• 24.06.2018 00:00
  • (1595)

 1959 yılında Irak’ta meydana gelen darbeden sonra Kerkük’te Türkmenlerle Kürtler arasında çıkan çatışmalar Türkiye’de de tepki yaratmış, emekli asker olan bir CHP milletvekili Meclis’te Demokrat Partili Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu’ya “Buna karşı misliyle bir mukabele yapmayı düşünüyor musunuz” diye sormuştu. “Misliyle mukabele” sözü, İstanbul’da ve Ankara’da yaşayan çoğu varlıklı ve eğitimli Kürtlerin tepkisini çekmiş, Meclis’e toplu telgraflar çekilerek vekil kınanmıştı.

O protesto telgrafını imzalayanlar arasında Ankara Hukuk Fakültesi’nde okuyan Kürt öğrenciler de vardı.

Bir süre sonra telgrafı imzalayanlar Kürtçülük iddiasıyla gözaltına alınmaya başlandı.

İstanbul ve Ankara’da gözaltına alınanların sayısı 50’ye varmıştı.

Sonra Ankara Hukuk Fakültesi üçüncü sınıf öğrencisi Emin Batu, hapishanede rahatsızlanıp kan kusarak vefat edince, sayı 49’a düştü. Bu muameleyi kendine yediremeyen genç öğrenci, ölmeden önce duvarına kanıyla “Esaret bahçesinde bir gül olmaktansa, hürriyet bahçesinde bir diken olmayı tercih ederim” diye yazmıştı.

İdamla yargılanan o 49 kişiden biri Enis Batu’nun Ankara Hukuk’tan arkadaşı Cizreli bir öğrenciydi; Nurettin Yılmaz.

1936’a Cizre’de doğan, Türkçe’yle ilkokulda tanışan Yılmaz, ömrünün baharında devletin soğuk yüzüyle tanışmıştı.  ‘49’lar Davası’ndaki tutukluluk günlerinden sonra cezaevinden çıktı,  Ankara’da avukatlık ve Cizre’de öğretmenlik yaptı.

37 yaşındayken, 1973 seçimlerinde,  12 Mart muhtırasına direnmiş, Kemalizm’i “gardırop devrimciliği” diyerek eleştirmiş, genç lider Ecevit’in CHP’sinden Mardin milletvekili olarak Meclis’e girdi.

Ama Meclis’te de rahat durmadı. İçişleri Komisyonu Başkan yardımcılığı görevi sırasında 1975 yılında güvenlik güçlerinin Viranşehir’de sınırda vurduğu 20 kaçakçı köylü için diğer Kürt vekillerle birlikte araştırma önergeleri verdi.

Beytüşşebap’da meydana gelen benzer bir olayı araştırdığı için şüpheli bir biçimde öldürülen Hürriyet’in Diyarbakır muhabiri Aziz Korkmaz cinayetinin peşini bırakmadı.  İnsan hakları ihlallerini Meclis’in ve komisyonun gündemine taşıdı.

Bu gayretleri 1977 yılında CHP’nin onu aday göstermemesiyle sonuçlandı. Ama yılmadı, Mardin’den bağımsız aday oldu. Oyların üçte birini alarak bütün partilerin önünde bağımsız olarak Meclis’e girmeyi başardı.

Ama bağımsız bir milletvekilinden de fazlasıydı. MC (Milliyetçi Cephe) hükümetine karşı, küskün olduğu CHP hükümetine güvenoyu vermekten çekinmedi. 1978’de sıkıyönetimin uzatılmasına karşı tek başına ret oyu kullandı. 141, 142, 163. Maddelerinin kaldırılması ve değiştirilmesi için önergeler verdi. Bir keresinde önergesi Meclis gündemine girip, tartışıldı. Her fırsatta kürsüye çıkıp, inandıklarını söyledi.

1978’te Suriye sınırındaki mayınların kaldırılması için yaptığı konuşma yüzünden yine “Kürtçülükle” suçlanınca binlerce insan ölmeden erken uyarılardan birini yaptı;

“Türkiye’de sadece Türk bayraklarının dalgalanmasını isteyen bir milletvekili olarak söylüyorum. Yarın bir Kürt isyanı çıkarsa bunun sorumlusu Türkiye’yi doğu ve batı olarak ikiye ayıran sözler olacaksınız.”

1980 yılında, yaklaşan darbenin gerekçelerinden biri olacak, 114 turda Cumhurbaşkanı seçemeyecek Meclis’te, ortaya hiçbir adayın çıkmaya cesaret edemediği ikinci turda adaylığını koydu.

Adaylığını koyarken gazetecilere yaptığı açıklama ise daha sonra peşini bırakmayacaktı:

“Meclis’in mevcut yapısıyla seçilemeyeceğimi biliyorum. Ama bir Kürdün de cumhurbaşkanlığına aday olabileceğini kanıtlamak için adaylığımı koydum. Bir Kürt neden cumhurbaşkanı olmasın?”

634 üyeden 556’sının katıldığı oylamada 352 oy boş, 80 oy ise Nurettin Yılmaz’a çıkmıştı. Muhsin Batur’a 14, ihsan Sabri Çağlayangil’e 8, Humeyni’ye ise 3 oy...

Yine 1980 yılının ortalarında Helsinki’de düzenlenen Dünya Barış Konferansı’nda yaptığı konuşma yüzünden bir kere daha okların hedefi oldu.

Bir kaç ay sonra yönetime el koyan 12 Eylül 1980 darbecileri bu adaylığını unutmadılar.

Darbeden sonra gözaltına alındı.  Diyarbakır’a götürülmek üzere bindiği uçakta bir ara tuvalete gitmek için kelepçelerinin çıkarılmasını istedi. Tuvalete girdi. Bir süre sonra, nöbetçi çavuş tuvaletin kapısını çaldı; “Orda mısın?”. Yılmaz, henüz başına geleceklerinden habersiz espriyle cevap verdi: “Hayır Malatya havaalanındayım!”

Darbenin karanlık yüzüyle ise yatırıldığı Diyarbakır cezaevinde karşılaştı:

“Evraklar teslim edildi. Beni teslim alan çavuş, ‘Ha, demek ki Kürdistan cumhurbaşkanı sensin ha.. Bekliyorduk seni’ dedi. Salonda yedi sekiz sivil vardı. Tıraş edilmişler ve saçları henüz yerden toplanmamıştı. Bir onbaşı, “Süpürgeyi al, yerdeki saçları topla” dedi, itiraz ettim. Bu ara bir başka gardiyan “Cumhurbaşkanını önce tıraş edelim, sonra salonu temizlesin” dedi. Kolumdan tutup tıraş sandalyesine doğru çekerek “Önce tıraş sonra temizlik, değil mi, cumhurbaşkanı?” deyince itiraz ettim. “Ankara’da milletvekilleri Mızıka Okulunda ve saçları normal. Benim saçlarımı neden üç numarayla kesiyorsun” diye sorunca “Orası Ankara, burası Diyarbakır Cumhuriyeti, bilmiyor musun? Fazla uzatma sonra keseriz dilini.” Telefonla başka komutanlarla konuştular. Koridordan yukarı çıkarken, sağ tarafta 35 nolu blok hücreye götürdüler. Çıplak bir hücre. Ne yatak, ne battaniye. İtekleyerek koydular. Buzdolabı gibi. Her taraf beton. İğrenç pis kokular.. “Bir yatak ya da battaniye yok mu” dedim. Gardiyan alaylı bir tavırla “Oğlum cumhurbaşkanına turistik otelden bir yatak ve temiz bir battaniye getirin” deyip gittiler.”

 

Daha sonra yıllarca mücadele edeceği işkencenin en kötülerini yaşadı. 1982 yılında bırakıldı, sonra tekrar Barış Derneği davasından tutuklandı.

Üç yılı bulan hapis yıllarından sonra Türkiye’nin tam olarak demokrasiye geçtiği 1987 seçimlerinde eski partisi CHP’nin devamı SHP’den milletvekilliği için başvurdu. Ama SHP, onu sakıncalı bulup adaylığını kabul etmedi.

Sonra bir sosyal demokrat olarak Özal’ın ANAP’ının kapısını çaldı. Dört eğilimi birleştirme iddiasındaki Özal, onu Mardin listelerinden aday gösterdi. Ama bu kez de karşısına YSK engeli çıktı. İtirazlarla o engeli de aştı ve ANAP milletvekili olarak bir kez daha Meclis’e girdi.

İşkenceyle mücadele protokolünün imzalanmasında, 141, 142, 163 maddenin kaldırılmasına öncülük etti. OHAL kanunlarına, sürgün-sansür diye bilinen kanuna muhalefet etti. İşkence, kötü muamele iddialarının peşini bırakmadı. “İşkence yok” diyen Özal’a itiraz edecek kadar cesurdu.

Ama aynı Özal’ın Meclis’te Cumhurbaşkanı seçilemeyeceğini söyleyen vesayetçilere karşı çıkacak kadar da demokrat:

“Bu Meclis kendisine verdiği hak ve yetkilere rağmen, bazı kişisel ihtiraslar nedeniyle kendi içinden bir cumhurbaşkanı seçemezse işte o zaman gayri meşrudur. Böyle bir Meclis’te milletvekili olarak görev yapmam, istifa ederim.”

1994’te siyaseti bıraktı. Genç yaşta içine düştüğü Türkiye’nin çalkantılı yıllarını “Yakın Tarihin Tanığıyım” adlı hatıratına sığdırdı.

Nurettin Yılmaz, iki gün önce 82 yaşında Ankara’da hayatını kaybetti. Vasiyeti üzerine cenazesi genç bir hukuk öğrencisi adayı olarak ayrıldığı memleketi Cizre’ye götürüldü.

Belki yaşadığı yıllarda adını az insan duydu, verdiği mücadeleler manşetlere çıkmadı, yeni nesiller için ise muhtemelen adı hiçbir şey ifade etmiyor.

İstiklal Savaşı sürerken Meclis’te haksız yere kapatılan gazetelerin hesabını soran Hüseyin Avni Ulaş, cumhuriyet kurulmadan kadınların oy hakkı için parti kurmuş Nezihe Muhittin, muhalif vekillerin tasfiye edildiği ikinci Meclis’e Gümüşhane’den sandıkları kaçıran devletle kavga ederek bağımsız olarak girmeyi başarmış Zeki Kadirbeyoğlu, 12 Mart muhtırasının Meclis’te okunmasına tek başına itiraz etmiş Hasan Korkmazcan’ın ismi gibi...

Yarın onların koltukları ve mücadele ettikleri demokrasi için de oy vereceğiz.

Oylarımızı sandığa atarken, kimsenin akrabası, torpili olmadan, hep kendi mücadelesiyle, her seferinde yeniden ayağa kalkarak o Meclis’e girmiş, her seferinde hukuk devleti, düşünce özgürlüğü, eşitlik için mücadele etmiş, vekilliğin hakkını vermiş Nurettin Yılmaz’ı ve onun uğruna mücadele ettiği kazanımları da hatırlayalım...

Türkiye’de demokrasi, özgürlükler, hukuk devleti zaman zaman gerileyebilir ama bunlar türedi değerler değil, hepsinin uzun bir tarihi var, uğruna büyük mücadeleler edilerek kazanıldılar...

O sandıklardan adı sanı duyulmamış başka isimler de çıkar ve tekrar onları ayağa kaldırır.