Zekeriya Kurşun
Zekeriya Kurşun

Gazete: Yeni Şafak

Sudan’da yeni bir Arap Baharı mı?

  • 24.12.2018 00:00

 Mavi ve Beyaz Nil’in birleşip adeta bir gerdanlık gibi sardığı Afrika’nın nazlı ülkesi Sudan zor günler geçiriyor. Geçen haftanın ortalarında batı bölgelerinde başlayan sokak hareketleri ülkenin diğer bölgelerine de sıçradı. Çatışmalarda ölenler ve yaralananlar olduğu gibi kimi yerlerde polis ve asker karşı karşıya geldi.

SUDAN NEDEN KARIŞTI?

Kendisine karşı sürdürülen iç ve dış muhalefete rağmen, 1989’dan beri Devlet Başkanlığı görevini sürdürebilen Ömer el Beşir’in, Suriye lideri Beşşar Esad’ı ziyareti akabinde Sudan’ın karışması bazı spekülatif yorumlara konu olsa da işin mahiyeti bambaşkadır. Ortadoğu’da ve Afrika’da meydana gelen gelişmelerin bir parametre veya ani gelişmeler ile izahı mümkün değildir. Türkiye’yi ve bütün bölgeyi ilgilendiren bu ziyarete paralel olarak ABD’nin Suriye’den çekileceğini açıklamasının, Rusya’nın daha aktif olmasının, son bir yılda bölgede kurulan dengenin Türkiye ve İran lehinde yeniden şekillenme ihtimalinin Arap Birliği üyesi Sudan’ı da etkilediğinde kuşku yoktur. Ancak bu sefer sorunun kaynağını öncelikle son yirmi yıldır Sudan halkının bir türlü aşamadığı ekonomik zorluklarda aramak gerekmektedir.

Son üç aydır ülkede meydana gelen döviz sıkışıklığı, sıcak paranın yokluğu ve en önemlisi gıda ürünlerinde özellikle de ekmek fiyatındaki artışlar halkın tahammül sınırlarını aşmış, umutlarını yok etmiş ve bugünkü kalkışmalar meydana gelmiştir. Akla Tunus’ta başlayan Arap Baharı’nın şartları gelmektedir. Acaba burada da yeni bir Arap Baharı mı yaşanacaktır? Aslında 2013 yılında Arap Baharı’nın etkisi Sudan’da görüldü ve o zaman Ömer el Beşir, 200 kişinin ölümü ile sonuçlanan olayları durdurabildi. Ardından 2014’te başlatıp 2017 yılına kadar devam eden ve Sudan muhalefetini içine alan Ulusal Diyalog hareketini sürdürdü. Bu süreç Sudan’da yeni umutlar yeşertti. Halk alınan kararların ve kurulan ulusal mutabakat hükümetinin sorunlara çare olacağını umdu ama bu, gerçekleşmedi.

Ömer el Beşir, görevi bir iç savaşın eşiğinde devralmıştı. Normalleştirme yerine uzun yıllar boyunca bu savaşa taraf oldu. Bir tarafta Darfur sorunu diğer tarafta Güney Sudan ile uğraştı. Savaş şartlarında sessiz kalan halk yığınlarının savaş sonrası yeni talepler ile ortaya çıkması Ömer el Beşir’i çaresiz bıraktı. Bir taraftan tüketilen diğer taraftan da Güney Sudan’ın ayrılması ile kaybolan kaynaklar, defalarca değişikliklere giden Sudan hükümetlerinin elini kolunu bağladı. 11 Eylül bahanesi ile ülkeye uygulanan ambargo ve Arap Baharı sonrası Kızıldeniz’de etkin olmak isteyen bazı Körfez ülkelerinin müdahaleleri de cabası oldu.

Sudan bağımsızlığına kavuştuğu 1956 yılından itibaren düzensiz bir biçimde şehirleşmeye başladı. Tüketim alışkanlıkları değişti. Geniş tarım arazileri terkedildi ve gıdada dışa bağımlı hale geldi. Darfur gibi bazı bölgelerde iklim şartlarının sunduğu imkânların üstünde hayvancılık yapılmaya başlanması dengesizlikleri arttırdı, hatta çatışmaları beraberinde getirdi. Bu süreçte ülkenin iki temel döviz kaynağı vardı. Biri, Körfez ve Libya gibi Arap ülkelerinde çalışan işçilerin ülkeye gönderdikleri döviz girdisi; diğeri de Güney Sudan’dan çıkarılan petrol gelirleriydi.

Arap Baharı sonrası Libya’nın karışması; Suudi Arabistan’ın Suudileştirme politikasına paralel olarak Sudanlıların işlerine son vermesiyle dışarıdaki işçiler geri dönmek zorunda kaldılar. Diğer taraftan Güney Sudan’ın bağımsız bir devlet olmasıyla petrol gelirlerinin kesilmesi, Sudan’ı sadece güneyden kuzeye akan petrol boru hattından alınan transfer ücretine mahkûm etti. Ancak güneyde başlayan iç savaş, petrol üretimini durdurunca bu kaynaktan da mahrum oldu.

Konuya yakın kaynaklar, bu gelişmeler altında ülkenin bir türlü ekonomik krizden çıkamaması; son ekmek zammı, benzin kuyrukları, unda karaborsanın oluşması, fırıncıların kapatması veya sınırlı ekmek satışları bugünkü sonucu doğurduğunda hemfikirdirler.

ÖMER EL BEŞİR ZOR DURUMDA MI?

Burada can alıcı soru şudur: Ömer el Beşir olayları kontrol altına alabilecek mi, umduğu gibi ülkeyi kendi adaylığı altında 2020 seçimlerine götürebilecek mi?

Bu sorunun cevabını muhalefetin konumunda arayanlar olsa da, muhalefetin durumu ülkenin geleceğini belirleme konusunda yeterli veri sunmamaktadır. Esasında diğer Arap Baharı ülkelerinin aksine Sudan’da eskiden beri etkin ve aktif olmasa da örgütlü muhalefetin olması bu tür sorunların daha büyük patlamalara neden olmasını önleyici pozitif bir rolü bulunmaktadır. Mesela iktidarı elinde bulunduran el Mutemer el Vatani’nin (Ulusal Kongre Partisi) yanı sıra, Ümmet Partisi, Demokratik Birlik Partisi, Komünist Parti gibi onlarca partinin varlığı toplumsal hareketlerin hem kaynağı ve hem de sigortasıdır. Nitekim 2013 sonrasında 2014’te el Beşir’in danışmanlarından Gazi Salahaddin’in Islah Partisi’ni kurarak muhalefete geçmesi bile el Beşir’e karşı oluşması muhtemel radikal muhalefetin önünü almıştır.

Ayrıca muhalefet grupları ve partilerinin kendi demokrasi anlayışları ve iktidarın baskıları karşısında yetersizlikleri de Ömer el Beşir’in işini kolaylaştırmaktadır. Bu yüzden, bu sefer de olayları kontrol edebileceği tahminleri yürütülmektedir. Her ne kadar Sudan Ulusal İstihbarat ve Güvenlik Başkanı Salah Goş’un yakında döviz meselesinin halledileceği açıklamaları olsa da her hâlükârda Sudan, 2019 yılına oldukça zor şartlarda girecektir. Zira Sudan’ın acil bir kalkınma ve üretim modeline ihtiyacı vardır.

Diğer taraftan Sudan’daki istikrar, Türkiye’nin Kızıldeniz ve Afrika politikaları için de büyük önem taşımaktadır.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.