• 7.01.2020 00:00
  • (472)

  Yazı yazılırken Biden, Georgia’nın ardından Pennsylvania’da da öne geçmiş, böylece sayımların sürdüğü son dört eyalet de (Georgia, Pennsylvania, Arizona, Nevada) maviye boyanmıştı.

 

 

Eğer yüzde 95’lerin üzerine çıkmış olan sayımlarda artık büyük bir sürpriz olmazsa Joe Biden başkanlık için yeterli 270 delegeyi rahatça geçmiş olacak. Dört eyaleti de alırsa 306 delegeye ulaşacak. 

Bu rakamla bile tatmin olmayıp sonucu mahkemelere taşımaya hazırlanan Trump, 2016’da Hillary Clinton karşısında 304 delege toplamıştı.

Bu sonuçla Biden, Trump’dan sadece ABD başkanlığı unvanını almayacak.  

2016 yılında başkan seçildiğinde 70 yaşının sonlarına gelmiş olan Trump, ABD tarihinde yemin eden en yaşlı başkan olmuştu.

Yemin töreninde 78 yaşında olacak olan Biden, Trump’tan en yaşlı başkan unvanını da alacak.

Halbuki, Biden siyasete girdiğinde Amerikan siyasi tarihinin rekorlar kitabına gençliğiyle adını yazdırmıştı.
1972’de 30 yaşındayken Delaware’den Senato’ya seçildiğinde Amerikan tarihinin en genç altıncı senatörü olmuştu. 

Ama siyasete daha yemin etmeden veda edebilirdi. 

Seçilmesinden kısa bir süre sonra eşi ve bir yaşındaki kızı bir araba kazasında hayatını kaybetmiş,  iki oğlu da kazadan yaralı kurtulmuştu. Kazadan yaralı kurtulan iki oğluna bakmak için senatörlükten istifa etmek istemesine, ise senato başkanı izin vermemişti. Biden 30 yaşında siyasete böyle büyük bir trajedi ve bunun ülke çapında yarattığı sempatiyle başladı. 

(Biden bu kazadan yaralı olarak kurtulan büyük oğlu Beau’yu da başkan yardımcılığı sırasında 46 yaşındayken beyin kanserinden kaybetti. Oğlu Delaware savcısıydı ve valiliğe adaylığını koymaya hazırlanıyordu.)

Eğer 1987’de 45 yaşındayken ilk kez başkan adaylığı yarışına girdiğinde seçilseydi, JFK’yden sonraki en genç ABD başkanı unvanının da sahibi olabilirdi.

Fakat Demokrat Parti adaylık yarışından bir dizi skandal yüzünden çekilmek zorunda kalmıştı.
Bu bir dizi skandal Trump’ınkiler gibi seks skandalları değil, Amerika’da büyük bir ayıp olan intihal vakalarıydı.

Demokrat Parti ön seçimlerinde yaptığı konuşmalardaki en vurucu paragrafları başka konuşmalardan referansız almıştı. 

Daha sonra Hukuk Fakültesi’nin birinci sınıfındayken yazdığı bir makalede de intihal yaptığı için F aldığı ortaya çıkarıldı. 

Televizyonlarda onun konuşmalarıyla, intihal yaptığı 1961 yılında JFK’in yemin töreninde yaptığı konuşma,  1967’de Bobby Kennedy’nin yaptığı konuşma yan yana gösterildi. 

En ilginci ise İngiliz İşçi Partisi lideri Neil Kinnock’ın 1987 seçimlerinde Thatcher’a karşı yarışırken yaptığı bir konuşmadan çaldığı paragraftı: 

Kinnock konuşmasında “Neden ben kuşaklar boyu üniversite eğitimi alabilmiş ilk Kinnock’um? Neden eşim Glenys, kendi ailesinde kuşaklar boyu üniversiteye girebilmiş ilk kişi. Atalarımız kalın kafalı olduğu için mi?” diye sorarak eşitsizliğe dikkat çekmişti.

Biden da bir ön seçim konuşmasında bu konuşmayı aynen aldı, sadece isimleri değiştirdi:

“Neden Joe Biden, ailesinde üniversiteye gidebilen ilk kişi. Neden seyirciler arasında oturan eşim kendi ailesinde üniversiteye gidebilmiş ilk kişi. Babalarımız ve annelerimiz çok parlak olmadığı için mi? Ben kuşaklar boyu ailemdeki en zeki kişi olduğum için mi üniversiteye gidebilen ilk Biden oldum?”

İntihal yapmış olsa da Biden’ın kendisi ve eşi hakkında söyledikleri yalan değildi.

2016’da Yale mezunu Clinton’ı fazlaca sistemin adayı bulup, bu sistemi trollemek üzere Trump’a oy veren alt ve orta sınıf Amerikalıların oylarını tekrar kazanmayı başarmasının arkasında da elit olmayan bu uzun hikayesi var. 

Çünkü tıpkı Türkiye’deki gibi sosyal adaleti savunan Demokratlar artık elitlerin, eğitimlilerin, halkın dertlerinden ve değerlerinden kopmuş dejenerelerin partisi olarak görülüyor. Küreselleşmeyle fakirleşen, işlerini kaybeden işçi sınıfı, geleneksel değerlerin dejenere edildiğini düşünenler Demokratlardan uzaklaşıyor. 

Medya, üniversiteler, Hollywood demokratların elinde olduğu için politik doğruculuk baskısıyla gerçek fikirlerini söyleyemeyenler, inançlarının ayıp olarak görülmesinden rahatsız olanlar için “akşam yemeğinde konuşulanları konuşan” tweet atan Trump, 2016’da sürpriz bir şekilde bir alternatif olabilmişti.

 Fakat ahlaki zafiyetleri, karakteri yüzünden Trump, pek çok insan için gururla oy verdiğini söyleyebileceği bir aday değildi. 

Sisteme karşı tepki olarak Trump’a oy veren ama bunu açıkça söyleyemeyenlere “mahcup seçmenler” adı verildi. 

Bu mahcup seçmenler utanıp renklerini belli etmediği için 2016 seçimleri öncesi yapılan anketlere bakılarak Clinton’ın kazanmasına kesin gözüyle bakılıyordu. 

2020 seçimleri öncesi yapılan anketlerde de öyle oldu. 

Ama Trump 4 milyon fark yese de son ana kadar başa baş bir yarış götürdü.

Başta “sosyalist Biden” propagandasının işe yaradığı Florida’daki Kübalı, Venezüellalı hispanikler, polis şiddeti yüzünden aylarca sokaklarda gösteri yapmış Siyahlar, hatta gelir gelmez koyduğu “Muslim Ban” olarak bilinen seyahat yasağına rağmen Müslümanlar arasındaki oylarını artırdı. 

Her sözüyle, tweetiyle bir kaç nefret suçu işleyen, engellilerle bile dalga geçebilen öyle bir karikatür figür 70 milyon oy aldı.

Fakat Trump’ın seçimlerin ardından yaptıkları mahcup seçmenini bile mahcup etmiş gözüküyor. 

Daha milyonlarca oy sayılmamışken çıkıp zaferini ilan etti, taraftarları önde olduğu yerlerde sayımların durdurulması, geriden geldiği yerlerde her oyun sayılması için seçim merkezlerinin önünde uzun tüfeklerle gösteriler düzenledi. 

Şimdi de sayımları mahkemeye taşımaya çalışıyor, “Oyları çalıyorlar”, “sahtekarlık yapıyorlar” diye tweetler atıyor, konuşmalar yapıyor. “Legal oylarla biz kazandık, onlar illegal oyları sayıyorlar” diyor.

Halbuki seçimden önce bunun aynen böyle yapacağı biliniyordu. Bernie Sanders neredeyse geleceği okur gibi bunu anlatmıştı.

Çünkü koronavirüs nedeniyle 150 milyon Amerikalı seçmenden 100 milyona yakını oylarını erken ya da postayla kullandı.

Bu da sayımlarda erken sayılan oylar, geç sayılan oylar farkının oluşmasına neden oldu.

Erken oy ve postayla oyu daha çok koronavirüsü ciddiye alan Demokratlar tercih ettiği için normal olarak sonradan sayılan oylarla Demokratlar aradaki farkı kapattı.

Trump, ilk gece “aslında sokaklarda kutlama yapmamız lazım” gibi suçunun farkında olduğunu belli eden şüpheli ifadelerle zaferini ilan ederken, “Pennsylvania’da  600 bin farkla öndeyiz bu fark kapanmaz, sayımı durdurun” demişti ama o fark önce Wisconsin ve Michigan’da ardından Pennsylvania ve Georgia’da kapandı.

Trump’ın hile ve sahtekarlığa gösterebildiği tek delil sonradan sayılan oylarla Biden’ın öne geçmesi...

Yoksa elinde çöplüklerde kenarı yakılmış olarak bulunmuş bir tane oy pusulası bile yok...

O yüzden de sadece tweetlerinin önünde uyarı koyan Twitter ya da konuşmasını “Bu kadar yalanı ve temelsiz iddiayı yayınlamayız” diyerek yarıda kesen CNNBC gibi kanallar değil, en büyük destekçisi Fox News, New York Post bile ona inanmıyor, iddialarının temelsiz olduğunu söylüyor.

Kendinden çılgın oğlu, avukatı Rudy Guillani, 24 saat melekleri sandıklarda göreve çağıran evanjelik kilisesinden dostları ve seçim sonuçları için küreselcileri, Sorosçuları suçlayan komplocu yorumcular dışında yanında duran pek kimse yok. 

Başkan “Çünkü çaldılar” diye bağırırken, Başkan Yardımcısı Mike Pence hatta “her oy sayılmalı” dışında bir tweet atmayan, babasını RT bile etmeyen kızı Ivanka bile sessizliğini koruyor. 

Cumhuriyetçi Parti de seçimde hile gibi çok ciddi iddialarla arasına mesafe koymuş durumda. 

Partinin Senato’daki çoğunluk lideri Mitch McConnell, Başkan’ın hile iddialarını tekrarlamadan, sadece delil varsa mahkemelere götürüleceğini söyledi.

Cumhuriyetçi kongre üyelerinden Adam Kinzinger, Trump’ın iddiaları için “çılgınca” dedi.

2008’de Cumhuriyetçilerin adayı Mitt Romney,  açıklama yaparak iddiaları tehlikeli bulduğunu açıkladı. Sayımların sürdüğü Arizona ve Georgia’nın Cumhuriyetçi valileri de hile iddialarından rahatsız.

Ama Fox News, New York Post, Başkan Yardımcısı Pence ve Cumhuriyetçiler hatta kızı Ivanka Trump olmasa da Trump’a inananlar da var.

Üstelik kilometrelerce uzaklıktaki bir ülkede; Türkiye’de.

Günlerdir Türkiye’de televizyonlara çıkan yorumcular Fox News’te söylenmeye utanılanları rahatça konuşuyor.

Sosyal medyada, köşelerinde iktidara yakın gazeteciler en Cumhuriyetçi gazetecilerin yazamadığı seçimde hile, sahtekarlık, küreselcilerin komplosu iddialarını yazıyor.

Tabii pek çoğu bu argümanlara İstanbul seçimlerinden alışık.

800 bin farktan sonra hafıza-ı beşer olarak unuttukları deli saçması tezleri bir kere de burada kullanıyorlar. 

Hadi hayallerinde bile göremeyecekleri kadar İsrail yanlısı bir ABD başkanıyla dört yıl daha isteyen İsrailli sağcıları, gazeteci doğramalarına bile göz yumabilen bir ABD başkanıyla koltuklarını sağlama almış Körfez ülkelerinin şeyhlerini, dört yıl daha İslamofobisini özgürce yaşamak isteyen Hindistan’ın aşırı Hindu milliyetçi başkanı Modi’yi, “Hollandalı Trump” denen Geert Wilders’i, Trump’ın “Önce Amerika” dışında bütün görüşlerine katıldıklarını söyleyen Alman ırkçı parti AfD’nin heyecanını, desteğini anlamak mümkün.

Peki ya ağızlarından Kudüs, ümmet lafları düşmeyen, Trump’ın yaptıklarının yüzde birini Macron yapınca boykota başlayan Türkiye’deki bazı muhafazakarların, iktidar destekçilerinin Trumpçılığını dünyaya nasıl izah edebiliriz?

Seçimlerde kaybederlerse Kudüs’ün kaybedeceğini söyleyenler, Kudüs’ü İsrail’e vermiş ve bir dört yıl daha işbaşında kalsa Filistinlilerin elinde kalmış son toprakları da yerleşimlere açtıracak bir ABD başkanı seçilemedi diye kahırlanıyor.

Ağızlarını her açtıklarında ümmet diyenler, ülkedeki Müslüman muhaliflerini bile “gavurla işbirliğiyle” suçlayanlar, yüzde birini dediği ve yaptığı için Macron’a çakma Napolyon deyip, Fransız malları boykot listeleri hazırlayanlar, gelir gelmez ilk iş olarak Müslüman ülkelerden göçmenlerin ülkeye girişini yasaklamış, seçimden önce seçmeni “Biden gelirse terörist milletlerden mültecileri ülkeye dolduracak” diye korkutan, sizi “İslamcı teröristler koruyorum” diyen bir adamın seçim hilesi yalanlarını utanmadan sıkılmadan haber yapıyor.

Ekonomik krizi, kurun yükselmesini dış güçlerin oyunu diye açıklayanlar, Türkiye’yi ekonomik olarak çökertmekle tehdit etmiş bir adamı neredeyse milli ve yerli ABD başkanı olarak savunuyor.

Ülkenin Cumhurbaşkanı’na “aptal olma” diye mektup yazmış, ülkenin Cumhurbaşkanı’nın yanında YPG komutanıyla görüşmesini anlatmış, silah pazarlıklarını kameralar önünde yapan birini, en azından dürüst diye bağırlarına basıyorlar. 

Trump’ın ahlaken berbat karakterine, yıllarca en büyük komplo teorilerinin aktörü olmuş evanjeliklerin kurtarıcı figürü olmasına gelemedik bile.

Tek sebep; Biden’in bir yıl önce Türkiye karşıtlıklarıyla malul New York Times editörlerinin “endorsment”ını kapabilmek için söylediği Türkiye’de iktidarı yıkmak için muhalefete destek vermeliyiz sözleri. 

Halbuki, Türkiye’deki bütün muhalefet partilerinin de tepkisini çekmiş bu boşboğazlığına rağmen Biden, Bosna savaşında Müslümanlara ambargonun kaldırılmasını, NATO müdahalesini savunmuş, AK Parti iktidarıyla da uzun süre iyi ilişkileri olmuş bir isim. Pragmatik bir lider, rahatça ilişkiler yoluna sokulabilir, en azından sabah kalktığında hangi tweeti atıp, neyi altüst edeceğinden korkulmayacak bir başkan olur.

Buna rağmen, emperyalist, Siyonist, kapitalist, aptal şeytani bir ABD başkanı tiplemesi çizilse ancak benzeyecek bir adam dört yıl daha dünyanın başına bela olmadığı için üzülüyorlar.

Meğer iktidarın çıkarları, dünya Müslümanlarının, Kudüs’ün çıkarlarının önündeymiş. 

Bundan sonra ağızlarından Filistin, Kudüs, ümmet lafı çıktığında, Trump için çıkardıkları gürültü teneke gibi peşlerinden gelecek.

Galiba pek de umurlarında değil.

Çünkü bunlar mahcup dahi olmayan türden Trump seçmenleri...