• 31.05.2021 08:06
  • (231)

Cami deyip geçmeyeceksiniz...

Cami, seküler bir mekân değildir. Ama kilise, seküler bir mekândır: Sadece dinsel âyin yapılır kilisede. Bir şeyin dünyadan ve hayattan koparılması, dinsel alana hapsedilmesi de seküler bir eylemdir.

CAMİ, İSLÂM’IN RUHUNU VE UFKUNU TEMSİL EDER...

Cami, dünyevî ve uhrevî olanın birleştiği, tevhid’in her düzlemde gerçekleştiği çok katmanlı ve çok anlamlı bir zihin, zemin ve zaman dünyasının hayat bulduğu, hayat olduğu ve hayat sunduğu hakikat yurdu ve ufkudur.

Evet, cami, âyin yapılan bir mekân değildir, ibadet edilen bir yerdir.

İbadet, bir âyin yapma eylemi değildir; kulluk bilincinin yeşertilmesidir özene bezene, kulluk bilincinin her şeye nakşedilmesidir sema edercesine, kulluk bilincinin bütün putları yere sermesidir her yerde: Nefs putunu, makam-mevki putunu, para-pul putunu vesaire...

Cami, İslâm’ın ruhunu temsil eder ve İslâm’ın ruhunu kulluk bilincini yeşerterek hayata geçirir.

Kul, köle demek değildir. Kulluk en yüce makamdır. Peygamberimiz önce kul, sonra elçidir. En yüce kul, âlemlere rahmet olarak gönderilen Efendimiz’dir (sav).

Kişi, Rabbine kul olduğu andan itibaren özgürleşir. Tıpkı Lacan’ın her zaman alıntıladığım sarsıcı tespiti gibi, Yaratıcı inancını yitiren bir insan, artık her şeyi tanrılaştırmaya, her şeyin kulu, kölesi olmaya başlar.

CAMİ: AKÎDEVÎ, FELSEFÎ VE SOSYOLOJİK OLARAK TEVHİD’İN GERÇEKLEŞMESİ...

Cami, İslâm’ın ruhunu, kişinin kulluk bilincini gerçekleştirdiği en iyi mekân olarak temsil eder. Cami, bütün Müslümanları birleştirir: Tevhid’in sosyolojik düzlemde etme kemiğe büründüğü yerdir.

Cami, bütün Müslümanları yalnıza Allah’a boyun eğdirir, yalnızca ona yönlendirir: Tevhid’in hem felsefî, hem akîdevî olarak gerçekleştiği yerdir.

Batılılar, oryantalistler bile bu gerçeği epistemik kölelere dönüşen celladına âşık tasmalı çekirgeleri andıran bizim metamorfoz yemiş entelijansiyamızdan daha iyi bilirler. Bizim yabancılaşmış, ülkesine, kültürüne, inançlarına Fransız entelijansiyamız için cami, âyin yapılan bir tapınak’tır sadece.

Cami, tapınak değildir. Cami, hayatın merkezidir. Müslüman hayatının, siyasasının, sanatının, hukukunun, ahlâkının kalbidir.

Cami, kilise gibi bir kurum olmadığı için, bu açıdan manevî olarak Kilise’den daha güçlüdür. Kilise, kurum olarak yani maddî bakımdan varlığını sürdürebilir ama ruhunun yok olması pahasına.

Oysa bütün bir yeryüzü mü’minler için mescid kılınmıştır; mescid, cami ile birlikte, göstergebilimsel açıdan bakıldığında hem akîdevî hem felsefî hem de sosyolojik olarak tevhid’in temsil edildiği bir büyük sembole, güçlü bir anlam haritasına ve anlamlandırma pratiği mekanına dönüşmüştür.

Bu gerçek, oryantalistler tarafından bile çok iyi bilindiği için, oryantalistlerin hazırladığı MEB’in muazzam bir gayret göstererek genişletip yayımladığı İslâm Ansiklopedisi›nde eğitim maddesi yoktur, “mescid” maddesi vardır; İslâm maarif sistemi, felsefesi ve tarihi mescid maddesinde işlenmiştir ve tam 120 sayfadır mescid maddesi.

Yani?

Cami, tapınak değildir: İlim (bilme), irfan (bulma) ve hikmet (olma) yurdu, tevhid ufku, Müslüman olma şuurudur.

Cami, Müslüman bir toplumun bağımsızlığını, özgürlüğünü, birliğini, bütünlüğünü, kardeşliğini simgeler ve temsil eder.

TAKSİM CAMİİ VE BU TOPLUMUN İSLÂMÎ KİMLİĞİNİ KORUMA MÜCADELESİ

Taksim Camii, bu ülkenin iki asırlık istiklal ve istikbal mücadelesinin sembollerinden biridir.

Taksim / Beyoğlu, Osmanlı döneminde Pera olarak adlandırılırdı ve gayr-i Müslimlerin yoğun olarak yaşadığı bir yerdi.

18. yüzyılda Rusların baskısıyla bir Ortodoks kilisesi yapılmıştı semtin en güzel ve stratejik noktasına.

Cami yapılması teşebbüsleri, Batılı devletlerin baskıları nedeniyle sürekli olarak inkıtaa uğramış, bir türlü hayata geçirilememişti.

Abdülhamid, Pera’ya cami yapılmasını ilk kez ciddi ciddi düşünen sultandır ama ona nasip olmamıştır. 1952’de Menderes, 1970’lerde bizzat Erbakan’ın yoğun baskı yaptığı MC hükümetlerinin başbakanı Demirel, 1980’lerde Özal, Taksim’e cami yapılması için adım atmışlar ama her seferinde de Batılıların baskısı sonucu geri adım atmak zorunda kalmışlar!

Şimdi 1994’te yeşertilen hayal 2017’de verilen talimatla Gezi kalkışmasının yıldönümü gününde, Cuma namazıyla birlikte Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından gerçeğe dönüştürüldü.

Taksim, Müslüman İstanbul’un en önemli semtlerinden biri olacak.

İstanbul, Müslüman olduğu zaman, Müslüman olmayanlar da nefes alabilmiştir burada.

Taksim Camii, İstanbul’a Müslüman kimliğini iade eden tarihî bir adımdır: İstanbul’un yeniden fethinin adıdır, bir anlamda.

Taksim Camii, tıpkı Ayasofya Camii gibi, bu ülkenin bağımsızlık ve özgürleşme yolculuğunun güçlü sembollerinden biridir.

Dünkü yazımda da söylemiştim: Bu ülkenin bağımsızlığını ve birliğini koruyabilmesi, İslâmî kimliğini ve ruh köklerini koruyabilmesine bağlıdır.

Bizim bin yıl tarih yapmamızı mümkün kılan ruh da, bütün zorluklara göğüs germemizi mümkün kılan ruh da, bu toprakları vatan yapmamızı mümkün kılan ruh da bu İslâmî direniş, diriliş ve varoluş ruhudur.

Bu ruhu yitirdiğimiz zaman, bu topraklardaki varlık sebebimizi de, bu topraklardaki varlığımızı da ve bu toprakları da yitirmemiz mukadderdir -Allah korusun!