Zekeriya Kurşun
Zekeriya Kurşun

Gazete: Yeni Şafak

Ürdün Kralı Abdullah yol ayrımında

  • 4.02.2019 00:00

 Ürdün Kralı Abdullah sessiz sedasız Türkiye’yi ziyaret edip Tunus’a geçti. Kral Abdullah Cumartesi günü dedelerinin de bir süre yaşadıkları Tarabya’daki Huber Köşkü’nde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuğu oldu. Kral’ın kısa süreli iş ziyaretinin bölgemizdeki son gelişmelerden bağımsız olmadığı açıktı. Medyaya yansıyan sınırlı bilgilerden iki tarafın Filistin ve Suriye meselelerini ele aldıkları ve daha fazla işbirliği yapılması üzerinde durdukları anlaşılmaktadır. Misafir Kral ile görüşmelerde, Dışişleri Bakanı’nın yanı sıra Ticaret Bakanı’nın yer alması ise iki taraf arasında ekonomik işbirliğini arttırma arayışlarının da olduğunu göstermektedir.

TÜRKİYE-ÜRDÜN İLİŞKİLERİNDE MED-CEZİRLER

Ürdün kısa bir süre önce, Mart 2011’den itibaren yürürlükte olan “Türkiye ile Ürdün arasında serbest ticaret alanı tesis eden ortaklık anlaşmasını” iptal ederek bir yanlışa imza atmıştır. Karşılıklı gümrük indirimlerini öngören bu anlaşma, sözde Ürdün’ün sanayisine zarar verdiği gerekçesiyle iptal edilmiş, yapılan müzakereler fayda vermeyince de feshedilmiştir. Ancak kanaatimize göre, Ürdün bu sefer yanlış tarafa oynamıştır. ABD’nin İran ambargosu kararı gündemde iken anlaşmayı iptal ederek bu durumu kendi lehinde bir pazarlığa dönüştürmek istemiştir. ABD’den aldığı bazı vaatlerle maalesef iki tarafın da menfaatine olan bu anlaşmadan vazgeçmiştir.

Kapasiteleri ve konumları farklı olsa da Türkiye ve Ürdün bölgesel gelişmelerden en çok etkilenen iki ülkedir. Türkiye’nin Filistin konundaki hassasiyeti ortadadır. Ürdün ise en fazla Filistinli mültecinin yaşadığı, daha doğrusu nüfusunun çoğunluğunu Filistinlilerin oluşturduğu bir ülkedir. Ortadoğu’daki Türkiye-İsrail menfaat çatışmaları ve son yıllarda Kudüs’ün statüsünün değiştirilme girişimleri, dolaylı olarak Türkiye ile Ürdün’ü müşterek bir zeminde buluşturmaktadır.

İsrail ile en uzun sınırı olan, dolayısıyla en fazla tehdit alan ülke Ürdün’dür. Ayrıca Kudüs meselesi Kral Abdullah’ın kendi meşruiyeti için de hayati önem taşımaktadır. Nitekim Kudüs konusundaki bütün baskılara rağmen o, şimdilik hem ABD başkanı Trump ve hem de Suudi Arabistan-Mısır yaklaşımının dışında kalmıştır. Bütün veriler, Ürdün’ün, Filistin-İsrail çekişmesinde ve iki devletli çözüm konusunda Türkiye ile birlikte hareket etmek mecburiyetinde olduğunu göstermektedir. ABD’nin geçen hafta Filistin’e yaptığı yardımları durdurduğunu ilan edip İsrail lehinde baskı oluşturma girişimi de Türkiye-Ürdün işbirliğini bir kere daha zorunlu hale getirmiştir.

Diğer taraftan Suriye’deki gelişmelerden de en çok etkilenen ülkeler olarak, Türkiye ve Ürdün’ün yeterince işbirliği yapamadıkları ortadadır. Türkiye kadar olmasa da pek çok Suriyeli mülteciyi almak zorunda kalan Ürdün, bu konuda Arap Baharı sürecinden korkan monarşiler ile birlikte hareket etmek zorunluluğu hissetmiştir. Bir bakıma Suudi Arabistan’ın şantajı ile karşı karşıya kalmıştır.

YA DEVLET BAŞA YA KUZGUN LEŞE

Son yıllarda bölgenin en istikrarlı ülkesi gibi görünen Ürdün, zannedildiğinin aksine diken üstündedir. Birinci Dünya Savaşı’nın doğurduğu suni bir yapı üzerine kurulan Ürdün, Suriye ve Irak’tan daha fazla sorunları barındırmaktadır. Bunun bilincinde olduğu için de varlığını bölge üzerindeki rekabetlere ve özellikle kuruluşunu sağlayan İngiltere’nin himayesine dayandırmıştır. Son yıllarda bölgedeki çekişmelerin, daha doğrusu rekabetlerin günü birlik saf değiştirmesi, Ürdün’ün de başını döndürmüştür. Mesela, Rusya’nın geliştirdiği bölge politikalarında Ürdün’ün adı hiç geçmemektedir. Buna karşılık, ABD’nin, Rusya ve İran’ın yayılmalarına karşı bir blok oluşturma; dolaylı yollardan Türkiye’yi de engelleme girişimi olan sözde Arap NATO’sunda ismi anılmaktadır. Bölge rekabetlerinde bir aktörden ziyade, bir araç olarak görülmesi, Ürdün’ü rahatsız ettiği kadar güvenliğine de yöneltilmiş bir tehdittir. İngiltere ise AB’den ayrılma sürecinden beri terk ettiği bölge siyasetine hala dönüş yapamadığı için Ürdün siyasetini dizayn etmekten bir hayli uzaktadır.

Ürdün adeta kuruluş yıllarındaki ayarlarına dönmüştür. Alacağı kararlar, bölgede istikrarlı bir devlet olarak varlığını sürdürmesine imkan verebileceği gibi, tam tersi sonuçlar da doğurabilecektir. Bölgesel rekabetlerin hızla değişip ittifaklara da dönüşme ihtimalini muhafaza ederek; bugün Ortadoğu’da iki aktör olarak, Türkiye-Suudi Arabistan rekabetinin yaşandığı bir gerçektir. Bölgenin geleceğinde bu iki aktörün etkin olacağında kuşku yoktur. Suudi Arabistan, sahip olduğu imkanlar ve birçok Arap devletinin kendisine muhtaç olması avantajını kullanmaktadır. Türkiye de sahip olduğu devlet geleneği, dinamik nüfusu ve dünyanın önemli ekonomileri arasında yer almasının yanında; ABD ve Rusya’nın bölge politikalarında asla gözardı edemeyeceği jeopolitik konumu ile bu rekabette yer almaktadır. Görülen o ki; Ürdün bu iki yapı arasında sıkışmıştır.

Ürdün’ün tarihine baktığımızda; Kral Abdullah’ın büyük dedesi Şerif Hüseyin İngilizleri dinleyip Osmanlı Devleti’ne ihanet ederek Hicaz Haşimî Krallığı’nı kurmuştu. Ancak İngilizler, savaş sonunda Hicaz’a doğru yayılmak isteyen Abdülaziz bin Suud’un ihtiraslarını engellemek şöyle dursun, teşvik etmişlerdir. Böylece zamanında kendileri ile ittifak eden Şerif Hüseyin’in devletinin ortadan kalkmasına göz yummuşlardır. Kral Abdullah’ın büyük dedesi Şerif Hüseyin açıkça; adını taşıdığı dedesi ise daha kısık bir sesle ve ima yoluyla ihanetin pişmanlığını ilan edip hayata veda etmişlerdir. Umarız ki, Kral Abdullah da tarafını seçme kararını verirken tarihten ders alacaktır. Ya dedesinin devletini ortadan kaldıranlar ile işbirliğini sürdürecek veya yeni bir sahife açarak kendi tarihini yazacaktır.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.