• 19.07.2021 08:01
  • (82)

Postpandemi döneminin ekonomik paradigmasının anatomisine giriş

Keynes 2.0

Tüm anlatılanlardan bir ara çıkarım yapmak gerekirse, bir yıldan fazla bir zaman önce, pandeminin hemen başlangıcındaki makalelerde ele aldığımız krizin aşılması konusunda şunları tespit etmişiz:
„Çok açık ki ekonomilerin dünyanın neresinde olursa olsun, talep orijinli ekonomi politikalarla ayağa kalkması mümkün! Bu tür tedbirler bize ekonomi politikte Keynesçi çözümleri, geniş olarak kurumsallaşmayı içeren SOSYAL DEVLET yaklaşımlarını çağrıştırıyor. Keynes'in deyimi ile "fiskal politika", yani devletin ekonomik tedbirleri, insiyatifi ile toplumda-tüketicilerde bir efektif talep yaratıp (güncele ilişkin olarak; var olanı canlı tutup) üretimi bu yolla desteklemek ve böylece kitlesel işsizliğin önüne geçmek ve piyasada dengelerin yeniden oluşmasına ön ayak olmak! Çözümün fıtratında "mecburen" bu var.“[1]

Konuya ilişkin olarak başka bir makalemizde ise
Keynesçi çözüm reçetesi özetle, krizin özünde bir talep krizi olduğu, yani tüketim ve yatırım harcamalarının toplamından oluşan toplam talepteki azalmadan ileri geldiği, üretimin sosyal faktörü olan işgücünün ve diğer kaynakların atıl kalması sonucuna yol açan yetersizlik ya da dengesizliğin, (sosyal) devletin dışardan -tekrar dengelerin yerine oturması için- müdahele ile talep yaratıp, kâr motivasyonu ile hareket eden kapitalizmin periyodik olarak saplanageldiği krizlerden böylesi canlandırma yardımları ile kurtarılabileceği tespitlerine dayanır. 30'lu yıllarda kapitalizmin merkez ülkelerinde uygulanan böylesi ekonomi politika ile krizden çıkılması, teorinin pratikte sınanmasının canlı bir örneğini oluşturur.“[2] diyerek devam etmişiz..

Kıyasladığımızda Bidenomics’in özünde  1929 krizinden sonra ilk defa ABD’de başarı ile uygulanan Keynesçi çözüm reçetelerinin ruhu var. Krizlere Keynes
çi yaklaşımın en önemli özelliği krizi sadece bir kesimin aleyhine „acı reçeteler“le çözmek değil, tüm toplumu kuşatıcı yöntemlerle üstesinden gelmeye çalışması; aslında bir sistem sorgulayıcısı olmadığı halde onu mevcut kurulu ekonomik düzenin sınırlarına getiren, yeri geldiğinde kapitalizmin ekonomik hakim elitlerinin hedefine koyan, toplumda „ekonomik gelişmenin olmadığı şartlarda“ tam istihdam için kafa yorması.[3]   Ama onun „ideolojiler üstü“ olmasiyle toplumsal kabulünü yükselten de onun pragmatik ve sorun çözücü „teknisyen“ yanı!

Tabii ki geçmişin, 20. yüzyıl koşullarının bir reçetesini ihtiva eden Keynesçi yaklaşımı güncel küresel koşullarda, mesela geçmişe oranla „sonsuz“ serbestlikle hareket eden, artık ulus-devlete ihtiyaç duymayan sermayenin varlığı şartlarında -mesela 1973 krizinde olduğu gibi- birebir uygulamaya kalkmak yanlış! Bir yerde ulus-devlet gerçekliği temelinde ortaya çıkan Keynes ve düşüncesinden, mesela dış ticaretin liberalleşmesi durumunda istihdam da oluşacak tehlikeler karşısında neo-merkantilist, korunmacı yöntemlere meyil edebileceği sonucunu çıkarmak yanlış olmaz.  Burada vurgulamak istediğimiz, Keynes’in krizi toplumsal bir sorun olarak görüp kuşatıcı, kapsayıcı bir yaklaşımla, ama yerine göre de mevcut statüko ve onun düşünce sistemi ile çatışarak da sorunu çözmeye çalışması. Bu ruhta geliştirilmeye çalışılan pragmatik çözüm yöntemlerine ben Keynes 2.0 diyorum.

Güncel Gelişme Hangi Yönde

ABD (ekonomi) tarihinde Covid aralığı görünüşe göre beklendiğinden daha hızla sona erecek. Pandemi nedeniyle toplumsal yeniden üretim sürecinin deforme edilmesinin üstesinden gelinmiş görünüyor.  Aşağıdaki tablodan da görülebileceği gibi bu yıla ilişkin büyüme rakamı ile Covid öncesi seviye yakalanmış, hatta geçilmiş olacak. Önce %6'nın üzerinde tahmin edilen 2021 büyüme rakamı, IMF tarafından geçtiğimiz günlerde %7'nin üzeri olarak düzeltildi. Ancak bu olumlu gelişmeye rağmen krizin sonuçlarını bertaraf etme süreci sona ermiş değil! Yeniden yapılandırma, üretim aparatının (fix kapital) -global ısınmaya da karşı- modernizasyonu, altyapının yenilenmesi vs. programı 8-10 yıllık bir süreye yayarak süreci tamamlama düşüncesi boşuna değil!

 

Gelişmeler toplamında olumlu yönde, işyeri (istihdam) arzı rekor seviyede, işsizlik gelecek 12 ayda %4'ün altına düşebilir.
Ancak, rizikolar da var..
Devletin masif insiyatifi sayesinde ücretler ve üretkenlik artıyor. Bununla birlikte enflasyon baskısı da yükseliyor. Nedenleri:

- Pandemi sırasında hane halkının 2 trilyon civarındaki birikimleri şimdi fiyatları kamçılayan efektif talebe dönüşüyor. Bidenomics'in hedefleri arasında olan üretim aparatının yenilenmesi, iş gücünün mesleki eğitimi vs. yolu ile üretkenliğin artırılması var. Ancak bunlar orta vadede ulaşabilecek hedefler. Dolayısıyle tasarruflar yolu ile yükselen efektif talebe denk gelen bir arz olmaması enflasyonu kamçılıyor. (En kötü durumda bu süreç resesyona kadar varabilir.)

- Borsada hisse senetlerinin, toplumda konutların fiyatları yükseliyor.

Tüketici fiyatları FED'in tahminleri doğrultusunda, tüketici fiyat endexi yılın ilk 3 ayında %7,5 yükseldi, enflasyon beklentileri de hızla yükselme eğiliminde. Bir dizi faktör enflasyonun daha da hızlanabileceğine işaret ediyor. Yükseltilen asgari ücret, güçlenen sendikal hareket, sosyal kazanımların artması ve devlet tarafından ele alınan güçlü regülasyonlar (düzenlemeler) haliyle işverenlerin maliyetlerini ve fiyatlarını baskılıyor.
Bu durumda FED'in enflasyonu önlemek üzere faizleri (ekonomiye zarar vermeyecek şekilde moderat) yükseltmesi mümkün. Ancak genel olarak dünyada  faizlerin daha bir müddet daha düşük kalacağı beklentilerinin yaygın olması ya da ülkelerin kendilerini uzun zamandan beri bunu göre hazırladıkları gerçeği açısından, enflasyonun süregen hale gelene kadar  önleyici tedbirlerin ele alınması oldukça zor olacak gibi duruyor.

Öte yandan Biden harcamalar konusunda son zamanların en „cömert“ başkanlarından biri, denebilir. Pandemi nedeniyle güçlü bir şekilde artan kamu borçları yaygın kanıya göre pek problem teşkil etmiyor. Ancak yatırımcıların herhangi bir nedenle „telaşa kapılması“ ile finans piyasalarındaki faizin yukarıya doğru „fırlaması“ durumunda FED, hükümetin faiz ödemelerinin türbilansa girmemesi düşüncesi dolayısiyle faizleri aşağıya doğru bastırmayı gündemine alması durumunda da enflasyon hızlanabilir.

Netice olarak -hangi nedenle olursa olsun- resesif bir gelişme, konjöktür ve toplumdaki iyimser ruh hali için zararlı. Böylesi bir durum, krizin üstesinden gelmek için yapılan borçlanmalar için de negatif sonuçları olabilir, evdeki hesabın çarşıya uymaması gibi bir durumu doğurabilir. Bu yüzden  gelecek aylarda ekonominin aşırı ısınma rizikolarını minimize etmek, sürdürülebilir büyümeyi desteklemek, ekonomiyi ekolojik anlamda „yeşillendirmeyi“ tutarlı bir şekilde sürdürmek, aynı zamanda altyapıyı yenilemek üzere yatırımlara devam etmek, alt ve dar gelirli toplum kesimlerinin gelirleri açısından desteklemek, sosyal devleti güçlendirmeye devam etmek önem taşıyor.

Devletin Borçları

Krizi ve krizin sonuçlarını bertaraf etmeye yönelik, zamana yayılmış toplam 6 trilyon Dolarlık bütçeden harcanmak üzere planlanmış bir miktar var. Burada söz konusu olan kredi, yani devletin borcu! Ki bu II. Dünya savaşı sonrası oluşmuş, onun sonuçlarını ortadan kaldırmaya yönelik girişimlerin maddi düzeyini yakalamaya yakın ve 1929 krizinin ortaya çıkardığı maliyetleri şimdiden aşmış durumda. Aşağıdaki -devlet borçlarını GSYH'ya göre oranlarını kıyaslayan- tablo bunu açıkça gösteriyor:[4]

 

 

Tabloya ilişkin olarak burada geleceğe yönelik olarak tahmin edilen trende Biden'ın son iki altyapı projelerinin getireceği maliyetlerin dahil olmadığını, buna büyük oranda hızla yükselen faiz dinamiğinin dayanak olduğunu  belirtelim. Bu tahmine göre -trendin böyle kalması durumunda- ABD ekonomisinde devlet borçlarının GSYH'ya oranı %200'leri bulabilir. (Mukayese için: Bu oranın Almanya'da  %75'i aşacağı  tahmin ediliyor!)

Geçmişte bu borç yığını-sorunu, o dönemde sermayenin birikim ve değerlendirme koşullarının teknolojik yenilenmenin ivmelenmeye başlaması şartlarında, savaştan çıkışta oluşan talebe dayalı iç dinamikle en rantabl olarak Batılı ülkelerde olması nedeniyle oluşan prosperite sayesinde göreceli bir kolaylıkla halledildi; tüm bunlar savaş öncesinde ABD'de başlayan ve sonradan diğer Batılı ülkelere de yayılan Keynesçi politikalar ve Fordist tipi üretim koşullarına denk geldi.

Günümüzde ABD'deki iyimser politikacılara inanacak olursak, şimdi oluşan kredi borcu önümüzdeki dönemde ekonominin büyümesi ile artacak vergi kaynaklarından karşılanabilecek.(!?) Bu inanışın üç sorunu olduğunu belirtelim:

1. ABD'nin özellikle iki sektörde, yapı ve sağlık-çocuk bakımı sektörlerinde genelde bir artı maliyet sorunu var; ki bu iki sektör, Biden'ın özellikle yatırım yapmayı planladığı alanlar. Yani buralara yapılacak olan yatırımların „astarı yüzünden pahalı“ olması durumunda ortaya çıkacak olan maliyet patlaması, yapılan borçlar ve enflasyondan da daha tehlikeli hale gelebilir, reform sürecini tehlikeye atabilir. 

2. İlk tabloda verdiğimiz büyümenin geleceğine ilişkin trend tahmini, önümüzdeki yıllarda %2 civarında olacağı biçiminde. Böyle kalması şartlarında bunun öyle „aman aman“ bir getirisi olabileceğini düşünemiyoruz.

3. Geçmiş krizlerde hızla yükselen işsizlik zamana yayılarak yavaşça bertaraf edilmişti. Şimdi ise -2021 yılı itibarı ile büyüme sayesinde Corono öncesi seviyeyenin yakalanabileceği gerçeği temelinde- istihdam hızla yükseliyor, işsizlik ise hızla azalıyor. Böylesi koşullarda ve alt gelir gruplarına yönelik yardımlar ile toplumda oluşan potansiyel talebe denk bir arzın olmaması durumu, enflasyonu kamçılayarak makro dengeleri bozabilir.

4. Son tablomuzla vurgulamaya çalıştığımız  ABD'de devlet borçlarındaki  artma trendi. Bu bağlamda Biden'ın çıkardığı son iki altyapı projelerine ilişkin maliyetlerin finansmanı, girişimci vergilerinin, yüksek gelir gruplarına ilişkin bir dizi değişik vergi yapılandırılmaları (gelir vergisi), asgari verginin yükseltilmesi, vergi kaçakçılığı ile mücadele ile yaratılan kaynaklar ve ek devlet borçlanmaları ile planlanıyor. Bunların çoğunun gerçekleştirilmesi ise ülkedeki politik dengelerle bağlantılı.

Devam edecek


[1]              Z. Alptekin, Corona & Ekonomi: www.marmarayerelhaber.com/zeki-alptekin/91836-corona--ekonomi

[2]              Z. Alptekin, Küresel Krizlerin Ekonomi Politiği (2): www.marmarayerelhaber.com/zeki-alptekin/92431-kuresel-krizlerin-ekonomi-politigi-(2)  

[3]              Keynes'de bu nokta, günümüz açısından yakıcı önemde. Bugün dünyada son yıllarda giderek keskinleşen global ekolojik kriz nedeniyle, her açıdan artık dünyanın geleceğinden geçinme, tüketme aşamasına geldik. Öyle ki, artık ortalama her yıl Temmuz ayında, dünyanın bizi besleme olanakları, potansiyeli bitiyor ve biz onun geleceğinden harcamak durumunda kalıyoruz. Bu noktaya gelişimiz, iktisat biliminde yer etmiş bir dogma, olan „büyüme fetişizmi“ ile mümkün oldu. Bu noktada Batı'da bir süredir yeniden güncelleşen tartışma, aslında 1972 yılında Club of Rome'un ortaya attığı „Büyümenin Sınırları“ sorunsalına kadar gidiyor. Bu gelişmeyi çok daha önceden gören ve kafa yoran ise „sermayenin verimlilik sınırı“ teoremi ile bizzat Keynes'tir. Buna göre; K. Marx gibi toplumsal sistem sorusu ile ilgilenmemiş olan Keynes, ekonomik büyüme ve bunun sınırları konusunda kafa yormuş, uzun vadede ekonomik büyümenin kendi sınırlarına dayanabileceğini, bunun ise giderek artan sermaye dolgunluğu dolayısı ile oluşan rantın düşme eğilimiden ileri geldiğini savunagelmiştir. Bu teorem şimdi, keskinleşen global ekolojik kriz ile yeniden aktüelleşiyor. Bu bağlamda şu sorular -Keynes'in hatırına- bizce fazlasıyla tartışmayı hak ediyor: Büyüme durursa ne olur? Büyüme olmadan da yaşayabilir miyiz? Eğer yaşayabilirsek nasıl üretibiliriz, üretmeliyiz? Buna bağlı olarak faizler „sıfırlanırsa“ ne olur? Bu durumda Tasarruf olgusuna gereksinim var mı? Sermayenin akumülasyon, birikim süreci bu durumda ne olur? Kârlar (Profit) düşerse stagnasyon olmaz mı? Kârları teorik olarak „sıfırlandığı“ şartlarda toplumsal (ekonomik) düzenin adı kapitalizm olur mu? Toplumsal sınıflar eskisi gibi var olmaya devam eder mi? Bu durumda, yeni bir dünya düzeninde gelişmiş-gelişmemiş ülkeler arasındaki ilişki nasıl olur? Nasıl olabilir, olmalıdır? Bu vb. soruların çıkış kaynağı hep Keynes ve onu yeniden yorumlayanlar, ele alanlar!

[4]              www.cbo.gov/system/files/2021-03/56977-LTBO-2021.pdf