• 29.12.2020 00:00
  • (350)

  “Süslü çam ağacının altına oturttuğunuz çocuklarınızı cehennem ateşine atıyorsunuz. Deccal’la sosisli kızartma randevusuna benzer bu. Noel Baba ve Noel’in diğer süsleri saf kötülüktür, paganlığın âdetleridir, sizi Tanrı’dan uzaklaştırmak için kurnazca oyunlardır bunlar.”

Bir kaç kelimesi değiştirilerek yılbaşına doğru bir Cuma namazı hutbesinde okunabilecek bu satırlar, internette pek çok örneği bulunabilecek dindar Hıristiyanların, Noel Baba’nın oyunlarına gelmiş saf Hıristiyanlara uyarılarından biri.

Bugün artık azınlıkta kalsalar da İsa’nın doğumu için sabaha kadar partilenmesinden, çocukların Noel Baba’dan medet ummasından, aşırı süsten püsten dindar Hıristiyanlar da pek mutlu değil.

Çünkü çam ağaçlı, Noel Babalı, geyikli Noel kutlamaları sadece bizim için değil, Hıristiyan dünyası için de çok eski bir gelenek değil.

Aslında tüm bu ritüeller herkesin bildiği gibi çok eski.

25 Aralık’ta bayram yapmak, İran’ın güneş tanrısı Mitra için yaptığı festivale; ağaç süslemek, İskandinav mitolojisinde dokuz diyarı birbirine bağlayan Yggdrasill’e, yine Çin ve Mısır’daki örneklerine; Noel Baba dediğimiz Santa Claus, Kuzey Avrupa mitolojilerine; hediye dağıtması Roma efsanelerine; uzun sakalı ve kırmızı şapkası Zerdüşt rahiplerine kadar uzatılıyor.

Sevilmiş olmalı ki, bu kültür ve figürler medeniyetler arasında el değiştire değiştire, özellikle Avrupa’daki Germen toplulukların pagan kültürlerinde önemli bir yer etmiş.

O kadar ki, 16. yüzyılda Katolik Hıristiyanlığın kiliselerindeki süslemeleri bile bidat diye söken Protestanlığın babası Martin Luther, Alman geleneklerine yenik düşüp, bir çam ağacına mum dikerek onu Hristiyanlığın simgesi haline getirmiş.

Ama İngiliz Püritenleri bu pagan geleneğini “ahlâksız ve faydasız” bulup, 1647’de İngiliz parlamentosundan Noel kutlamalarını yasaklatan bir karar bile çıkartmış. Kutlama yerine oruç tutulmasını ve tefekkür edilmesini önererek…

ABD’ye göç eden Püritenler de bu katılığı sürdürmüş; Püriten göçmen kolonilerinin yerleştiği Boston’da 1659’da Noel kutlamaları yasaklanmış, Yine başka eyaletlerde Noel süslemelerini yasaklayan yasalar çıkarılmış.

Ama gelenek ABD’ye göç eden Alman, İrlandalı toplulukların içinde yaşamaya devam etmiş.

Ama 19. yüzyıla kadar bu kutlamalar ne ABD’de ne de Avrupa’da yaygınlık kazanmamış.

Bir kaç tarih.

Noel Ağacı, 1846’da Kraliçe Victoria’nın, Alman eşi Prens Albert ve çocuklarıyla birlikte bir Noel çamı etrafındaki resimlerinin Illustrated London News’ın kapağında yayınlanmasıyla popüler hale gelmiş.

Noel, ancak 1870’te ABD’de tatil ilan edilmiş.

Noel’in ve yılbaşının sembolü olan, New York’taki Rockefeller Binası’nın önüne ilk çam 1931’de dikilmiş.

Bugün bildiğimiz Noel Baba figürü 1924’de bir Alman çizerin eseriymiş.

Yani bugünkü Noel ve Yılbaşı kutlama geleneği Batı’da da 19. yüzyılın sonu ve 20. yüzyılın başlarında ortaya çıkmış çok yeni bir gelenek.

Neredeyse aynı zamanlarda Osmanlı da bu gelenekle tanışmış.

Çok sayıda Hıristiyanın yaşadığı, Batılı sefaretler ve tüccarlar etrafında Pera çevresinde Avrupai bir hayatın sürdüğü İstanbul’da bu yeni kutlama hemen popüler olmuş.

19. yüzyıla ait seyahatnamelerden, hemen yanları başında bu kadar süslü ve eğlenceli kutlamalar yapılırken, kozmopolit hayatla iç içe yaşayan asri Türklerin de partilere katıldığını, hatta acemilikleriyle dalga konusu olduğunu öğreniyoruz.

Ama esas olarak Noel ve Yılbaşı’nın Müslümanlar arasında popüler hale gelmesi Cumhuriyet’le birlikte yaşanmış.

Tabii ki özellikle de 1926’da Miladi takvime geçip, 1 Ocak’ın yeni yılın başlangıç günü olmasıyla.

Bugün yapılan yılbaşı, Noel, çam ağacı, Noel baba tartışmalarının aynısını 1930’larda okumak mümkün.

1936 yılında Cumhuriyet gazetesinde devrin en ünlü gazetecilerinden Feridun Kandemir’in “Noel Baba’yı karşılamak için çamlar ve çiçeklerle hazırlanan Türkler” yazısından okuyalım:

… Noel’de muhakkak ki İstanbul ikiye bölünüyor. Köprünün bu tarafında her günkü hayatın tabii akışı ve ötede sanki kırk gün kırk gece sürecek bir düğün hazırlığı. Fakat sanmayın ki bu mükellef düğün sofrasına sadece Karşıyakalı çökecek ve bir kilid gibi köşeye kurulacak telli pullu çamın dibinde sade o hora tepecektir.

Hayır.

Bakın etrafını sardıkları şu körpe çam fidanını Aksaraylı berberle arkadaşları, Beşiktaşlı bir grupla bir türlü paylaşamıyorlar.

Ve çiçekçi bu yağlı müşterileri kaçırmamak için dil döküp duruyor. Beşiktaşlılar beş liraya üzerlerinde kalan fidanı hamala yükledikten sonra dalları süsleyecek oyuncakları almak için yola düzelirlerken onlara soruyorum:

– Şimdi ne olacak bu? Ne yapacaksınız?

Gençler cehlime güler gibi dudaklarını bükerek konuşuyorlar.

– Çamsız Noel olur mu?

– İyi amma Noel neyin nesi?

– Vallahi orasını pek sormayın. Noel, Noel işte. Kaç senedir alıştık. İnce eleyip sık dokumadan yılda bir gece de böylece felekten kam alıyoruz.

– Ya yılbaşı.

– Aa. O başka. Ona daha bir hafta var. Noel’de hindimizi doldurur, kadehlerimizi tokuşturur, çalar, eğlenir, dans ederiz. Yılbaşında ise sabaha kadar piyango müjdesini bekleyerek oynar, şansımızı deneriz.

Peşlerine takılarak girdiğim büyük oyuncakçı mağazasında mahşer gibi bir kalabalık var.

(…)

Karanfil, gül, menekşe, krizantem demetleriyle süslü kucakların bir canlı bahçe haline getirdiği kaldırımlara bakan kapılardan birine dalıyor ve karşıma çıkan bar sahibini dinliyorum.

– Hazırlanıyoruz işte. Şüphe yok ki bizim için yılın en canlı mevsimi budur. Bayram arkasından Noel ve yılbaşı. Hele Noel, beş altı senedir Noeller pek canlı oluyor.

– Müşterilerin ekseriyeti?

– Yıldan yola Türkler artıyor. Mesela altı yedi sene evvel Noel’de salonumuzda tek Türk müşteri bulunmazken, geçen sene masaların yarısına yakınını Türkler tutmuşlardı. Şimdiye kadar aldığımız siparişler bu sene bu miktarın daha fazla olacağını gösteriyor.

– Bunlar hangi sınıfa mensup insanlar?

– Her çeşid var. Büyük tacir, büyük memur, büyük zengin. Ta esnafa kadar…

– Desene asıl bayramı siz yapıyormuşsunuz..

(…)

Işığa boğulmuş bir vitrinde koskoca bir Noel BABA, önündeki masayı süsleyen tabak tabak mezelere bakarak ağzını şapırdatıp duruyor. Onu seyreden kalabalığın arkasından süpürgesinin uzun sopasına ellerini dayamış, çenesini de oracığa yerleştirmiş bir çöpçü hayran , şaşkın dalmış gitmiş. Ben de uzun uzun ona bakıyor, sonra yanına sokularak soruyorum.

– Kim bu, hazret.

– Ha.. Bilmiyon mu onu.. Nail Baba işte.

Süpürgesini sallayarak ağır ağır uzaklaşırken sözünü tamamlıyor:

– Yarın akşam geliyormuş.

Yılbaşı değil, doğrudan Noel kutlayan Türklerden bahsediyor Kandemir.

Bir altı yıl daha geriye gidelim.

Yine Cumhuriyet gazetesinden bu kez, basının ‘Sivil Amiral’i Abidin Daver’in, bir zamanların en popüler köşesi “Hem Nalına, Hem Mıhına”da 1930 yılının Noel’i yaklaşırken çıkmış bir yazısından:

“Noel, Hazreti İsa’nın doğduğu gece, Hıristiyanlık 19 asırdan beri bu bayram gecesini tes’it eder. Kendi dini ve milli bayramlarımız yetmiyormuş gibi Noel geceleri bayram yapmağa başladık. Çünkü işin ucunda eğlence var. Eğlenceye fazlaca düşkün olduğumuz için bizimle hiç münasebeti olmadığı halde eğlenmek fırsatını kaçırmıyoruz, Noel’de biz de bayram ediyoruz.”

Noel ve Yılbaşı’nın her yerde olduğu birbirine karıştığı kutlamalar bu yıllarda popüler hale geliyor. 1929 yılında Atatürk’ün Hariciye Köşkü’nde yabancı diplomatlar ve devlet erkânı için düzenlediği yeni yıl balosunun fotoğraflarını herkes görmüştür.

Aynı tarihlerdeki dergi kapaklarında süslenmiş çam görselleri de görünmeye başlıyor.

Noel dışında, yılbaşı geceleri ise en çok bugünkü gibi yılın en büyük ikramiyesinin verildiği piyangosuyla meşhur. Radyo bu piyangonun çekileceği akşamda özel yayınlara başlıyor. Evlerde yiyeceklerin hazırlanması, kuruyemişlerin alınması gibi adetler de o günlere uzanıyor.

1940’ların, 50’lerin gazetelerine bakınca çam süsleme adetinin İstanbul ve Ankara’daki zengin ve eğitimli Müslüman Türkler arasında da yayıldığı görülüyor.

O kadar ki, 40’ların, 50’lerin gazetelerinde çam katliamı ve çam kesme yasakları haberlerine rastlayabilirsiniz.

Yani yılbaşı kutlaması denince bir asırlık bir kültürden bahsediyoruz.

“Batı özentiliği”, “dejenerasyon” tartışmaları da yeni değil, onlar da bir asra yaklaşıyor.

Ama her yıl sanki ilk kez yapılıyormuş gibi hararetle yapılıyor bu kavga.

Bu sene biraz daha harareti düşmüş gibi.

Herhalde muhafazakârlar için en büyük şok, daha bir kaç hafta öncesine kadar milli ve yerli heyecanların merkezinde olan İlham Aliyev’i, eşi Mihriban Aliyev ile birlikte blue jeanleriyle, Azerbaycan bayrağı renginde toplarla süslenmiş bir çam ağacı önünde gösteren kare oldu.

Aslında şaşılacak bir şey yok. KGB şefi bir babanın oğlu İlham Aliyev.

Wikileaks’in yayınlandığı 2009 yılına ait bir ABD Bakü Büyükelçiliği telgrafından, Aliyev’in Türk dizilerini başörtülü karakterler yüzünden yasaklattığını öğrenmiştik. Aliyev büyükelçiye “İranlılar, kadınlarını kapatırken gülüyoruz; ama insanlar, Türklerin de kadınlarını kapattıkları görürlerse bu ciddiye alınabilir” diyerek kararını açıklamıştı.

O zamanlar bu muhafazakâr kesimde de tepkiyle karşılanmıştı. Ama o kesim için en önemli kriter son durumda müttefik olup olmamak olunca, hafızalardan bu bilgi silinivermiş.

Aliyev’e kızmak da haksızlık. Sovyetler döneminde de bir ara yasaklanmış Noel ve yılbaşı kutlamaları, artık dinler ve kültürler üstü modern evrensel bir gelenek haline geldi.

Artık bu evine çam koyup süsleyenlere dejenere demek için biraz geç.

Türkiye’nin modernleşmesi ve laikleşmesiyle başlayan 100 yıla yaklaşan bir gelenekten bahsediyoruz.

Bu kültür özellikle modern ve laik ailelerde dedelerden, anneannelerden, pek çoğunda anne ve babalardan görülen bir adet artık.

Kültürler de böyle birbirini etkiliyor. Özellikle eğlence üzerine kurulu kültürler çabucak yerleşiyor.

Süslü çam ağaçları, ışıklar, geyikli arabasıyla hediye getiren ihtiyar pofuduk bir dedenin cazibesi ve takvimlerde bir yılın geride kalmasının yarattığı kutlama isteğiyle kavga etmek de çok zor.

O yüzden 100 yıl sonra artık bunu bir gerilim vesilesi yapmayı bırakmak gerek.

Bundan rahatsız olanlar, enerjilerini Noel Babaları bıçaklayıp, evine çam dikmiş komşularını ayıplamak yerine, belki milli ve dini bayramları nasıl daha cazip ve eğlenceli hale getirebilecekleri üzerine düşünmeye harcamalılar.

Başkalarının mutluluğundan mutsuz olmayı bırakıp neden kendimize bu kadar asık suratlı, neşesiz, renksiz bir dünya kurduk diye düşünmek de çok faydalı olabilir.