• 22.01.2019 00:00
  • (1701)

 03.24.

17 Ocak Perşembe gecesi Meclis genel kurulunda “Sinema Filmlerinin Değerlendirilmesi ve Sınıflandırılması ile Desteklenmesi Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”nin görüşülmeye başlandığı saat bu. 

Sinema işletmecileriyle öncülüğünü Cem Yılmaz, Yılmaz Erdoğan, Şahan Gökbakar’ın yaptığı sinema yapımcıları arasındaki patlayan mısırlı-sinema bileti tartışmasını bitirmek için fazla mesai yaptı Meclis ve kanun o geceki görüşmelerde kabul edildi. 

Meclis’ten kanunun geçmesiyle ilgili yapılan haberlerde ise bir tuhaflık vardı.

Kişi başına düşen tuhaflık sayısının mevsim normallerinin üzerinde seyrettiği bu zamanlarda bu tuhaflık dikkatinizi çekmemiş olabilir. Bir haberden okuyalım: 

“Mısırlı bilet tartışmasına son. Sinemada işletmeci-yapımcı tartışmasını bitirmesi için hazırlanan düzenleme Meclis’ten geçti. Mısır satışı uygulamasıyla ilgili tartışmalara Kültür ve Turizm Bakanlığı da dahil olmuş ve yeni bir yasa tasarısı hazırlamıştı. O tasarı dün Meclis’te kabul edildi.”

Haberdeki tuhaflık dikkatli gözlerden kaçmamıştır.

Çünkü Cumhurbaşkanlığı sistemine göre artık Meclis’te hükümet tasarıları görüşülmüyor, bakanlıklar yasa hazırlayıp Meclis gündemine getiremiyor. Yasaları milletvekilleri hazırlıyor ve önerebiliyor.

Hatta Referandum tartışmaları sırasında yeni sistemde Meclis’in gücünün azalacağını iddia edenlere karşı çıkanların en önemli argümanlarından biriydi bu.

“Güçlü Meclis” sloganıyla gidilen referandum paketini savunanlara göre yeni sistemle Meclis esas görevi olan yasamayı hakkıyla ifa edecek, milletvekilleri üzerindeki hükümet baskısı azalacak, yasa kalitesi artacaktı. 

Türkiye’de sözler havada uçup kayboluyor.

O günlerde hararetle bu tezi savunanlardan, sistemin tasarımında da yer almış bir kaçının ne dediğini de hatırlayalım:

“Yasalar ilgili bakanlıklarda hazırlanıyor artık hazırlanmayacak. Bizimkiler halkla ilişkiler yaparlar. Amerika’daki parlamenterler klasörlerle geziyorlar bizimkilerde kanun yapacaklar. Artık parlamentodakilerin kanun yapacak nitelikte insanların olması gerekiyor. Amerika'da 70 komisyon var. Bu komisyonlar ülkenin sorunları ile ilgili yasa hazırlıyor. Biz de yasama faaliyetini yerine getiren bir sistem getireceğiz. Tüzük, komisyonlar, parlamenterlerin çalışma sistemi değişecek." 

“Tam tersine Meclis yeni sistemde çok güçleniyor. Yürütmenin, kanun tasarısı sunma hakkı yok. Kanun teklifini sadece  milletvekilleri verecek, yürütüme buna katılamayacak. Yani yürütmenin yasama üzerindeki hükümranlığına son verilmiş olacak. Bu parlamentoyu özgürleştirir.”

Oldukça iddialı vaatlerdi bunlar.

Aslında bir noktada haklılar, haberi hazırlayan Meclis muhabirlerinin, editörlerin yanıldığı bir yer var çünkü.

Gerçekten de oldukça ayrıntılı, teknik maddeler içeren bu yasanın altında Kültür Bakanlığı’nın değil, 16 AK Partili milletvekilinin imzası vardı.

Çoğunluğu hukukçu, ilahiyatçı ve inşaat mühendisi olan bu değerli milletvekilleri içinde tasarıyla ilgili olabilecek tek isim eski Kültür Bakan Yardımcısı Hatay Milletvekili Hüseyin Yayman.

2018’in son haftasında Meclis’e sunulmuş 13 maddelik tasarı mısır tartışması patlayınca 9 Ocak’ta Milli Eğitim Gençlik Kültür Spor Komisyonu’nun gündemine alındı, 14 Ocak’ta buradan hızlıca çıktı ve iki gün sonra da gece yarısı Meclis’ten geçirildi.

Bu 16 milletvekilinin böylesine teknik bir yasayı ne zaman, kimlerle görüşerek hazırladığı sorularının cevabını ise Meclis komisyonundaki tartışmaları okuyunca öğreniyorsunuz.

Bilindiği gibi eski sistemde bakanlıklar tarafından hazırlanan ve önerilen yasalar, ilgili komisyonlarda ve genel kurulda görüşülürken, bakanlar yanlarına bürokratlarını da alarak vekillere karşı tasarılarını savunurdu. Ama artık yasa tasarılarını vekiller yapacağı için buna gerek kalmamıştı. 

Ama yeni sisteme uyum için değiştirilen Meclis İç Tüzüğü’ne eklenen bir kaç maddeyle bakanların ve bürokratların Meclis genel kurulu ve komisyon toplantılarına katılabilmesinin önü açıldı. Ama önerge verme ve oylama hakları bulunmuyor.

Bunun ilk uygulamasını Meclis genel kurulundaki bütçe görüşmeleri sırasında gördük. Bakanlar eskiden olduğu gibi kendi bütçeleri konuşulurken bu kez sorulara cevap vermek üzere Meclis’e geldiler. Hulusi Akar-Özgür Özel tartışması da bu sırada yaşandı. 

Sinema tasarıyla ilgili görüşmelerde de Meclis komisyonunda bakan yardımcısı Haluk Dursun da hazır bulundu.

Komisyon başkanı tasarının görüşmelerine tasarıyı hazırlayan vekiller adına ilk sözü Hatay Milletvekili Hüseyin Yayman’a vererek başladı. Ardından ikinci sözü ise nedense bakan yardımcısına verdi. Ve bakan yardımcısı Dursun da şöyle dedi:

“Çok uzun bir dönemden beri belki de üzerinde en çok çalışılan konulardan bir tanesi bu oldu. Bu çalışma sırasında sinema sanatının önünü açmak, sorunlarını aşmak, desteklemek, tanıtmak amaçlı bir çalışma yapıldı ve bu çalışma sırasında ana fikir olarak da “Ben yaptım, oldu.” Düşüncesi yerine “Gelin, beraber yapalım.” düşüncesi hâkim oldu ve sektörün bütün paydaşları çok uzun bir süre bu çalışmalara katıldılar, ortak emeklerle bir sonuç ortaya çıktı.”

Daha sonra görüşmeler sırasında vekillerin maddelerle ilgili bazı itirazlarına ve sorularına da komisyonda hazır bulunan Kültür Bakanlığı bürokratları cevap verdiler.

Örneğin maddelerdeki bir kelime yönelik bir itiraza karşı söz alan Kültür Bakanlığı Sinema Genel Müdürü şöyle dedi:

“Yönetmelik atfından dolayı koymak durumunda kaldık.”

Bu komisyonu izleyen gazetecilerin haberi bakanlığın hazırladığı tasarı diye vermesi çok da tuhaf değilmiş. 

İncil’den Batı dillerine yerleşmiş “yeni şişede eski şaraplar”  deyimini anımsatan bu tuhaflığın iyice ayyuka çıkması ise sinema yasasının sabaha karşı saat 03.24’de Meclis genel kurulunda görüşülmesine neden olan bir önceki 71 maddeli “torba kanun” oldu.

71 maddeli torba kanunun tam adı “Vergi Kanunları ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”. 

İçerisinde Türk hava Kurumu’ndan, tarım ürünlerine lojistik depoya, yaşlılık aylığından, Gaziantep Bilim ve Teknoloji Üniversitesi adının Gaziantep İslam Bilim ve Teknoloji Üniversitesi olarak değiştirilmesine kadar birbiriyle alakasız 71 madde bulunuyor. 

Tasarının altındaki imzalara göre bu 71 teknik konuyla ilgili paketi Konya Milletvekili Ziya Altunyıldız ile birlikte yedi AK Partili milletvekili hazırlamış.

Diğer yedi milletvekili sırayla Adana, Adıyaman, Afyon, Ankara, Amasya, Balıkesir ve Bursa milletvekilleri.

Yedi vekilin illerinin A’dan başlayarak harf sırasına göre sıralanması galiba rastlantı değil.

Herhalde Gaziantep’teki bir üniversitenin adının değiştirilmesi için Konya, Adana, Adıyaman milletvekillerinin teklif vermesi tuhaf bulunacağı için son anda Gaziantep milletvekili Nejat Koçer de bir dilekçeyle teklife imzasını koymuş.

Aslında torba kanun eski sitemden kalma bir gelenek. İşleri hızlandırmak isteyen iktidar partileri bakanlıkların ihtiyacı olan yasaları diğer komisyonlarda tek tek görüşülmesi çok vakit almasın diye bir torbaya doldurup, Plan ve Bütçe Komisyonu’na getiriyor ve tasarılar oradan ivedilikle çıkarılıyordu.

Fakat eski sistemin pek de demokratik olmayan yasama kurnazlığında bile bu kadar ayrıntılı maddenin sahibi olarak vekiller karşılarında Maliye Bakanı’nı buluyor ve ona hesap sorabiliyorlardı. Şimdi ise bakanlıklarla ilgili ayrıntılı maddelerin yer aldığı torba kanunu savunma işi, altında imzaları olsa da kendi hazırlamadıkları konuya hakimiyetlerinden belli olan vekillere düşüyor. Halbuki vekillerin esas işi yürütmenin icraatlarını savunmak değil, denetlemek.

Zaten tutanaklara göre hem iktidar hem de muhalefet vekillerinin komisyonda şikayetçi oldukları bu garip rol bölüşümü yüzünden 71 maddelik tasarı üç günde komisyondan geçip, Meclis genel kurulunda kabul edildi.

Yani hala merak edenler varsa referandumda kabul edilen yeni sistemle Meclis’in yasama kalitesi, gücü artmadı, parlamento da özgürleşmedi.

Maalesef mevcut durum eski sistemin başka bir kılıkta sürmesi bile değil.

Çünkü eski sistemdeki gibi yine yasaları bakanlıklar hazırlıyor ama bu kez atanmış bakanların bakanlıkları bunlar. Seçilmiş vekillerin üzerinde herhangi bir tasarrufları olmayan bakanların bakanlıkları.

Seçilmiş vekillerin bu yasaların hazırlanmasında bir rolleri olmadığı gibi,  bakanlıkların ihtiyacı olan teknik uzmanlık isteyen yasaları vekillerin nasıl yapacağıyla ilgili bir mekanizma da düzenlenmemiş.

Bulunan formül, bakanlıklarda hazırlanan yasaların altına iktidar partisi vekillerinden uygun olanların, hatta bazen harf sırasına göre seçilenlerin imza atması. 

Halbuki örneğin Amerikan başkanlık sistemindeki yasama yürütme ayrımının temelinde Meclis’in bu yasama gücü var. Başkan ve bakanlar bir konuda Kongre’den yasa geçirmek için önce isteklerini tartışma odalarına taşıyıp lobi yapıyorlar, Kongre’nin ilgili komisyonlarına gidip ihtiyaçları olan yasalar için onları ikna etmeye çalışıyorlar. 

Türkiye’deki sistemin son halinde ise seçilmiş vekillere düşen, kendi hazırlamadıkları tasarıları, şanslılarsa komisyona gelecek atanmış bakan yardımcıları ve bürokratlarla muhatap olup, doğru düzgün tartışamadan onaylamak.

Hatta bazen sabaha karşı 03.24’de neden bu kadar acil olduğu anlaşılamayan bir sinema paketini bakanlık temsilcilerinin bakışları arasında görüşüp, onaylamak. 

Üstelik patlamış mısır bile bu pakete dahil değil...