• 10.05.2021 07:50
  • (212)

Üzerinden sadece bir hafta geçti. Bir haftalık birinci videosu 1.1 milyon, dört günlük ikinci videosu 1.7 milyon, daha dün yüklenen üçüncü videosu da bu yazı yazılırken 1 milyon sınırını geçmişti.

İlgi gittikçe artıyor. ‘İnsanlar neden Sedat Peker’i merakla izliyor?’ sorusunun basit bir cevabı var: Çünkü bunlar başka yerde yok.

Onun anlattığı haberleri televizyonlarda izlemek, gazetelerde okumak mümkün değil. Eğer Peker anlatmasa Kolombiya eski Savunma Bakanı’nın 9 Haziran’da paylaştığı videoda Kolombiya polisinin ülkenin önemli limanlarından Buenaventura’da Türkiye’ye gönderilmek üzere 4.9 ton kokainin ele geçirildiğini duyurduğunu bilmeyecektik. Bu kadar kokainin Türkiye’de kime gönderileceğiyle ilgili bir soruşturma yapılıp yapılmadığını ise hâlâ bilmiyoruz. Ancak Twitter’da birkaç gazeteci ve meraklı insanın takip ettiği Elazığ’da intihar ettiği iddia edilen Kazakistanlı Yeldana’nın hikayesinden büyük kalabalıkların haberi bile olmamıştı.

Bir zamanlar iktidara ve Aliyev’e çok yakın olan Azerbaycanlı işadamı Mübariz Mansimov’un nasıl bir anda FETÖ’cü diye hapse atıldığını ve sonra nasıl olup da tahliye edildiğini biz sıradan insanlara kimse anlatmadı.

Sedat Peker, soruncaya kadar kimsenin aklına Emniyet Müdürlüğü ve İçişleri Bakanlığı yapmış Mehmet Ağar ve oğlunun hangi parayla Bodrum’daki milyar dolarlık marinanın sahibi olduğu sorusunu sormak gelmedi.

Siyasetçilerin ricasıyla mafyaya daha kaç insanın dövdürüldüğünü de bilmiyoruz. Aslında Peker de bunları bize anlatmayı pek düşünmüyordu.

2014’de eski milletvekili Fevzi İşbaşaran, Cumhurbaşkanı’na hakaretten gözaltına alındığı karakolda Peker’in avukatının saldırısına uğrayınca Sedat Peker, “Avukatım dün gece (Pazar gecesi) saat 02.00’da Taksim Polis Karakolu’na avukat olarak gitmiş, Elazığ eski milletvekili Fevzi Başaran ile avukat olarak görüşme yapmıştır. Bulundukları odada yalnız oldukları bir anda Fevzi Başaran kafasını duvarlara vurmak suretiyle kendisini yaralamış, avukatım Barbaros Aslan hakkında kendisini darp ettiği iddiası ile şikayette bulunmuştur” diye dalga geçmişti. Bu “şaka”sı o gece iktidara yakın gazeteciler ve siyasetçilerin çok hoşuna gitmişti.

2015, Kasım seçimlerine giderken Rize Cumhuriyet meydanında düzenlediği binlerce kişinin katıldığı mitingde “Türkiye’nin kaderiyle Recep Tayyip Erdoğan’ın kaderi birlikte devam ediyor. Recep Tayyip Erdoğan’a diz çöktürülürse, bu devlete de diz çöktürürler” dediğinde, akademisyen bildirisini imzalayanları tehdit ettiğinde de büyük takdir görmüştü.

2016’da yılın işadamı ödülünü alması Milliyet gazetesine bile haber olmuş, hakkındaki iddiaları yalanlayıp, onun kahramanlığını savunmak işi iktidara yakın köşe yazarlarına kalmıştı.

2017 referandumunda “Aslan kardeşim, mesajını aldım. Gazete patronlarının, basın kuruluşu sahiplerinin geçmişte olduğu gibi elleri cebinde pijamalarıyla liderlerimizi evlerinde karşılayamaması için, bu ülkenin onurlu bir vatandaşı olduğumdan dolayı mutlaka ‘Evet’ diyeceğim. Tüm dünya mazlumlarına umut olmuş bir Türkiye’nin, koalisyon hükümetlerinin elinde çürümemesi ve o ulusların da umutlarını kaybetmemesi adına mutlaka ‘Evet’ diyeceğim. Türk-İslam davasının lideri cennet mekan Alparslan Türkeş’in, gençliğimizin efsane isimlerinden Muhsin Yazıcıoğlu başkanın isteği ve savunduğu fikir olduğu için partili cumhurbaşkanlığı sistemine mutlaka vefa duygumdan dolayı ‘Evet’ diyeceğim. Mahkeme-i kübrada onlarla karşılaştığım zaman gösterdiğim vefadan dolayı utanç içinde asla onlara karşı olmayacağım. Sokakları yakarak ve yıkarak referandumu gerçekleştirmeyeceğini söyleyen birçok insan var ve bu sayı son günlerde nedense daha da fazlalaşıyor. 15 Temmuz’da Fethullahçı Terör Örgütü’nün üyelerine karşı nasıl ki sokaklarda olduysak, referandumu yapmamak adına sokaklara çıkan birileri olursa, onları sokaklarda bekliyor olacağımızı şimdiden özellikle söylemek isterim. Sırf bunun için bile ‘Evet’ diyeceğim. Kardeşlerim, dostlarım ben varım. Sizler de var mısınız?” diye video çektiğinde de büyük tezahüratlarla alkışlanmıştı.

Ama meğer böyle değilmiş...

Üç videonun ardından İçişleri Bakanlığı’nın açıklamasında şöyle deniyor:

“Güvenlik güçlerimizin ağır saha baskısı karşısında, bu yapılara mensup kişiler, dönem dönem “örtüleme yöntemi” olarak adlandırdığımız bir yöntemle kamuoyuna “faaliyetlerinden uzaklaştığı” izlenimini vermek isterler. Ancak bu konudaki hedeflerimizi ısrarlı takibimiz, bu örtüleme adımlarına rağmen devam eder. Hakkında Kırmızı Bülten talep edilen organize suç çetesi sözde yöneticisi S.P., dönem dönem çeşitli iletişim mecraları aracılığıyla “iş insanıyım, bu işlerden çekildim” demesine rağmen, yine organize suça yönelik faaliyetleri tespit edilmiştir. Konu adliyeye sevk edilmiş ve neticesinde bu süreç, operasyona dönüştürülmüştür. Anılan kişinin, yurt dışından sosyal medya üzerinden gerçekleştirdiği yayınlardaki iftira ve ithamları, güvenlik güçlerimiz ve devletimiz üzerine yeni bir organize suç faaliyeti olarak değerlendirilmektedir. Bu nedenle, anılan kişi ülkemize getirilip adalete teslim edilinceye kadar sürecin takibi sağlanacaktır.”

Bakanlık özetle diyor ki, bir ara iktidarı desteklerken kendisine dokunulmamış olmasının sebebi “iş insanıyım, bu işlerden çekildim demesiymiş.”

Ama sonra “yine organize suça yönelik faaliyetleri tespit edilmiş” ve operasyon yapılmış.

Organize suçun bile suç olup olmadığının iktidarı destekleyip desteklememekle değiştiği bir ülkede bir iktidarın organize suçla mücadele ettiğine kim inanır?

Böyle bir ülkede yurtdışına gitmiş Sedat Peker’in videolarının milyonlarca kez izlenmesine neden şaşıralım.

Üstelik anlattıkları dizi değil...