Harekete Geçme Baskısı ve Sembolik Politika

  • 26.08.2022 09:22

Bu yazı Frankfurter Rundschau tarafından yayınlanmış olup, Zeki Alptekin tarafından Perspektif için çevrilmiştir.

Politika, finans sektörü ve medyanın, ultra ucuz para arzı politikasından vazgeçmesi konusunda Avrupa Merkez Bankası (AMB) üzerindeki şiddetli baskısı sonunda ağır bastı. Faiz politikasındaki bu dönüşümü ile Banka şimdi, genel olarak fiyatları yükselten aşırı talebi destekleyecek popüler para politikası ideolojisini takip etmiş oluyor.

Bu, para politikası açısından bir dönüm noktası değil, aksine Milton Friedman’ın neoliberal Monetarizm’ine (Parasalcılık) bir geri dönüştür. Bu doktrin, prensip olarak dengeleyici para politikaları ve finans politikaları müdahalelerini, zincirlerinden boşanmış piyasa aktörleri lehine reddediyor.

Yeniden canlandırılan “enflasyonu azdıran para bolluğu” hikâyesi, ampirik bulgularla çelişiyor. Uzun yıllar boyunca para miktarı büyük ölçüde arttığı halde paranın değer kaybetmesi konusunda hiçbir şey görülmedi. Tam tersine AMB’nin para politikası, deflasyon tehlikesine karşı ve bununla birlikte ekonominin kâr kaybı nedeniyle yere çakılmasına karşı harekete geçmek zorunda idi.

Aktüel enflasyonun, makroekonomik talep fazlalığı sonucu ortaya çıkan fiyat artışı ile bir alakası yok. Paranın yüksek düzeyde değer kaybı, ağırlıklı olarak, ithal edilen arz tarafındaki stratejik fiyat sıçramaları nedeniyle meydana geliyor.

İthal edilen bu arz enflasyonunun merkezinde fosil yakıtlar ve diğer hammaddelerle birlikte önemli gıda maddeleri var. Buna ek olarak, tedarik zincirlerinin kesintiye uğraması ve pandemi tedbirleri nedeniyle fiyatları yükselten arz kısılması olgusu söz konusu. Ayrıca Putin’in uluslararası ticaretin temeli olan barış içinde bir arada yaşamayı sonlandırması da enflasyonu artırıyor. 

İthal edilen arz enflasyonu şartları altında Christine Lagarde’ın para politikasının görevleri konusundaki sorusu tekrar ortaya çıkıyor: Merkez Bankası daha yüksek faizlerle, örneğin doğalgazın fiyatını nasıl etkileyebilir? Her hâlükârda, buna karşı (fiyata karşı) sunulan faiz oranlarındaki değişimle arz enflasyonunun üstesinden gelinemez.

AMB bu ikircimli durumda, daha ziyade sembolik bir politika ile çaresizliğini açığa vuruyor: ‘Yükselmeye başlayan enflasyon beklentilerini bertaraf etmek için elimizden gelen her şeyi yapıyoruz’. Bu, bir Merkez Bankası’nın yaptıkları ile arz enflasyonuna karşı da başarılı olup olamayacağı konusunda hiçbir şey ifade etmiyor.

Faiz politikasında 11 yıl sonraki dönüşümün merkezinde bankalar tarafından vadeli olarak satın alınan likidite fiyatlarının 50 baz puan artırılması var. Buna ek olarak bankaların AMB’deki mevduatlarına ilişkin olarak uygulanan yüzde 0,5’lik “ceza faizleri” kaldırılıyor. Bundan başka, pandemi programı çerçevesinde de milyarlar değerindeki menkul kıymetlerin yaygın bir şekilde bankalar tarafından satın alınması durduruluyor.

Faiz dönüşümünün devam ettirilmesi durumunda, çelişkili sonuçlar daha şimdiden programlanmış demektir: Bankalar mevduat faizlerini -sistemik fiyatların göreceli yüksek olması şartlarında- sadece küçük miktarda yükselteceklerdir. Buna karşılık kaybedenlerin ise ekonomide, kamu da olduğu gibi kredi finansmanına muhtaç olan hane halkı olacağı bellidir.

Konut kredileri daha şimdiden üçe katlanarak yüzde 3’e yükseldi ve birçok ‘kendi evini yapma’ planını yok etti. Enflasyon ile mücadeledeki başarısızlıklar nedeniyle artan kredi maliyetleri, üretimde kesinti tehdidini de beraberinde getiriyor.  

Almanya’da da resesyon tehlikesi büyük. Ekonomide ikinci çeyrekteki stagnasyon sonrası şu an tüm öncü göstergeler, önümüzdeki aylarda da devam edecek ciddi bir gerilemeye işaret ediyor.

Gerçekte, düşen talep ile genelde fiyatlar da inebilir. Ancak enflasyonla resesyon yolu ile savaşmak ekonomik bir çılgınlık olur. AMB, arz enflasyonu şartlarında daha ziyade Euro bölgesinde finansal istikrarı sağlamalıdır. Berlin’deki politikacıların görevi, fiyatların dondurulması, sabit fiyat (mesela doğalgaz fiyatları konusunda) uygulamaları ile hedefine uygun krizi telafi edici sosyal tedbirler ile tepki vermektir.

Merkez Bankası faiz dönüşümü politikası ile bir övgüyü de hak ediyor. Banka, faiz hareketlenmelerinin Euro bölgesindeki ülkelere eşit olmayan bir şekilde yaygınlaşabileceğini görüyor. AMB jargonunda “birleştirme” olarak anılan ve özellikle ağır borç içindeki İtalya’yı ilgilendiren bu olguya karşı Merkez Bankası yeni bir “İletim Koruma Aracı” düzenliyor.

Menkul kıymetler, serbest sermaye piyasalarındaki faizin aşırı artışını önleme hedefi ile satın alınıyor. Neoliberal güçler tarafından ‘Borç Birliği’ne katkı’ olarak şiddetle saldırılan bu araç ile birlikte Mario Draghi’nin finans piyasalarındaki spekülasyonlara karşı sarfettiği söz tekrar güncelleniyor: “Ne pahasına olursa olsun”. Bugünün enflasyon şartlarında da Euro sistemi, Avrupa Birliği ülkelerinin tehlikeli bir şekilde ayrı düşmesi tehlikesine karşı savunuluyor.

Bu yazı Frankfurter Rundschau tarafından yayınlanmış olup, Zeki Alptekin tarafından Perspektif için çevrilmiştir. Yazının orijinal linki için buraya tıklayınız.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.