Alman gazeteci tarafından yapıldığını düşünmek bile epey zor.

Ama benzer sert ve frensiz eleştirileri Türk asıllı bir Alman gazeteci olarak Türkiye’ye yönelik yaptığında sonucun ne olduğu biliniyor.

Türkiye’de bir yıl iddianamesiz hapis yatmasının sebebi, nihayet bir yıl sonra tahliyesiyle birlikte çıkan iddianameyle ortaya çıktı.

Bir yıl boyunca yazılamayan iddianame sadece 3 sayfa. Bu üç sayfanın bir buçuk sayfası da Deniz Yücel hakkındaki iddialarla ilgili değil.

“PKK/KCK, DHKP-C, MLKP, EL Kaide, FETÖ, DAEŞ ve diğer birçok örgütün Türkiye Cumhuriyeti devleti anayasal düzenini, egemenliğini ve otoritesini ele geçirmeyi hedefleyen...” diye başlayan iddianame “son birkaç yıllık süreç içesinde tüm terör örgütlerinin her biri ayrı ideoloji ve yapılanmada olmalarına rağmen adeta birbirleriyle işbirliği içindeymişçesine hareket ederek terörize faaliyetler içerisine girdikleri bu yöndeki faaliyetlerinin amacının da her halükarda Türkiye Cumhuriyeti devletini yıpratmak, yok etmek, zayıf düşürmek olduğu açıkça anlaşılmıştır” diye devam ediyor.

“Adeta”, “içindeymişçesine”, “her halükarda” lı ifadelerle dolan ilk bir buçuk  sayfadan sonra son bir buçuk sayfada Deniz Yücel’in 18 yıl hapsi istenen suçları sıralanmış. Bu suçlar “Alman Federal Cumhuriyetinde yayın yapan bu nedenle de Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına göre basın Kanunu kapsamında yer almayan Die Welt isimli yayın kuruluşunda Almanca dilince suç teşkil eden bir kısım yazılar.”

Yedi adet Die Welt’te yazdığı yazı, haber ve röportaj Almanca’dan çevrilmiş ve terör örgütlerinin propagandasına hizmet ettiği iddia edilmiş.

“PKK’nın başkomutanı Öcalan” ve “rütbeli bir PKK komutanı” diyerek PKK’yı yücelttiği, “darbenin arkasında Gülen’in destekçileri olduğu hakkında kesin kanıt olmadığını” yazarak FETÖ propagandası yaptığı, Cemil Bayık’la röportaj yaparak fikirlerini geniş kitlelere yansıttığı (ki bu röportajda Bayık’a PKK’nın infazları, iç infazlar hakkında ve “30 bin insanın ölümünün sorumluluğunu alıyor musunuz” gibi zor sorular da sorduğu iddianamede yer almıyor),  Cizre’de ve PKK’ya yönelik operasyonlarla ilgili yaptığı iki haber, Ermeni soykırımından bahsetmesi ve bir de Türk devletinin Kürtlere tavrının en iyi anlatan fıkra diye anlattığı bir fıkra bu propaganda suçu için sıralanalar arasında.

İddianamenin sonunda bir not olarak da ilk tutuklanma gerekçesi ve bir buçuk yıl boyunca hakkında yapılan haberlerdeki iddialara temel teşkil eden yani “bilişim sistemine hukuka aykırı olarak girme, silahlı terör örgütüne üye olmak” gibi suçlamalardan hakkında kavuşturmaya gerek olmadığı kararının verildiğini öğreniyoruz. Casusluk suçlamasından ise bahis yok.

Günün sonunda, Alman Meclisi’nin ırkçı parti dışında fikir özgürlüğü dediği Türk asıllı gazetecinin sert diline, Türk yargısı bir yıl tutuklama cezası vermiş oldu.

Günün sonunda Almanlar kendilerine de epey laf saymış bir Türk asıllı gazeteciyi Türkiye’deki hapishaneden kurtardılar.

Bütün bunlardan geriye de bu kurtarma hikayesinin ülkeye yükü ve üç sayfalık bir iddianame kaldı.