• 27.09.2017 00:00
  • (2560)

 16 Nisan Referandumunda oldukça net bir tercih yapmamız gerekiyordu: Parlamenter demokrasi mi tek adamlık mı? Tam da bu nedenle “Hayır” bileşenleri, Türk-Kürt veya seküler-İslamcı fay hatlarına rağmen dertlerini anlatabildiler.

Tüm engellemelere ve inanılmaz derecede eşitsiz bir yarışa rağmen önemli bir avantajları vardı: Haklıydılar. Ne kadar haklı olduklarını her gün daha iyi anlıyoruz maalesef…

Demokrasiye sahip çıkmamız gereken kritik bir seçimle karşı karşıya olduğumuzu hisseden her çevreden insan hayır oyu verdi.

Hayır bileşenlerinin türdeş olmaması, büyük çeşitlilik barındırması geleceğe dair önemli bir umuttu.

Hayır bileşenleri seçimin resmi sonucu ne olursa olsun, kaplanın kuyruğunu yakaladıklarını hissettiler. Rakipleri yenilmez değildi, yalpalıyordu, sürekli hata yapıyordu.

Adalet Yürüyüşü de ancak böyle bir iklimde anlaşılabilir. Hayır kampanyasının başarılarının bir neticesidir, Adalet Yürüyüşü.

İktidar stratejistlerinin, CHP’nin Hayır kampanyasındaki akıllı duruşunu, sivil toplum bileşenleri ve diğer partilerle uyumlu çalışmasını dikkatle izledikleri, bundan endişe ettikleri açıktır.

Sahiden de Adalet Yürüyüşü, CHP’nin muhalefetin koçbaşı olma ve daha önce kendisine oy vermeyen çevrelerin güvenlerini kazanma anlamındaki hamlelerinin zirvesiydi.

İktidar stratejistleri “tehlikenin” farkına vardılar ve CHP’yi yeniden yüzde 25’lik çeyreğe hapsetme adına adımlar atmaya başladılar.

Elbette en kolay yol, seküler kesimin eğitim, hayat tarzı konularındaki hassasiyetleriyle oynamaktı.

Seküler kesimdeki insanların korkuları gerçektir. Sanal değildir.  Onlara açık biçimde “artık Millet’in parçası olmadıkları” mesajı veriliyor.

Sorun rahatsızlık duymak değil bunun ortaya konulma biçimleri. Rahatsızlık neye karşı? İslam’a mı? Siyasal İslam’a mı? AK Parti’nin dayattığı sağcı milliyetçi İslam’a mı, bunlar karışıyor.

Bazılarının tepkileri fazlasıyla seçkinci kaçabiliyor. Elbette iktidar çevreleri de bu topu alıp, sekülerleri ve CHP’yi din karşıtı olarak gösterme kolaycılığına abanıyorlar.

Bu kafa karışıklığına ve son derece kötü niyetli “böl ve yönet” anlayışına karşı CHP’nin tutarlı bir söylem ve pratik tutturabilmesi son derece hayatidir. CHP’nin Genel Merkezi’nden milletvekillerine ve örgütlerine kadar bu konuda net ve tutarlı bir tutum takınması elzemdir.

Bunun ölçüsü de her durumda demokrat tavrın korunmasıdır. Eğitimin İslamizasyonu v.b gibi tehlikeli süreçlere karşı verilen tepkilerin çözüm önerileri de barındırması ve bu çözüm önerilerinin tüm toplum için tasarlanması, oyunun tersine çevrilmesi adına yaşamsaldır.

Bazı mütedeyyin çevrelerin AK Parti’nin eğitim politikalarından rahatsızlık duydukları gerçeğini unutmamalıyız.

Hayır kampanyası ve Adalet yürüyüşünde tutturulan “herkes için…” duruşu, her alanda ölçü haline gelirse ülkeyi bölmek üzerine iktidar stratejisi kurgulayanlar, attıkları okla kendilerini vururlar.

Muhalefetin ikinci büyük meselesi de Kürtler konusunda nasıl bir tutum takınacağıdır.

Muhalefet, toplumun yüzde 20’sini oluşturan Kürtler konusunda olumlu bir adım attığında “bölücülük” suçlamasına maruz bırakılacaktır. Bu çok kesin.

İktidar bunu yaparken, mütedeyyin Kürtlerle “sekülerleri” yukarıda eleştirdiğimiz strateji üzerinden bölmeye çalışacaktır.

Yani iktidarın da Kürt oylarına ihtiyacı var ve sıkı durun: Durumu muhalefete göre daha zor. Muhalefet bugünkü gibi idareci, risk almaz tavrını sürdürürse, iktidar mütedeyyin Kürtlerin oylarının bir bölümünü yine alacaktır.

Daha da kötüsü, Kürt seçmenlerin kitlesel olarak sandığı protesto etmeleridir. “Ne iktidar ne de muhalefet bize güven vermiyor” diyerek bu tavra yönelebilirler.

Açıkçası Kuzey Irak’taki referandum sürecinde Sözcü gazetesinin attığı incitici, aşağılayıcı manşetleri gören bir Kürt’ün “sekülerlerle” yan yana gelmek konusunda çok ciddi sıkıntı yaşayacağını görmek lazım.

Korkut Boratav hocanın dediği gibi “Cumhuriyetçi tavır Kürtlerle yan yana yol alabilmeyi” gerektirir. Ama cumhuriyetçi bile olamayan, Türkçülüğe demirleyen bir duruşun CHP’nin hattını da belirlemesi durumunda, muhalefet yüzde 50’yi yakalayamaz.

Tam da bu nedenle sadece CHP’nin değil, Akşener hareketinin de Kürt meselesinde net bir duruş tanımlamaları ve iktidarın karalayıcı propagandasından ürkmemeleri gerekir. Bu riski alamayan kaybeder…

Bunu yapmak demek Kürtleri demokratik bir muhalefet platformuna katmak demektir ki bu ülkemizi bölünmeden bile kurtarabilecek sihirli adımdır. Bu haliyle de yurtseverliğin bir gereğidir.

Aksi takdirde gönül köprüleri yıkılmaya devam eder.

Muhalefet bu iki meseleyi aşabilirse yeniden bir toplum olma şansımız artar.

Metal yorgunluğu çekenler de halkın oylarıyla istirahate veya nadasa çekilirler…