• 22.04.2020 00:00
  • (931)

  Genel olarak hemen hemen herkesin üzerinde anlaştığı şekliyle ekonomik krizi, makro ekonomik gelişmede açıkca ortaya çıkan negatif trend olarak tanımlayabiliriz.  Ekonomik konjöktüre, yani genel ekonomik duruma ilişkin olarak makro ekonomide 3 çeşit krizsel duruma işaret edilir:

1. Stagnasyon: makro ekonomide büyümemeyi, yani durgunluğu ifade eder.
2. Resesyon: yılın iki çeyrek arka arkaya negatif ya da azalan büyümeye verilen addır.

3. Depresyon: Resesyonun daha uzun sürelere yayılmış hali, buhran dönemidir.

Gelişmedeki böylesi negatif trendler, genel olarak bir ülkenin, bir bölgenin ya da dünyanın tümünü, yani  ekonomik sektörlerin ve yaşam alanlarının hepsini kapsayan, ilgilendiren bir ekonomik kriz olabileceği gibi bu, ekonomide istihdam, fiyat, kapital akımı vb. gibi belli değişikenleri, faktörleri birinci dereceden ilgilendiren ekonomik krizler, ya da yalnızca ekonominin belli alanlarında -mesela demir-çelik, otomobil ya da konut sektörlerinde- ortaya çıkabilen ve (ekonomik) yaşamı dolaylı olarak etkileyen sektörel-yapısal krizler de olabilir. Her ne şekilde olursa olsun, her krizin politik sonuçları vardır, her kriz yönetimi politika ile birebir alakalıdır.

Krizler Neden Oluşur

Her ekonomik gelişme belli bir ekonomik çevrim, yapı icinde oluşur, hareket eder. Konjöktür diye de adlandırılan bu hareketlenme pozitif olduğunda, ekonomik refahın (prosperite) söz konusu olduğu „yüksek konjüktür“den bahsedilir. Göstergelerin negatif olması, örneğin ekonomik gelişmenin aşağı yönlü olması krizsel konjöktüre delalet eder. Konjöktürü, ekonomik çevrimi, bir makro ekonominin dönüşünü Mahfi Eğilmez basitçe  aşağıdaki şekilde ifade ediyor:

Buna göre bir ülke ekonomisinin krize düşmeden yürüyebilmesi için bu faktörlerin bir arada, birbirleriyle uyumlu olarak çalışması, fonksiyon göstermesi lazım! Şöyle ki:
İşçi olsun, Girişimci (kapitalist) olsun çalışarak Gelir elde eden her insan, gelirlerinin bir kısmı ile ihtiyaçlarını karşılamak üzere Tüketim de bulunur, yani harcar. Yeterli geliri varsa, harcamadıkları kısmını -daha sonra, ileride harcamak üzere- yedek akçe olarak Tasarruf ederler. Tasarruf edilen miktarlar toplumsal planda, yapılacak olan Yatırımlar

için bir kaynak teşkil eder. Ki bu da varolan ya da yapılması planlanan, insanların çalıştığıÜretim birimlerinin finansmanı demektir. Bu çevrimi (W. Hofmann'a dayanarak) biraz değişik şekilde, aşağıdaki gibi de göstermek mümkün:
 

Şekillerdeki faktörlerin yanyana duran olgular değil, birbirleri ile ilişki içinde, zamansal olarak peşisıra varolan faktörler olduğunu söyleyelim. İşte kriz dediğimiz olgu, varlıklarıyla makro ekonominin işleyişini sağlayan bu faktörlerin çevrimde birbirleriyle doğru orantıda, ölçülü olarak var olamamaları durumunda, aralarındaki göreceli ölçülü-orantılı ilişkilerin dengesinin bozulmasıyla ortaya çıkar.

Örneğin bu ilişkiler dengesi içinde Gelirlerin orantısal olarak aşırı azalması (ki bu mesela ücretlerin enflasyon oranının altında artması ile reel olarak gerilemesi, ya da tüketici fiyatlarının aşırı enflasyon nedeniyle gelirlerin normal harcamaya yetmemesi) durumunda (kapitalist ekonomi toplumunu bir arada tutan bir olgu olan) Piyasada Talep düşer; yani insanlar daha az harcama yaparlar. Bu ise piyasadaki metaların, üretilmiş malların elde kalmasına, ekonomideki dili ile Arz Fazlalığına, dolayısiyle fabrikalarda tipik bir Üretim Fazlalığı krizine neden olur (Ekonomi politikdeki dili ile kapitalizmde sıkça görülen bu kriz tipi, aynı zamanda Aşırı Birikim Krizi olarak da anılır). Bu durumun en azından orta vadeli tekrarı ise üretim birimlerinde istihdamın azalmasına, diğer bir deyimle işçi çıkarmalara neden olarak toplumda işsizliğin artmasını beraberinde getirir. Yukardaki şekillerde, basitleştirerek izah etmeye çalıştığımız ekonomik çevrimin anlaşılırlığını sağlamak için, konunun fazla dallanıp budaklanmaması açısından, yaratılan makro ekonomik zenginliğin toplumsal grup ve sınıflar arasında Dağıtımını, burada Devlet'in, Devlet Politikası'nın rolünü, sistem içindeki değişimin ana kanallarından olan Kredi Sistemini (Bankalar) ve Para Piyasalarını (Borsalar vs.), sermayenin dolanım süreci vs. analizimizin dışında bıraktığımızı belirtelim.

Tüm bu anlatılanları ekonomi politikdeki diliyle, bir örnekle özetleyecek olursak;

makro düzendeki ters gelişmeler belli bir süre zarfında birikip çoğalır, göreceli olarak oluşmuş olan dengeden sapmalar, yaratılmış ekonomik artı değerin paylaşımında toplumdaki grup ve sınıfların çıkarları etrafında, karşılıklı olarak birbirlerini yaratır. Burada (mutlak) „Denge Durumu“ sadece teoride işe yarayan (ideolojik) bir kurgudur. Gerçekte olan ise; ekonomide ortaya çıkan orantısızlıkların birbirlerinin korrektifi olarak karşılıklı olarak birbirlerini tamamlayıp ''düzeltmeleri'', yeni şartlarda  tekrar yaratmaları ile göreceli dengelerin yeniden oluşmasıdır.

Diğer bir deyişle yukardaki faktörler toplumda, ekonomide, politikada değişimlerden etkilenen değişkenlerdir. Bu etkilerin sürekli ve belli bir yöne doğru olması durumunda krize yol açabilen dalgalanmalar, iniş-çıkışlar işte bu zemine dayanmaktadır. Toplumda ve makro ekonomide varolan her türlü sayısız „piyasa aktörleri“nin varlığı şartlarında böylesi göreceli denge ya da „dengesizlik“ durumu tesadüfi değildir; bu nedenle her zaman krizsel gelişmeye açıktır.

Konjöktürdeki tüm krizvari gelişmelerde belirleyici olan, piyasa ekonomisinin itici gücünü oluşturan kâr ve kârı maksime etme motivasyonudur. Bu nedenle sermaye sahipleri her zaman maliyetleri düşürücü yeni teknolojilerin uygulanması eğilimindedir. Böylelikle konjöktürel hareketlerin özünü, periyodik olarak krizli iniş anları ile, bu sırada ortaya çıkan rant-kâr minimizasyonunun telafi edilmeye çalışıldığı yükselme döneminin çıkışlı süreçleri oluşturur.

Mesela kârın yükseldiği periyotta (kredi hacminin artmasının da desteği ile) sermaye oluşumu-birikimi hızlanır. Kriz döneminde ihmal edilmiş olan yatırım mallarının üretimi, genellikle peşisıra yükselme döneminde artar. Bu, sermaye sahiplerinin rekabet nedeniyle sahip olduğu kâr maximasyonu eğilimi doğrultusunda (emek) maliyetlerini düşürücü yeni teknolojilere, üretimde rasyonelleşme uygulamalarına denk düşer. Bu ise üretim araçlarına olan talebi, makinalar üreten sektörlerdeki üretimi, dolayisiyle istihdamı artırır, tüm bunlar bu sektörlerde ödenen ücretlerin miktarını yükseltir. Yatırım malları (makina sanayisi) sektöründe ödenen „fazla“ ücretle yaratılan talep, günlük ihtiyaclarını karşılamak ya da belli istemlerini tatmin etmek amacı ile tüketim sektörüne yönelir. Bu da tüketim sektöründe daha fazla üretimi ve istihdamı tetikler. Ekonomi-konjöktür yukarda da söylediğimiz gibi yükselişe geçer. Ancak:

Üretim araçları sektöründe (yatırım malları, makina sanayisi) ortaya çıkan gelişme ile birlikte tetiklenen ve periyodik olarak işsizliği azaltan bu konjöktürel gelişmenin içinde, aynı zamanda ileriye yönelik olarak istihdami azaltan efektler de vardır:

a) Yeni üretim teknolojilerinin üretiminin artması ile istihdam yükseliyor; ancak istihdamın yükselerek devam etmesi, bir yerde yükselen ücretlerin, gelirlerin harcanması ile bağlantılıdır. Ancak bunun, istemlerin tatmin edilmesinin de sınırları vardır. Yani bir insan normalde ve ortalama olarak bir, ya da en fazla iki adet arabaya sahip olarak bu konudaki istemini tatmin etmiştir. Burada sözü edilen talep doyurganlığıdır.

b) Yeni teknolojilerin uygulanması, üretimde rasyonelleşme sağlaması nedeniyle istihdamı azaltıcı özelliktedir. Çünkü rasyonelleşme ile istenen, birim başı üretimde işçilik maliyetlerini düşürmek, böylelikle metaların daha az maliyetle üretilerek ilgili firmaya rekabet şartlarında avantaj sağlamasıdır. Azalan istihdam eğilimi ile, daha önce ücret artışı sayesinde tetiklenen talep artışı, böylelikle baskı altına girer, etkisini giderek kaybeder.

Klasik rekabetçi kapitalizm şartlarında ortaya çıkan bu tür  konjöktürde yükselme döneminin mi, yoksa kriz durumunun mu daha baskın olacağı sorusu, işsizliğin azaldığı yükselme periyotunun uzunluğu ve yoğunluğu ile bağlantılıdır. Burada da tayin edici olan, fiyatların  ve reel ücretlerin nasıl gelişeceğidir.

Yukarıda bir krizin oluşumunu, konjöktürün iniş-çıkışlarını maddi üretimden klasik bir örnekle açıklamaya çalıştık. Ancak bilindiği gibi çıkış biçimi itibarı ile finansal kaynaklı olan krizler de vardır. Konuyu dağıtmamak için bunları sırası geldiğinde kısa olarak ele alacağız. Ancak çıkış yeri ne olursa olsun her genel kriz, yaşamın tüm alanlarını etkisi altına alır, ekonomik çevrimin dengesini bozar; bunun için de krizdir.

Gelecek makalemizde, tarihde dünyayı saran belli başlı ekonomik krizleri ele almaya çalışacağız.