• 10.07.2017 00:00
  • (1643)

 CHP 16 Nisan referandumundan beri siyasetin artık “yüzde 50 + 1’” realitesiyle yapılması gerektiğini iyi kavramış görünüyor. Bana göre Adalet Yürüyüşü, CHP’nin referandumda yakaladığı kapsayıcı tarzın bir devamıdır.

Referandum sürecinde CHP, kendi markasını öne çıkarmayarak sivil toplumla uyumlu gitmeyi tercih etmiş, kendisi üzerinden gerçekleştirilmek istenilen kutuplaştırma tuzağına düşmeyerek, manevra alanını genişletmişti.

Öncelikle Referandum sürecinde yakalanan ahlaki üstünlüğün bu barışçıl, kapsayıcı eylemle devam ettirildiği, daha da yukarıya taşındığını görmemiz gerekiyor.

Sert ulusalcılar dışında herkes, yan yana yürümemiz, farklılıklardan ziyade ortak taleplerimizi, mağduriyetlerimizi öne çıkarmamamız gerektiğini kavramış görünüyor.

On yıl önce birbirimize göstermediğimiz demokratik hoşgörüyü artık öğrenmiş durumdayız. Bunu bize hayat öğretti ama keşke daha önce öğrenseydik…

Ak Parti’nin son bir aydır gündem belirleme üstünlüğünü açıkça CHP’ye ve muhalefete kaptırdığı görülüyor. İktidar partisinin muazzam büyüklükte bir propaganda ağı var. Aynı anda aynı manşeti atabilecek bir “öngörüye” sahip gazeteleri mevcut.

Ne var ki Adalet Yürüyüşü karşısında “Bunlar terörist veya terör destekçisi” demenin ötesine geçemediler.

Baştan sona barışçıl, kapsayıcı karakterini koruyan, dışarıdan yapılmak istenilen provokasyon girişimlerini yumuşak tavırla boşa çıkaran ve daha önemlisi bu topraklarda her zaman gönüllerde yer bulmuş adalet talebini dillendiren bir hareketi, terörle özdeşleştirerek itibarsızlaştırma çabaları beklenilen etkiyi yaratmamış görünüyor.

Elbet bu kara tarzın alıcıları var. Elbette bu kara propaganda bazı insanların kafasını karıştırıyor. Ama bu eylem gösterdi ki akıl, vicdan ve inat yan yana geldiğinde bu türden kara propagandalar da boşa çıkarılabiliyor.

Bu toplum barışçıl muhalifleri terörist diye yaftalayanları da aşacak, hiç şüpheniz olmasın.

Bu açıdan bakıldığında Ak Parti’nin en büyük sorunlarından birisinin, kaderini çatışmacılığa, kutuplaşmaya bağlamış medyası olduğunu söyleyebiliriz.

Dikkat edin bu süreçte Ak Parti’nin Adalet Yürüyüşüne karşı ateşli savunuculuğunu, yine ülkemiz siyasetinin gördüğü en lümpen grup olan troller ve güce tapmalarıyla bilinen köşe yazarları üstlendiler.

Daha makul Ak Partililerin sessiz kaldıkları çok açık. Onlar da rahatsız. Ama kusura bakmasınlar biraz itiraz etmeyi öğrenselerdi ülke bu durumda olmazdı.

Sessiz kalırsanız birileri sizin adınıza konuşur…

Adalet Yürüyüşünde duyduğumuz, şahit olduğumuz mağduriyetleri, haksızlıkları, acıları bu ülkede herkesin bilmesi lazım. Başımızı kuma görerek bu meseleleri çözemeyiz. Ortada çok büyük bir sıkıntı var ve siyasetin görevi bunlara çözüm üretmek.

İktidar medyasının işlevi bu acıları perdelemekten ibaret maalesef…

Devlet Bahçeli ve MHP açısından bakıldığında ilk dikkati çeken Bahçeli’nin yürüyüşe en sert muhalefeti yapanlardan birisi olduğudur.

Nedenini anlamak zor değil. Partisinin oyları Ak Parti, CHP ve Akşener ekibine doğru kayıyor, daha da kayacak. Belki Bahçeli MHP’yi yüzde 5’in altına indiren lider olacak. Sanırım öfkesi biraz bu yüzden.

Bugünkü MHP-Ak Parti ittifakının sürdürülebilmesi, MHP’nin makul bir oy desteğinin olmasına bağlı. Eriyen bir MHP’nin pazarlık gücünün de eriyeceğini gayet iyi biliyor herkes…

Sert ulusalcılara gelince, onların da Adalet Yürüyüşünden rahatsız oldukları görülüyor. Fakat gözlemimiz şu ki “Ulusalcı” denilenlerin büyük çoğunluğu Adalet Yürüyüşüne destek verdi.

Perinçek’i asıl kızdıran bu olabilir. Peki Feyzioğlu ve Kocasakal’a ne oluyor? Onlar neden rahatsızlar? Çok açık: CHP halkçı bir yöne girdikçe, seçkinci-devletçiler bir zamanların Cumhuriyetçi Güven Partisi gibi sağa doğru savrulacaklar. Hem de giderek sönümlenerek.

Demek ki gerçek anlamda kapsayıcı, demokratik, halkçı siyaseti hayata geçirdiğinizde bir zamanlar yan yana gelmeleri imkansız görünen, ama yan yana gelememeleriyle siyaseten bir başarı elde edilemeyeceğini kavrayanların sayılar artıyor.

Haliyle bu “kitleleri” kendi tapulu arazilerinde sananların huzuru da kaçıyor.