• 9.02.2020 00:00

  Hayvan ne derin muamma. Onların çeşitli sebeplerle kalplerinin kırıldığını, küsüp içlerine kapandıklarını, kendi aralarında nice sorunlar yaşadıklarını, türlü çeşit korkularını bilmiyoruz. Yağmurlarda ıslanıp bir barınak bulamayınca bizim gibi bronşit, grip, nezle hatta verem olduklarını da. Kanser olup kimseler bilmeden bir kuytuda inleyerek ölüşlerini de. Betonlarla kaplı şehirlerimizde ortalıkta sürekli yiyecek ararken, itilip kakılırken çarpıyorlar gözümüze. Bir de meş’um haberler. Bazı kişiler onları topluca zehirliyor, zevk için ayaklarını, bacaklarını, kuyruklarını kesip gözlerini oyuyor, yeni doğmuş kedi ve köpekleri poşetlere koyup ağzını bağlıyor, bazen de işkence ve tecavüzle kan kusturup depresyona sokuyorlar. Yollarda arabaların altında kalıp üzerlerinden defalarca geçilenler, ara sokaklarda ise kasten ezilip ölenler sakat kalanlar. Bu toplumda hayvanlara işkence ve kötü muamele kimi insanların eğlencesi. 

Mahallemizde bir çocuğa şahitlik etmiştim, on yaşlarında, işi yeni doğmuş yavru kedileri anneden ayırıp çok uzaklardaki apartmanların bahçesine atmak ve okula gidip gelirken çaresizliklerini ve acı miyavlamalarını izlemek. Öğrenilen ve aktarılan bir eğlence olarak ele alınması, okullarda ailelerin açıklarını telafi edecek eğitimlerin verilmesi ne kadar da lüzumlu. Başka şeyler de var ama şiddetin pornografisini sergilemek değil amacım. Sadece papağanı hatırlatmak isterim. Sahibiyim ne istersem yaparım diyen adam, ona sürekli bağırıyor, küfür ve hakaret ediyor, bu marifetini kayda alıp cümle aleme izletiyordu. Papağanın depresyondan çıkamayışı, acılarla dolu imdat sesleri çıkararak ölümü hepimizin hatırında. Geçen hafta yavru köpeklerin ses tellerini kesenler mi dersiniz, bir köşede uyuyan kediyi tekmelerle öldürüp yürüyüp giden mi. Kimimizi hasta eden, kimimizin ise insanlara yapılan haksızlıkları öne sürüp teferruat olarak gördüğü bu canavarlıklar nerelerden besleniyor, nasıl aktarılıyor araştıralım, anlamaya çalışalım ama bir yaptırımı olmalı bu pervasız kötülüğün. 

Hayvanlara karşı işlenen suçlar sadece maddi zarar çerçevesinden bakılarak değerlendirildiği, hafif taksir, küçük bir kabahat olarak görüldüğü sürece cani ruhlar yoluna devam edecek. Bu felakete karşı çıkan, tepki veren insanlara da marjinal, meczup adamlar, işi gücü olmayan kokana kadınlar muamelesi yapılacak. Sosyal medyada gürültü yapılmamışsa zaten hiç kimsenin haberi bile olmayacak canların uğradığı işkencelerden. Sokak hayvanlarından geçtik bazı görüntülerden sonra sahiplenilmiş ev hayvanlarının da, malımdır istediğimi yaparım düşüklüğü içindekilerce hakarete işkenceye, esarete uğradığını bilmek zor değil. 

2004’te yasalaşan 5199 numaralı Hayvanları Koruma Kanunu oldukça olumlu maddeler içeriyor. Daha ilk maddede “Bu kanunun amacı; hayvanların rahat yaşamlarını ve hayvanlara iyi ve uygun muamele edilmesini temin etmek, hayvanların acı, ıstırap ve eziyet çekmelerine karşı en iyi şekilde korunmalarını, her türlü mağduriyetlerinin önlenmesini sağlamaktır” denilmiş. 

“Sahipsiz hayvan”, barınacak yeri olmayan veya sahibinin ya da koruyucusunun ev ve arazisinin sınırları dışında bulunan ve herhangi bir sahip veya koruyucunun kontrolü ya da doğrudan denetimi altında bulunmayan olarak tanımlanıyor. Onların yaşamlarının da sahipli hayvanlar gibi desteklenmesi, kötü muameleden uzak olmaları için gerekli önlemlerin alınması gerektiği vurgulanmış. Sonra bir dizi yasak sıralanmış kanunda. Tedavi edici olmayan kuyruk ve kulak kesilmesi, ses tellerinin alınması ve tırnak ve dişlerinin sökülmesi, kasıtlı olarak kötü davranmak, acımasız ve zalimce işlem yapmak, dövmek, aç ve susuz bırakmak, aşırı soğuğa ve sıcağa maruz bırakmak, bakımlarını ihmal etmek, fiziksel ve psikolojik acı çektirmek, gücünü aştığı açıkça görülen fiillere zorlamak yasak. Yerel yönetimlere de sorumluluk yükleniyor. Bölge ve mahallelerindeki, öncelikle köpekler ve kediler  olmak üzere, sahipsiz hayvanların bakımları, aşılarının yapılması, aşılı hayvanların markalanması ve kayıtlarının tutulmasının sağlanması, kısırlaştırılması, saldırgan olanların eğitilmesi ve sahiplendirilmelerinin yapılması için yerel yönetimler tarafından kurulan hayvan bakımevlerine gönderilmesi… 

Fakat iş cezai hükümlere gelince durum iç karartıcı. Komik sayılabilecek idari para cezalarıyla yetinilmesi ve bunların da yeni suça kadar ertelenmesi caydırıcı değil, keyif verici olsa gerek. Küçük bir meblağ ödeyerek hayvanlara gönlünce işkence ve katliam yapma cenneti mi burası? Türk Hukuk Sistemi mevcut haliyle hayvanları koruma işlevini yerine getiremiyor. Hayvanların can değil mal olarak algılandığı Kabahatler Kanunu’nda sadece sahipli hayvanlara verilen zarar cezaya tabi. Bu da malı zarar görene tazminat şeklinde. Bütün Türkiye, her meşrepten kalbi olan insan bu konuda uzlaşma, akıl ve vicdan birliği içinde. Tek isteğimiz bu suçlar Türk Ceza Kanunu kapsamına alınsın, suçlular mahkemeye çıksın ki onların yüzünü görüp seslerini duyabilelim. Bunları neden yaptıklarını dinleyebilsin kamuoyu birinci elden.