• 10.06.2021 07:12
  • (117)

Dışarıdan bakıldığında karşımızda dünyanın en güzel koylarından biri üzerine kurulmuş, altın kaplamalı, bol süslü, ultra-lüks bir tatil cenneti var.

Ama Paramount Hotel, Türkiye’deki çürümüşlüğün sembolü olmaya aday.

Zanka TV’de Ferit Akay’ın oteli 2014’de inşa eden ve açan iş insanı Atilla Uras’ın kızı Victoria Yasemin Uras’la yaptığı yayını izlerken bu otelin aslında minyatür bir Türkiye olduğunu düşünüyor insan.

Türkiye’de ne olup bittiği hakkında sadece bu otelin hikayesi bile çok şey anlatıyor.

60’lı yaşlardaki Victoria Yasemin Uras, 2018 yılında 81 yaşında hayatını kaybeden babası Atilla Uras’ın ABD’de üniversite okurken tanıştığı İskoç asıllı bir ABD vatandaşından olma kızı.

Atilla Uras, daha sonra yeniden evlenmiş, o evliliğinden de çocukları var.

Yasemin hanım İsviçre’de büyümüş, aslında Los Angeles’ta yaşıyormuş.

Otelin ilk sahibi olan babasını anlatırken Robert Kolejli olduğunu, ABD’de üniversite okuduğunu, Rusya’ya gübre ve kimyasal ürünler satan bir iş insanıyken otel yapma işine merak saldığını söyledi.

(İşadamı Atilla Uras ile 1994’de Marmarabank’ı batıran bankacı Atilla Uras ayrı kişiler)

Tam olarak yaptığı işin, lüks oteller inşa edip, bir süre bu otelleri işletip daha sonra da işletmesini büyük şirketlere kiralamak ya da satmak olduğu anlaşılıyor.

Atilla Uras, önce Bodrum Palmira Hotel’i yapmış ve bunu Koçlara devretmiş. O otel, Divan Palmira Hotel’e dönmüş. Sonra Bodrum Torba Zeytinlikahve’de Rixos Hotel’i inşa etmiş ve işletmesini Rixos Grubu’na vermiş.

2012 yılında da yine Bodrum Torba Zeytinlikahve mevkiinde Rixos Otel’in yanındaki makilik alanı 50 yıllığına kiralamış. Muhtemelen burası bir yangında bu hale gelmiş bir arazi.

Bu araziyi Maldivler’e benzetip, 2014 yılında ultra lüks, altın kaplamalı Golden Savoy Hoteli’ni açmış.

Sadece fotoğraflarına baktığınızda bile o arazinin o hale sokulmasında, üzerine o kadar çok sayıda bina inşa edilmesinde bir problem olduğu görülüyor.

Nitekim arşivlere baktığınızda hakkında yıkım kararları olan bir otel olduğu görülüyor Golden Savoy’un. Muhtemelen o kararlar daha sonra kaldırıldı zaten öyle lüks bir oteli yıkacak bir otorite de Türkiye’de hiç bir zaman olmadı.

Altın kaplama varaklar, lüks avizelerle bezenmiş rüküşlük sınırlarındaki otelin içinde birine “Saray” denen, 80 ultra lüks villa bulunuyordu ve nitekim otel kısa sürede hedef kitlesi olan Arap şeyhlerin, Rus, Azeri oligarkların, Hintli milyarderlerin gözdesi haline geldi.

Ve beklenen oldu, 2015 yılının Mart ayında Dubai Şeyhi El Maktum’un sahibi olduğu Jumeirah Group, otelin işletmesini devraldı, otel Mayıs 2015’de Jumeirah Bodrum Palace Hotel adıyla yeniden açıldı.

Tam burada Victoria Yasemin Uras’ın Zanka TV’de verdiği bir bilgi daha önce hiç duyulmamıştı.

Uras yayında biraz kapalı olarak ‘Jumeirah grubun sahibinin 27 yaşındaki oğlunun otelin önündeki bir teknede kalp krizi geçirip ölmesi üzerine Dubaili grubun oteli devrettiğini’ söyledi.

Ama ad vermedi.

Jumeirah Grubu’nun sahibi Dubai Şeyhi El Maktum.

Eylül 2015’te bütün dünya medyasında çıkmış bir haberi hatırlayalım:

“Dubai şeyhi El Maktum’un 33 yaşındaki en büyük oğlu ve El Maktum’un yardımcısı Raşid kalp krizinden hayatını kaybetti.”

Madalyalı at binicisi, sporcu olan Dubai şeyhinin oğlunun nerede ve nasıl kalp krizinden öldüğüyle ilgili o günlerde haberlerde hiçbir ayrıntı yer almamıştı.

Yani otelin sahibinin kızı olarak Yasemin Hanım, 6 yıldır saklanan, bir sırrı farkında olmadan ifşa etmiş olabilir.

Bu parantezi burada kapatalım.

Peki bu olaydan sonra Jumeirah grubu otelin işletmesini kime devretti?

Yasemin Hanım’ın anlatımına göre Özbek iş insanı Botir Rahimov’a.

Ya da kendisine verilen Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı kimliğinde yazdığı gibi Bahriyar İkramoğlu’na.
Ama Google’da bu iki isimle de arama yaptığınızda karşınıza pek bir şey çıkmıyor.

Ama Botir Rakhimov ya da Batyr Rakhimov diye aratınca karanlık bir dünyaya giriyorsunuz.

1989’dan itibaren Özbekistan’da araba ithal edip satan bir işadamı olarak adı duyulan Botir Rahimov, 2000’li yıllarda Özbekistan’ın en zengin insanlarından biri haline gelmiş.

2009 yılında sahip oldukları listesi göz kamaştırıcı, Capital Holding 300 milyon dolarlık sermayesi olan Capitalbank, Taşkent’in en popüler futbol kulübü Pakhtakor ve kulübün stadyumu, başkentin en büyük otellerinden Özbekistan Hotel, bir restoran zinciri, şarap ve votka üretim tesisleri.

2000’ler boyunca hem Özbekistan’da hem de İspanya’da yaşamış.

Ama 2010 yılında bütün bu kaynağı belirsiz zenginlik duvara toslamış. Özbekistan’da oligarklara yönelik büyük bir operasyon başlatılmış.

Bütün kaynaklar Rusça olduğu için anlamak zor ama galiba bu operasyonda kardeşi gözaltına alınmış, kendisi ise yurt dışına kaçmış.

Yöneltilen suçlama “Vory v Zakone” ya da Türkçe’ye çevirisiyle “Yasal Hırsız” olması.

Bu mafya literatürüne, bu tarz filmlere aşina olmayanlara hiçbir şey ifade etmiyor.

Vory v Zakone; Sicilya mafyası, Japon Yakuza’nın Rusya ve Sovyet dünyasındaki karşılığı. Bir nevi Rusça konuşan dünyanın mafya yapılanması.

Stalin’in esir kamplarında ortaya çıkmış, kuralları, hiyerarşisi ve vücuda işlenen dövmeler gibi sembolleri olan bir suç kardeşliği yapılanması bu.

Botir Rahimov, bu Rusça konuşan mafyanın en rütbeli isimlerinden biri.

Bu yapılanmadaki en büyük mertebe olan “Vory” rütbesini, Vory v Zakone’un liderlerinden Ded Hasan lakaplı Aslan Usoyan’dan almış. Bir diğer büyük Rus mafya “babası” Vyaçeslav İvankov ya da çekik gözleri, uzak doğu sporlarına merakı yüzünden verilen takma adıyla Yaponçik’in de (Küçük Japon) vekiliymiş.

İvankov 2009’da, Usoyan 2013’de öldürüldü.

Bu iki isim de Türkiye’de iyi biliniyor.

Çünkü İvankov, 1992’de Moskova’da Fidan adlı Türk lokantasında kendisine vestiyer sıralarını vermeyen iki Türk’ü öldürmekten yargılanıp, şaibeli bir şekilde beraat etmişti.

Ded Hasan lakaplı Usonov ise Gürcü vatandaşı olmasına rağmen aslen Yezidi bir Kürt. PKK’ya silah gönderdiği ve yardım ettiği haberleri yapılmıştı.

Botir Rahimov, ikisinden el almış bir isim.

Pek çok pasaportu ve farklı isimleri var. Ve bütün dünyada aranıyor.

İki kez de gözaltına alınmış.

2010 yılında Barcelona’da havalimanında gözaltına alındığında bütün dünyada öldürülen Rus mafyası “Yaponçik’in vekili yakalandı” diye haber olmuş.

Sonra bir kez de 2019 yılında vatandaşlık almak için yine başka bir adla girdiği Ukrayna’da gözaltına alınmış.

Yine her yerde haber olmuş, gözaltına alındığı anların, verdiği ifadelerin videoları var.

Ukrayna Emniyet Genel Müdür yardımcısı “Mafya babası Ded Hasan ve Yaponçik’in yardımcısı Rusya’ya gidemediği, İspanya’ya gitmek istemediği için Ukrayna’ya aşık olmuş” diye dalga geçen bir tweet bile atmış.

Peki, Ukrayna’ya nereden gitmiş: Tabii ki Türkiye’den.

Yasemin Caroline Uras’ın anlattıklarından bu rütbeli Rus-Özbek mafyasının 2015’den itibaren Bodrum’daki otele çöktüğünü hatta hala otelin içindeki Saray denen büyük villada yaşadığını öğreniyoruz.

Özbekistan’da, İspanya’da, Ukrayna’da aranan gözaltına alınan bir isim huzuru Türkiye’de ve Bodrum’da bulmuş.

Kendisine Bahtiyar İkramoğlu adı ve Türkiye vatandaşlığı bile verilmiş. Üstelik patronlarından biri iki Türk’ü öldürmekten yargılanmış, diğeri PKK’ya yardım ettiği söylenen iki meşhur Rus mafya babası iken.

Bu sicili olan bir ismin adını Türkiye ilk nasıl duydu?

2017 yılının Mayıs ayında yapılan görkemli bir açılışla.

14 Mayıs 2017 günü Amerikan sinemasının ünlü markası Paramount Pictures’dan isim lisans hakkı alınarak otel, The Paramount Hotels & Resorts adıyla yeniden açıldı.

Otelin yeni ismi Hollywood’dan olunca açılışa Nicole Kidman da getirilmişti.

Peki iş insanları, siyasetçiler ve ünlülerin akın ettiği, herkesin Kidman’la fotoğraf çektirmeye çalıştığı açılışta Nicole Kidman’ın hemen yanında kim oturuyordu?

Tabii ki ev sahibi Botir Rahimov.

yildiray-ogur-yazi1.jpg

Yasemin Hanım’ın anlattığına göre Rahimov, otelin bir biçimde işletmesini devraldığı bu dönemde Bodrum’daki oteldeki villasında yaşayan 80’li yaşlardaki babası Atilla Uras’ı hal ve hareketleriyle ve yapmadığı ödemelerle bıktırmıştı.

Bu yüzden baba Uras, 2017 yılında otelini satmaya karar vermişti.

Otele talipli olarak Vogue oteller zincirinin sahibi Turan Avcı çıkmış.

Avcı, DHA’ya, CNN Türk’e verdiği demeçlerde oteli 80 milyon dolara aldığını anlatmış.

Ama yine Yasemin Hanım’ın iddiasına göre Avcı oteli Rus şoförünün altında imzası olan ve sonra karşılıksız çıkan çeklerle almaya çalışmış ve sonra da oteli Bohir Rahimov’a devretmiş.

Bu satış sürecinde ilginç başka bir gelişme daha olmuş.

Atilla Uras ve kızları davalık olmuşlar.

Yasemin Hanım, “bu haberlerin satış sürecinde kendilerine yönelik bir karalama kampanyası” olduğunu iddia ediyor:

“Babamla aramda bir sorun yoktu. Sorun Turan Avcı'yla başladı, kız kardeşim bana mesaj attı 'abla kalk gel, dolandırılıyoruz' diye. Ben geldim tabi işi bozdum. Bu sefer tabi Baki Kayan diye bir şahıs -o da var bu işin içinde-, avukat getirdi babama 31 yaşında Tarık Güleryüz diye. Baktılar ki ben otele tedbir koydum, vasi atıyorum. Ne yapacaklar, çok afedersiniz b.k atacaklar tabi. Hürriyet Gazetesi'ne çıkardılar, Show TV'ye çıkardılar, benim için 'Atilla Uras'ın kızı değil' dendi. Ondan sonra tabi biz tazminat davası açtık, 21. asırdayız DNA testi diye bir şey var, zaten ben babamın kopyasıyım. Bu çıkarılan haberler disinformation onlar, iftira bunlar.”

26 Mart 2018’de Anadolu Ajansı’nda çıkan haberden okuyalım:

“İflas eden Marmara Bank'ın eski yönetim kurulu başkanı iş insanı Atilla Uras, hakkında vesayet altına alınması talebiyle dava açan ve mal varlığı üzerine ihtiyati tedbir kararı aldıran kızlarını, akli melekesinin yerinde olduğuna yönelik rapor aldıktan sonra mirasından men etti. Uras, kızları aleyhine ayrıca, kişilik hakları ihlal edildiği ve maddi zarara uğradığı gerekçesiyle 50'şer bin lira manevi, 5'er bin lira da maddi olmak üzere toplam 110 bin liralık tazminat davası açtı. "Miras Iskat" belgesinden: "İleri yaşım ve sağlık sorunlarım nedeniyle seyahat engelimin bulunduğunu bilmelerine rağmen beni evlat ve torun sevgisinden, ilgisinden mahrum bıraktılar. Ölümümden sonra Nilüfer ve Victoria Yasemin Uras'ı ve alt soylarının müstakbel mirasçılarımın mirasından hiçbir hak almamasını son arzum ve isteğim olarak vasiyet ediyorum."

Bu davadan üç ay sonra 81 yaşındaki Atilla Uras, oteldeki villasında geçirdiği bir kalp krizi sonucu hayatını kaybetmiş.

Yasemin Hanım’a göre babasının ölümü de şaibeli:

“Hastaneye girdiğinde KOAH hastası olduğunda boynuna (gırtlak) delik açıldı ve tüp takıldı. Ben babamın şüpheli şekilde öldüğünü düşünüyorum. Aniden o tüpün boynundan çıktığını söylüyorlar ki benim eşim doktor, o tüpün öyle kendi kendine çıkmayacağını söylüyor. Tüp çıkınca resmen boğuldu, ambulans gelene kadar kriz geçirdi o arada da beyne kan gitmediği için beyin ölümü oldu. İki hafta komada kaldı o arada da vefat etti."

Yasemin Hanım’ın şu iddiası ise dün bütün sitelerde manşetlerdeydi:

“Bir de Botır’ın yanında Cihan Ekşioğlu diye bir kişi türedi. Cihan Ekşioğlu, babamın vefat ettiği gün otelimize devletin tankıyla girdi. Türkiye Cumhuriyeti’nin tankıyla otelimize girdi. Cihan Ekşioğlu, o ara devletin kışlalarına tadilat yapıyordu. Oteli fethetti. Ben dünyanın hiçbir yerinde böyle bir şey görmedim, bir devletin tankını alıyorsunuz ve o tankla yollardan gelip otele giriyorsunuz.”

Cihan Ekşioğlu, EKBA Holding’in yönetim kurulu başkanı. Holdingin bünyesinde inşaat ve savunma alanında şirketler var. İnşaat şirketinin uzmanlık alanı da yine sitesine göre TSK ve Emniyet inşaatları.

Savunma alanındaki üç şirketinin insansız hava araçları dahil askeri ürünler ürettiği görülüyor.

Sitenin medya bölümünde Ekşioğlu’nun görüştüğü isimlerle fotoğrafları var.

Binali Yıldırım, Çeçenistan lideri Kadirov, İçişleri Bakanı Soylu, Şehircilik Bakanı Kurum, eski Yargıtay Başkanı ve Van Damme bu isimler arasında.

http://www.ekbaholding.com/basinda

Ayrıca Ordu Milletvekili Cemal Enginyurt’un tweet'ine göre Enginyurt ve deniz yetki anlaşmalarının mimarı emekli amiral Cihat Yaycı, Ekşioğlu’nu birlikte ofisinde ziyaret etmişler.

enginyurt.jpg

Bu profildeki birinin Rus mafyasının önemli isimlerinden Botir Rahimov ile nasıl bir ilişkisi olabilir, bu otelde ne yapar gibi masum sorulara takılmadan toparlayarak devam edelim.

2018 yılında otelin makus talihine yeni bir karanlık isim daha dahil oldu. 2018’in yaz aylarında Bodrum’da plajlara yatıyla yaklaşıp lahmacun ayran dağıtan Robin Hood işadamı Sezgin Baran Korkmaz, bir tweet atarak oteli aldığın duyurdu, otelin adı SBK Holding’in sitesine eklendi.

Yasemin Caroline Uras, otellerinin Korkmaz tarafından alındığını bu tweet'ten öğrenmiş:

“Bana birkaç kişi aracılığıyla telefon açıldı ve ‘Ben Kazaklardan 42 milyon euroya aldım’ dedi. Benle yalıda oturup, konuşmak istediğini söyledi. Ben de ‘Öyle bir şey olamaz ama ödenmemiş bedeli var siz de biliyorsunuz, arzu ederseniz avukatınızla ofisime gelirsiniz, oturup konuşuruz” dedim. Gelmedi.”

Peki, Korkmaz oteli nasıl almış?

Yasemin Hanım’ın iddialarına göre ‘otelin hisseleri babası komadayken kasadan çalınıp Çekya’ya kaçırılmış ve orada bir şirket kurulmuş’... ‘Botır Rahimov’un Sezgin Baran Korkmaz’a 30 milyon dolar borcu karşılığında otel el değiştirmiş olabilir. Ama otelin pay defterlerinde hala sahibi olarak Rahimov görülüyormuş.’

Ama en azından Sezgin Baran Korkmaz’ın 2020’in eylül aylarına kadar otelin sahibi olduğunu Sedat Peker’den biliyoruz.

Temmuz 2020’de burada kalan Veyis Ateş, Korkmaz’ın misafiri olduğu iddiasıyla ilgili bir açıklama yapmadı, otelde bedava kaldığı iddiaları üzerine Peker’den şikayetçi olan Ankara Bölge İdare Mahkemesi Başkanı Esat Toklu, Eylül 2020’de ailesiyle 50 bin TL'lik faturasını ödeyerek bu otelde kaldığını kabul etti ve resepsiyonda Sezgin Baran Korkmaz’la karşılaştığını söyledi.

Yine haberlere göre otelin işletmesi Ekim ayında akaryakıt işleri yapan Şaban Kayıkçı’nın sahibi olduğu Duja grup tarafından devralınmış ve adı da Duja Be Premium olarak değiştirilmiş.

Burada duralım.

İmara aykırı olarak yapılan ultra lüks bir otelden Dubai şeyhi, bütün dünyada aranan Rus mafyası, Nicole Kidman, Mormon mafyasının kara parasını aklayan bir iş insanı, emekli askerler, hakimler, savcılar, emniyet müdürleri, gazeteciler hatta iddialara göre bir tank bile geçmiş.

Bir zamanlar bölgesinde model ülke olan bir ülke, nasıl oldu da bu bölgenin bütün karanlık figürlerinin kol gezdiği, kırmızı bültenle arananların, mafyanın, kara para aklayanların rahat rahat iş gördüğü, ülkenin en güzel köşelerine, otellerine çöktüğü bir ülke haline geldi?

Maldivler'e benzetilen Bodrum’daki otelin hikayesini okuyunca insan Türkiye’nin Pasifik’te her şeyi yapmanın serbest olduğu bir offshore adası olduğunu düşünüyor.

Bu otelin hikayesi Türkiye’deki çürümüşlüğün de hikayesi.

Ve maalesef bu çürümüşlüğün üstünü artık ne altın varaklar ne de bol yıldızlar kapatabiliyor..