• 19.06.2020 00:00
  • (904)

  Önceki akşam Habertürk televizyonunda ilginç bir tartışma yaşandı. 

Türkiye’nin Nabzı programının tartışmacılarından emekli bir askeri hakim olan avukat Salim Şen, programın diğer konuklarından Vatan Partisi lideri Doğu Perinçek’in HDP’nin kapatılması gerektiğini anlattığı konuşmasından sonra, artık milli bir TV sporu olan HDP’siz HDP’nin tartışılmasına tepki gösterdi “Ne manidardır yıllardır HDP konuşulur, yalnız burada değil hiçbir mecrada HDP gelip kendisini savunamaz, ama legaldir. Meclis’te grup toplantısı yapar. Meclis kürsüsünden daha kutsal bir yer var mıdır?” diye sordu. 

Ucu Habertürk’e de dokunan eleştiriye program sunucusu Didem Arslan Yılmaz cevap verdi: “Salim bey bu soru sık sık geldiği için söylüyorum. Sonuçta biz kamu kuruluşu değiliz, özel bir sektörüz. Bu bir tercihtir. Bu tercihin nedenleri öyle ya da böyle farklıdır. Ama zaman zaman bu ekranlarda HDP’liler olmuştur.”
 
Dün bu açıklamaya yoğun eleştiriler gelince, kanalın ekran yüzleri Habertürk’ün konuk seçimi kriterlerini anlatan açıklamalar yaptılar. 

Örneğin Mehmet Akif Ersoy şöyle yazdı: 

“Devletin birliği ve vatanımızın bütünlüğüne kastederek, silahlı kalkışma yürüten PKK terörüne karşı; Vatanımızı milletimizi ve demokrasimizi savunma mücadelesini yurt içinde ve dışında kanıyla canıyla sürdüren güvenlik güçlerimizin bu şerefli, uluslararası ve ulusal hukuk açısından tamamen meşru olan mücadelesine saygılı olmayan, bu kapsamda, PKK’yı terör örgütü olarak görmeyen ve kanlı eylemlerini açık seçik bir şekilde kınamayan kişileri ve temsilcileri tartışma programlarına evrensel yayıncılık ilkeleri ve kendi yayın çizgimiz gereğince davet etmiyoruz.”

Veyis Ateş ise şöyle dedi:

“Terör örgütleriyle araya mesafe koymayanları, kanlı eylemleri kına(ya)mayanları Habertürk ekranlarına davet etmiyoruz, etmeyeceğiz de...”

Ne ilginçtir ki bugün böyle kriterler ileri süren kanal, 2015 yılı içerisinde 14 Ocak, 17 Şubat, 6 Mart, 22 nisan, 14 Temmuz, 28 Ağustos’ta yani neredeyse her ay HDP lideri Selahattin Demirtaş’ı ağırlamıştı. Üstelik, bu programlardan biri bugün  “davet etmiyoruz, etmeyeceğiz” diyen gazetecinin, diğeri, “özel bir sektörüz” diyen gazetecinin programlarıydı.  Yine şu anda hapiste olan Figen Yüksekdağ, İdris Baluken’in de aralarında olduğu çok sayıda HDP’li Mart 2016’ya kadar defalarca bu kanaldaki programlara katılmış, aynı medya grubunun gazetesine uzun röportajlar vermişti.

Herhalde o günlerde ya HDP bizim duymadığımız bir tonda PKK’ya terör örgütü deyip, arasına mesafe koymuştu ya da dört yıl önce Habertürk “özel bir sektör” değildi. 

“PKK’yı terör örgütü olarak görmeyen ve kanlı eylemlerini açık seçik bir şekilde kınamayan kişileri ve temsilcileri tartışma programlarına evrensel yayıncılık ilkeleri ve kendi yayın çizgimiz gereğince davet etmiyoruz” gazeteci arkadaşımız da daha geçen yıl bu vakitlerde, PKK’nın kurucusu ve lideri Öcalan’a “Kürt isyanı lideri”, “yerli ve milli” diyen bir akademisyeni, İmralı’da Öcalan’la üç saat görüştükten sonra yarım saat Habertürk ekranlarında misafir edip, postacılığını yaptığı Öcalan’ın,  seçimlere günler kala yazdığı  “İstanbul seçimlerinde tarafsız kalın” mektubu üzerine konuşturmuştu. 

Muhtemelen gazeteciliğin evrensel ilkelerinden cevap hakkını kullandırmak üzere bugün 10 dakika telefonla bağlanılacak herhangi bir HDP’li, yayın sırasında Öcalan’a “Kürt isyanı lideri” ya da “yerli ve milli” demezdi. 

Yani ‘televizyonumuza kimi neden çağırmıyoruz’ hakkında ‘evrensel yayın ilkeleri’ açıklamak pek iyi bir fikir olmayabilir.

Çünkü, o yayın ilkeleri masaya bir yatırılırsa, televizyona çıkana kadar kimsenin adlarını bilmediği ve ne diyeceklerini merak da etmediği bir takım karakterleri nereden buluyorsunuz, her akşam televizyonlar arasında devir daim yapan, virüsten, Suriye’ye her şeyi sırayla tartışan bir grup onaylı gazeteci/avukat/emekli asker/siyasetçi dışında, yıllarca televizyonlarda gördüğümüz gazeteciler, ne diyecekleri merak edilen entelektüeller, alanında uzman akademisyenler neden ekranlarınızda artık hiç görünmüyor, onların televizyona çıkarılıp çıkarılmayacağına kim ve hangi kriterlere göre karar veriyor, neden bütün kanallara iktidar destekçisi ve muhalif olarak aynı insanlar çıkıp duruyor gibi cevap vermenin o kadar kolay olmadığı daha çetin sorular onları bekliyor olacak  

Herkesin anlayışla karşılayacağı “şartlar malum” bahanesine sığınıp sessiz kalmak varken, bu tuhaf medya düzenini evrensel yayıncılık ilkeleri diyerek savunmaya başlayanların bu zor sorulara da hazırlıklı olmaları gerekir. 

Hadi Meclis’te grubu olmasında, haftada bir Meclis’i yönetmesinde devletin bile bir sakınca görmediği HDP’lilerin 
kanalınıza neden çıkarılmadığını PKK’yla açıkladınız. 

Peki ya diğer partilerin liderlerini neden gramla çıkardığınızı ya da bazılarını neden hiç çıkarmadığınızı nasıl açıklayacaksınız? 

2018 seçimlerinde yüzde 22.64 oy almış, Türkiye’nin ana muhalefet lideri Kemal Kılıçdaroğlu son 10 ayda iki kez Habertürk’e çıkarılmış. 4 Eylül 2019 ve son çıkış tarihi 12 Nisan 2020.

Yine 2018 seçimlerinde yüzde 10 oy almış İyi Parti’nin Genel Başkanı Meral Akşener de son 10 ayda iki kez bu kanalda misafir edilmiş. 26 Aralık 2019 ve son olarak 22 Nisan 2020.

2018 seçimlerinde 1.34 oy almış Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu ise en son Kasım 2019’da Habertürk’te konuk olmuş.

Eski Başbakan ve Gelecek Partisi lideri Ahmet Davutoğlu, en son 15 Temmuz 2016 darbe gecesi, telefonla Habertürk’e bağlanmış. Bir parti kurmasına, neredeyse her akşam tartışma programlarında yerden yere vurulmasına rağmen dört yıldır bu kanala çıkarılmıyor. 

Eski Başbakan Yardımcısı ve DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan ise daha şanslı. O parti kurulmadan önce bir kere bu kanala çıkmayı başardı. Ama partiyi kurduktan sonra çıkmadığı Youtube kanalı kalmamasına, “özel bir sektör” olan bir tv kanalının tercih edeceği kadar rağbet görmesine rağmen, yine neredeyse her akşam tartışma programlarında kulağının yüksek sesle çınlatıldığı  bu kanaldan o da davet alamıyor. 

Ekrem İmamoğlu, son bir yıldır üzerinde en çok konuşulan siyasetçi. Pandemi krizinde belediyelerin icraatları, karşılaştıkları engeller konuşması için yeterli sebeplerdi. Ama buna rağmen, o da son 10 ay içerisinde en sonuncusu 8 Ocak’ta olmak üzere sadece iki kere Habertürk’e çıkabilmiş. 

(Aslında ana akım haber kanalları içinde hala en çok sesli olanı Habertürk. TRT’den daha kamu yayıncısı gibi davrandıkları da açık. En çok CHP’liler olmak üzere İyi Parti ve zaman zaman Saadet partisinden isimler bu kanaldaki tartışmalara davet alıyor. Ama bu ağır medya şartlarını savunarak tartışmayı başlattıkları için örnekleri Habertürk üzerinden verdik.)

Muhakkak bu kararlar da ‘evrensel yayıncılık ilkeleri’ne göre alınmıştır. 

Ama Habertürk ve diğer ana akım televizyon kanallarının, sahiden evrensel yayıncılık ilkelerini tam anlamıyla uyguladıkları bir parti lideri var.

2018 Genel Seçimlerinde yüzde 0.28 oy almış Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek.

Perinçek’in Twitter hesabına girip Aralık 2019’dan itibaren saymaya başlayalım.

2019 Aralık ayında Perinçek bir kez CNNTürk’e, üç kez Habertürk’e çıkmış. 

Ocak 2020’de iki kez Habertürk’e, üç kez CNNTürk’e, Şubat 2020’de dört kez Habertürk, üç kez CNNTürk, birer kez de Haber Global ve TV100’e konuk olmuş.

Mart ve Nisan’da bir pandemi arası verilmiş. Sadece birer kez Habertürk, CNNTürk ve Beyaz Tv’ye çıkabilmiş. 

Mayıs’ta bu kez evinden tekrar sahalara geri dönmüş. 4-6-11-18-20 Mayıs’ta beş kez Habertürk, 12-22-25-27-29 Mayıs’ta beş kez CNNTürk, 1-12-20-28 Mayıs’ta üç kez Ahaber, 1-14 Mayıs’ta iki kez Akit TV’ye çıkmış. 1 Mayıs’da aynı gün içinde üç kanaldaki yayınlara konuk olmuş, neredeyse bütün Mayıs ayını tvde konuşarak geçirmiş. 

Ve henüz yarısında olduğumuz Haziran ayı. Şu ana kadar 1-3-12-15 Haziran akşamları dört kez Habertürk’te, 5-4 Haziran’da iki kez CNNTürk’te, birer kez de Ahaber ve Haber Global’de kendisinin değerli fikirlerini uzun uzun dinleme fırsatı bulduk. 

Yani son 10 ayda Perinçek, ana akım haber kanallarına 50 kez, sadece Habertürk’e 19 kez çıkmış. 

Bu aynı kanala son 10 ayda çıkarılan bütün diğer muhalefet parti liderlerinin sayısının üç katından fazla. 

Bu sayı son 10 ayda Perinçek’in kendi kanalı Ulusal Kanal’a çıkış sayısına da denk. 

Doğu Bey’in Habertürk’te misafir olduğu 19 programın 17’si, konuk tercihlerini “özel bir sektörüz” diye açıklayan deneyimli spikerin programları olmuş. 

Peki gerçekten de Perinçek’e olan bu yoğun ilginin sebebi ne? 

Ona diğer parti liderlerine aralanmayan televizyonların kapılarını ardına kadar açan ne?  

Reytinginin yüksek olması mı, iktidardan aldığı “yakinimdir” kartviziti mi, yoksa bu sadece “özel bir sektör”ün tercihi mi? 

Bu sorunun cevabı için bundan iki yıl önce 29 Mayıs 2019 günü Ankara’daki bir otel salonunda düzenlenen toplantıya gitmeliyiz.

“Üretimde Atılım için Türkiye- Çin İşbirliği” adlı toplantı Vatan Partisi tarafından düzenlenmişti. Üç serilik toplantıların ilk ikisi İzmir ve İstanbul’da yapılmıştı.

Ankara’daki final toplantısında masada yan yana oturan isimler çok ilginçti:

Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, Çin Halk Cumhuriyeti Türkiye Büyükelçisi Deng Li, Siyasi Müsteşarı Wang Fei, Basın ve Halkla İlişkiler Müsteşarı Xie Xinxing, Ekonomi ve Ticaret Ataşesi Li Qian ve Yıldız Holding Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ülker, BMC Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ethem Sancak, Okan Holding Yönetim Kurulu Başkanı Bekir Okan, Onur Air Yönetim Kurulu Başkanı Cankut Bagana, Arzum Yönetim Kurulu Başkanı Murat Kolbaşı, İş Bankası Genel Müdür Yardımcısı Gamze Yalçın...

İzmir ve İstanbul’daki toplantılara da iş dünyasından Yaşar Holding, Zorlu Holding’in patronları gibi üst düzeyde yoğun katılım olmuştu. 

İşadamlarının bu yoğun ilgisi şaşırtıcı değil. 

Çin, dünyanın yeni süper gücü, bir işadamının Çin’le işinin olmaması mümkün değil. Ayrıca Türkiye’deki işadamları için Çin, artık yatırım ve finans kaynağı. 

Tarihi İpek Yolu’nu canlandırmak ve bu hat üzerindeki ülkelerle işbirliğini artırmak için başlattığı Kuşak Yol projesiyle, Çin’in Türkiye’deki yatırımları da gittikçe artıyor. 

Bu amaçla Çin ihracat sigorta şirketi Sinosure, Türkiye’de yatırım yapan Çinli şirketlere kredi desteği vermeye başladı ve bu güvenceyle Tekstilbank’tan Trendyol’a, Demirer Kablo, Netaş’tan Yavuz Sultan Selim Köprüsü’ne kadar Çinli firmalar Türkiye’den satın almalar yaptı. Çinli firmalar Türk ortaklarıyla birlikte Tuzgölü’nde doğalgaz depoloma tesisi yapıyor, Avcılar’da liman işletiyor, Yumurtalık’ta termik santrali inşa ediyor, nükleer santral ihalelerine giriyor. 

Çinli ihracat sigorta kuruluşu Sinosure’un finans desteği verdiği en büyük yatırımlardan biri de 2018 yılında Ankara’da açılan Kazan Soda Elektrik Üretim Tesisi. 

Çinlilerin verdiği 1 milyar dolara yakın finansmanla kurulan dev tesisin sahibi Ciner Holding. Yani Habertürk’ün sahibi olan holding. Tesisin açılışını da Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Çin’in Ankara Büyükelçisi birlikte yapmıştı.

Yani bu şartlarda bütün akıllı işadamları Çin’le ilişkilerini iyi tutmak ister. Çin gibi kapalı, sert bir ideolojik çekirdeği olan devletle ilişkileri iyi tutmak kolay değil. 

Bunun için en kestirme yol Çin’le iyi ilişkileri olan birinin referansı. 

Çin’le güçlü ideolojik bağları bulunan, Çin’i model olarak gören, Uygurlara yaptığını dahi hararetle destekleyen,  Çin devlet televizyonlarına çıkarılan, Sincan’da herkesin ne kadar mutlu olduğunu anlatmak için, Çin’in 75’inci yıldönümünü kutlamak için kuşe kağıda basılmış kalın ekler hazırlayıp, herkese dağıtan bir parti ve onun lideri bu yüzden bulunmaz bir imkan.

Onunla iyi ilişkiler kurmak demek Çin’le de iyi ilişkiler kurmak anlamına gelir

Çin Büyükelçisi de Vatan Partisi’nin düzenlediği Çin ve Türkiye arasındaki ekonomik işbirliğinin konuşulduğu bir toplantıya Perinçek’le birlikte katılarak işadamlarına bu mesajı vermiş oldu.  Türkiye’de herhangi bir ülkenin büyükelçisinin daha önce bir partinin düzenlediği yatırım toplantısına katılıp, işadamlarıyla bir araya geldiği vaki değildi. 

Yani Çin’le ortak enerji işleri olan Ciner Holding’in Habertürk’ünde, yine yolu Çin’e sık sık düşen sektörlerde faaliyet gösteren Demirörenler’in CNNTürk’ünde Perinçek’in bu kadar sık görülmesinin sebebi sadece hükümetin yaktığı “çıkarın, konuşsun” yeşil ışığı olmayabilir. 

Sonuçta onlar kamu kuruluşu değil, “özel bir sektör”. Ve bu da bir tercih...