• 23.12.2020 00:00

  Kararmış bir kalbin başkaları üzerine düşen ne çok gölgesi var. Bu karabasanlar toplum ev aile içinde ortaya çıktığı gibi iş yerlerinde de kendini gösteriyor. Bazen küçücük bir yetkiyi, imkanı, yönetsel bir konumu elde eden kişi, içindeki bütün zaafları ayna gibi yansıtmaya başlıyor. Mobbing kelimesi böyle girdi hayatımıza. İş hayatında adını koymakta zorlandığımız psikolojik teröre 80’li yıllarda verilen ad. Baskı, taciz, sıkıntı verme, rahatsız etme, ruhsal örseleme, yıldırma, görmezden gelme, gruptan izole etme, mesleğiyle ilgili bilgi saklama, güvenilmediğini hissettirme gibi saymakla bitmeyen incitme basamaklarının, insanı ağır çekimde yıkıma uğratması.   

Türkçede “yıldırma” ve “psikolojik terör” kelimesini kullanıyor kimi uzmanlar. Yıldırmaya maruz kalan insanların uğradığı yıkım ve başlangıçta göze görünmeyen baskıların açtığı hasar gibi, bu eylemleri yapanların profili de araştırma konusu. Disiplini sağlamak, verimliliği artırmak gibi birçok gerekçe ileri sürülerek meşrulaştırılmak istenen, yaşayanın bile adını koyamadığı birçok kötülük ayrıntısı, zamanla insanın işi bırakmasına, tedavi alma zorunluluğuna kadar gidiyor. Yıldırma uygulayan insanların aşırı kontrolcü, korkak, nevrotik, etik değerleri gelişmemiş, iktidar açlığı olan kişiler olduğunu görmek hiç zor değil. Özellikle hiyerarşik yapılı iş yerleri ve kar amacı gütmeyen kurumlarda üst kademedekilerin hatta eş konumda çalışanların nasıl pervasızlaşabileceği sır değil.  

Antalya’da bir devlet hastanesinin başhekimi olan kadın doktorun kendi hemcinsi olan kadın hemşireleri ezmeye, aşağılamaya yönelik tutumu çok iyi bir örnek. Arandığında kendi servisinde bulunmayıp başka bir servisteki hastaya yardım ettiği gerekçesiyle beşyüz kere “Ben salağım servisimden başka servise gittim” yazdırmaya kalkışması, sosyal medyaya yansımadığından sineye çekilen nice psikolojik terör ortamını akla getiriyor.     

Yaş, cinsiyet, ırk ayrımı gözetmeksizin her kişiye yönelebilen itibarsızlaştırma, dışlama, taciz etme, değersiz hissettirme gibi duygusal saldırıların, fiziki saldırılara kolayca dönüşebilmesi de üzerinde durulması gereken bağlantılı bir konu. Pandemiyle birlikte artan yüksek işsizlik oranları da yıldırmayı tetikliyor, emeğin değerini düşürüyor.  

Geçtiğimiz günlerde tarım işçisi Altın Erdoğan’ın başına gelenler psikolojik şiddetin kolayca fiziki şiddete dönüşmesinin son örneklerinden. Altın hanımın Antalya Kadın Platformu’na anlattıkları kesinlikle soruşturulmalı, gereği yapılmalı, emekçilerin hukuku yerde kalmamalı.  

“Mahalledeki kadın komşularımla birlikte nar toplamaya gittim. Çavuş M. işçileri toplayıp nar bahçelerine götürüyordu. Üçüncü gün bilmediğimiz bir çavuş geldi. Nar bahçesinde çalışırken sürekli başımızda ‘Daha hızlı çalışın saat 13.00’e kadar bu işler bitecek’ diye söyleyip durdu. Öğlene kadar çalıştık. Yemek vakti geldiğinde ‘Yemek yemeyeceksiniz. İşleri yetiştireceksiniz’ dedi. Ben ilaç alıyorum, bir kadın arkadaşımla evden getirdiğimiz yiyeceklerimizi yedik ve çalışmaya devam ettik. Dönüşte araçta yaklaşık 30 kişiyiz. Maske takmayanlar var. Uyardım hastalık döneminde neden maskenizi takmıyorsunuz diye. Bir fotoğraf çekmek istedim. Arabayı çavuş durdurdu, eşi üzerime gelip boğazıma yüklendi. Telefonumu aldı. Resimleri sildi. Mahalleme geldik. Ben araçtan biraz uzaklaşınca, çavuş eşine ‘ona vur’ dedi ve kadın yüzümün sol tarafına vurmaya başladı. Gözümden kan geldi. ‘Onun bir şeyi yok’ deyip beklettiler beni ilk çavuşumuz M. gelene kadar. Bu kadar bekletmeseydiler gözüm kurtarılabilirdi. Ne yaşadığımızı anlayamadım bile. Tehditler yağdırmaya başladılar. ‘Çocuklarını, sizi burada yaşatmayız’ diye. Hastanenin önüne bıraktılar. Ameliyatla gözümü kurtaramadılar. Yüzde 90 kör durumda gözüm. Zaten çocuklukta geçirdiğim bir hastalık sonucu bir gözüm görmüyordu hepten kör oldum.”  

16 yaşında intihar ederek yaşamına son veren mevsimlik tarım işçisi Fesih Kapçak instagram profiline “mırov ger hêviyêk wan hebe ‘wek mînâ tâvıka bûharê” yazmış. “Umudu olan insan bahar güneşi gibidir.” Diyarbakır’dan Sakarya Geyve’ye göç etmiş, sekiz kardeşi ve annesiyle birlikte mevsimlik işçi olarak hayatını sürdürmeye çalışan bir gencimiz. Ne yaşadı ne gördü umudunu nasıl kaybetti bilmiyoruz.  

Üç ay önce de Kocaeli’nde 18 yaşında bir kargo işçisi Furkan Çelep instagram hesabına “Benim yaşımdaki insanlarla aramada uçurum var. Neden kimse bana değerli olduğumu hissettirmiyor” notunu bırakıp intihar etmişti.   

Gençlerin, kadınların, çocukların umudunu besleyecek hakkaniyetli bir fırsat eşitliği, insan onuruna yakışır bir iş hayatı için ne kadar emek verilse yeridir.