• 18.06.2017 00:00
  • (1665)

 M.Ö 6. yüzyılda yaşayan Çinli bilge Lao Zi’nin “Eylemsiz eylem” denilen anlayışı, şiddete ve öfkeye kapılmayan, sabırlı, kararlı direnişin temelini oluşturur.

“Su yumuşaktır ama yoluna çıkan en sert kayayı bile aşındırır” der.

Yine acımasız fırtınalar karşısında esnekçe sağa sola yatan ama asla sabit yerini terk etmeyen ağaç örneği verilir. Acımasız rüzgâr şiddetini yitirdiğinde ağaç orada dimdik durmaya devam edecektir. Rüzgâr ise yitip gidecektir.

Taoizmin temelini oluşturan bu yaklaşımın, Çin’deki acımasız ve güçlü devlet geleneğine karşı halkın maharetle geliştirdiği direnme biçimlerinden olması, tesadüf değildir.

Çinli köylüler, adalet yolundan sapan bir imparatora karşı direnmenin, uhrevi güçlerin emri olduğuna inandıkları için çok sayıda güçlü hanedanı devirmeyi başardılar.

Çin tarihindeki bu döngünün çok iyi farkında olan devletin filozofu Konfüçyüs (M.Ö 6. yüzyıl), iktidarda kalmanın yolunun otorite, liyakat ve adaletten geçtiğine inanırdı.

Konfüçyüs, “insanların itaat etmelerini nasıl sağlayabilirim?” diye soran bir devlet adamına, “Devlet yönetiminde dürüst insanların önünü aç, ahlakını yitirmişleri tasfiye et” yanıtını vermişti.

Konfüçyüs için ahlak kadar liyakat de önemliydi. Tam da bu nedenle Çin’de 2000 yıl devam eden bir eğitimli bürokrat yönetiminin temellerini attı. Bürokratlar sayısız aşamalardan oluşan bir eğitim hiyerarşisinde başarılı olarak yükseliyorlardı…

Referandum sürecinde ahlaki üstünlük bariz bir şekilde “Hayır” bileşenlerindeydi. Aklını çok kullanamayan Fil karşısındaki sabırlı karıncalar gibi hareket ettiler.

OHAL’de ve inanılmaz eşitsiz koşullarda yapılan bir seçimde çok başarılı bir sonuç elde ettiler.

Daha önce de söyledim, açık ve özgür tartışma yapılabilseydi “Hayır”ın potansiyeli yüzde 65’ti.

İşin tuhafı, iktidar çevrelerinde bu durumun farkında olanların varlığı. O kadar ürkekler ki, bin dereden su getirerek “yumuşama, parti ayarlarına” geri dönme mesajları veriyorlar.

Varsayalım Mars’tan hayali bir varlık geldi ve olabildiğince nesnel biçimde Türkiye siyasetini izliyor. Sanırım Ak Parti’nin reform yapmasını engelleyen felç halini tespit ederdi.

Bu da demektir ki, muhalefet akıllı, vicdanlı ve demokrat davrandığı sürece Ak Parti zemin yitirecek.

Ta da bu anlamda bugünün demokratik muhalefetini, Taoizmin bahsettiği, görünüşte yumuşak ama aslında kararlılığıyla taşları aşındıran suya benzetebiliriz.

Geçen Referandum sürecinde CHP kendisini, ahlaki üstünlüğe sahip, yaratıcı ve eksiklerine rağmen demokrat olmayı büyük ölçüde beceren muhalefetin yanında konumlandırmayı başardı. Ne önünde ne arkasında, yanında durdu.

CHP ve demokratik sivil toplum aktörleri böyle uyumlu davranmayı becerirlerse, 2019 için ciddi bir ivme yakalanabilir. Elbette bu uyumlu hareket etme becerisi, mevcut siyasi partileri de içermeye çalışmalıdır.

Bu açıdan bakıldığında Kılıçdaroğlu’nun adalet talebiyle yürümesinin çok yerinde bir eylem olduğu teslim edilmelidir.

Yürüyüşü bir mağdurlar ve demokratlar imecesine çevirmenin yollarını aramalıyız.

Adalet kavramı, bu ülkede partilere isim seçerken ilham verecek kadar önemlidir. Adalet iddiasıyla iktidara gelenleri, tam da bu yerden sorgulamak muhalefetin ahlaki üstünlüğünü daha da belirginleştirecektir.

Ak Parti kurucularından Fatma Bostan Ünsal’ın, Faruk Ünsal’ın Cihangir İslam’ın Kemal Kılıçdaroğlu’nun yanında yürümesinin ne kadar önemli olduğunun farkında olmalıyız.

Bu farklı mahalleler adalet kavramı etrafında ve demokratik bir gelecek için yan yana gelebilir mesajı barındıran bir harekettir.

Fatma Bostan, Ak Parti’nin Türkiye’yi otoriterleştirirken, kendisini iktidara taşıyan taleplere yabancılaşmasını anlatmak için, “inandığımız yerden kırıldık” demişti.

Demokratik muhalefet, vicdanı, adaleti savunurken, akıl ve inatla, mizahla ve şiddeti reddederek ilerledikçe, su akar yatağını bulur…