Arşivler insanlığın kolektif bilincinin tanıklarıdır

  • 26.09.2013 00:00

 En başta belirtmek gerekir ki, arşivler, ne bir kişiye, ne bir zümreye, ne bir sınıfa, ne de bir millete aittir, o bütün insanlığa ait bilgi ve belge hazinesidir. Çünkü insanlığın kolektif bilincinin birinci dereceden tanıklarıdır arşivler. Eğer arşivler olmasaydı tarih bir tevatürler yığınından başka bir şey olamazdı. Arşivler sayesinde biz gerçeğe her zamankinden daha fazla yakınız. Onlar olmasaydı geçmişte ne olup bittiğini doğru dürüst bilemez, burnumuzun ucunu göremez, gelecekle ilgili düşüncelerimiz afaki sayıklamalar olmaktan öteye gidemezdi.

Bugün Osmanlı arşivleri sadece Türkiye Cumhuriyeti için değil, sadece eski Osmanlı coğrafyası için de değil, ama bir bütün olarak Avrupa'nın, Asya'nın, Afrika'nın, hatta geç dönem itibariyle Avustralya'nın tarihi için de önem taşımaktadır.

‘Güneş batmayan imparatorluğun’ anakarası olan İngiltere'nin arşivleri olmadan dünyadaki gelişmeleri açıklamak olası mıdır?

Ya Fransa, Almanya, ABD arşivlerine ne demeli? Mevcut olmadıklarını veya olsa da hiç açılmadıklarını bir düşünelim; herhalde düşünce ufuklarımız bir hayli kararırdı.

Hele Rusya'nın arşivleri olmadan sol hareketleri yazmak bir yana, kenarından ucundan geçmek bile mümkün değildi.

Bu nedenlerle bu ve diğer ülkelerde bulunan arşivler insanlığın kolektif bilincinin bir parçasını oluştururlar ve bütün insanlığa aittirler. Onları koruma altına alan kuruluşların da bu zihniyette olması beklenir. Ama ne yazık ki bu her zaman mümkün olmuyor. ‘Devlet güvenliği’ gerekçesiyle önemli kimi arşivler araştırmacılara kapalı tutuluyor. İnsanlığın ne ölçüde bilgiye ulaşması gerektiğine günümüzde bile hâlâ egemenler karar veriyorlar. Suyun başını tutanlar, bilgi kaynağının da başını tutuyorlar.

Halbuki arşivlerin milliyet ayrımı yapılmadan bütün araştırmacılara açılması son derece önem taşımaktadır. Bu, insan haklarının ve çağdaş bir hak olan bilgi edinmek hakkının doğal bir parçasıdır. Kişi hakları nedeniyle konulan tahditler (sınırlamalar) bu prensibe aykırı olamaz, olmamalıdır.

Arşivlerin aidiyetinin evrenselliği,  siyasi hareketlerin ve örgütlerin arşivleri için de geçerlidir. Türkiye İşçi Partisi'ni (TİP) dışlayarak 60'lı yılları, TKP'yi, Dev-Yol’u ve diğer radikal sol örgütleri dışlayarak 70'li yılları, DİSK'i, Türk-iş’i dışlayarak işçi hareketlerini ve bir bütün olarak Türkiye'nin sosyal, siyasal tarihini gerçeğe uygun bir biçimde yazmak mümkün müdür?

Türkiye Komünist Partisi'nin (TKP), Türkiye İşçi Partisi'nin (TİP), Türkiye Sosyalist İşçi Partisi'nin(TSİP) ve bunların devamını oluşturan diğer sosyalist partilerin arşivleri sadece komünistler, sosyalistler açısından mı bir anlam taşımaktadır?

Her ne kadar tarihsel görevini tam anlamıyla yerine getirememiş olsalar da bu küçük ve çelimsiz sosyalist, komünist partilerin Türkiye Cumhuriyeti (TC) tarihindeki yeri yadsınabilir mi?

TC'nin toplumsal tarihini yazanların bu örgütleri bir türlü atlayamamaları kesinlikle bir tesadüf değildir. Dolayısıyla bu arşivler bir bütün olarak bu topraklarda yaşayan insanların ve bağlı olarak insanlığın ortak bilincinin bir parçasıdır diyoruz.

 

Arşiv kurumlarının görevi nedir?

Arşiv kurumlarının asli görevi, gasp, tehdit veya ihmal nedeniyle kaybolup yok olmak tehlikesi içerisinde olan tarihsel dokümanları korumaya almak, tasnif edip, araştırmacılar arasında ayırım gözetmeksizin bilimsel çalışmalara açmaktır. Söz konusu olan bir nevi amme hizmetidir.

Arşivciler ya da arşivcilikle iştigal edenler görevini yerine getirirken arşivciliğin bilinen evrensel kurallarına riayet etmekle yükümlüdürler. Keyfi, şahsa mahsus, çıkar güdücü, bilimsel çalışmaları engelleyici, açık ve şeffaf olmayan uygulamalardan uzak durmak esastır. Aksi takdirde arşiv kurumunun güvenirliği zedelenir.

`Sahiplik' (iyelik)  duygusu arşivcilikte hiç olmaması gereken bir şeydir. Arşiv kurumları, kanunen kimi arşivlerin ‘sahipleri’ olarak görünseler bile bu`sahiplik', söz konusu materyali usulüne uygun korumak ve bilimsel çalışmalara sunmanın ötesinde bir anlam taşımaz.

Arşiv materyali meta değildir, iyelik kavramıyla kesinlikle bağdaşmaz. Onlar insanoğlunun hafızasının birer cüzi'dirler ve her bireyin insanlığın bu ortak hazinesinden yararlanmak konusunda ortak ve eşit hakka sahip olduğu kabul edilir.

Arşivlerin korunma tarzı ve bilimsel çalışmalara açılmasındaki özen ve titizlik, o toplumun modern, çağdaş ve demokratik düzeyini belirler. Arşivlerine hoyrat davranan, önemini kavrayamayan toplumların veya grupların özgür, demokratik ve çağdaş olduğu söylenebilir mi?

Toplumların, toplulukların ve kişilerin arşivcilikte ulaştıkları düzey, aynı zamanda onların modern dünyadaki yerlerini belirler.

Arşivler ve onların korunma biçimleri kişilerin, grupların ve toplulukların bir nevi aynasıdır.

Arşivcilikte kişilere yönelik olarak doğuracağı sonuçlar açısından özenle göz önünde tutulması gereken iki temel hak vardır: Telif ve kişi hakları.

Telif Hakları

Telif hakları, en basit tanımıyla, bir kişinin yarattığı eserin izin alınmadan başkası tarafından kullanılmamasını içerir. Telif hakları günümüzde giderek önemi artan ve karmaşıklaşan bir yapı kazanmıştır ve özellikle Avrupa Birliği (AB) hukukunda en gelişmiş ifadesini bulur. Ama bu sorunun tümüyle çözüldüğünü göstermez. Bu konuda hâlâ çözülmesi gereken gri noktalar mevcut ve AB müktesebatı da bunları çözmekten henüz uzak.

Telif haklarının arşivcilikteki önemi, belgelerin bir bütün olarak yayınlanmasından  (kaynak yayıncılığı yada belge yayıncılığı), sadece kısmi olarak yararlanılmasına dek geniş bir yelpazeyi kapsar. Ancak esas konumuz bu olmadığı için şimdilik bunu bir kenara not etmekle yetinelim.

 

Kişi hakları

Kişi hakları ise telif haklarına göre önemi nispeten daha geç fark edilen bir konudur. Ancak bu konuda da Avrupa Birliği (AB) müktesebatının son yıllarda giderek geliştiğini belirtmeliyiz. Ayrıca sadece AB'de değil, dünyanın başka yerlerinde de kişi haklarının zamanla artan bir önem kazandığını görüyoruz. Yani sorun sadece AB müktesebatı sorunu değil, esas olarak en geniş anlamıyla bir insan hakları sorunudur.

Kişi haklarının özü şudur: Arşiv belgelerinin açıklanması sonucu kişilerin mevcut toplumsal konumunda bir bozulma ya da düşüş meydan geliyorsa, o zaman kişi haklarının ihlalinden söz edile bilinir ve bu herhangi bir mürur-ü zamana (zaman aşımına) tabi değildir. Kişinin yaşadığı süre içerisinde her aşamada gündeme gelebilir, ayrıca kimi durumlarda mirasçılarına da geçebilir.

Örneklemek gerekirse: Bay X, fi tarihinde illegal faaliyet gösteren komünist partisine üye olmuştur. Söz konusu parti bilahare faaliyetlerine son vermiş ve arşivi Y adlı kuruluşa devredilmiştir. Y, kişi hakları konusunda herhangi bir araştırma yapmadan, yasal bir altyapı oluşturmadan belgeleri yayınlamak yoluna giderse ya da herhangi bir ön izine tabi tutmadan araştırmaya açarsa ve bunun sonucunda X'in toplumsal konumunda bir bozulma ortaya çıkarsa, bu durumda X'in Y'ye yönelik yasal başvuru hakkı doğar. Ne var ki bu hakkın özenle kullanılması esastır.

Farzımuhal diyelim ki Bay X, bu belgelerin açıklandığı dönemde parlamentoda sosyal demokrat partiden milletvekiliydi ve bu belgelerin açıklanması sonucu istifa etmek zorunda kaldı. Dolayısıyla maddi ve manevi zarara uğradı. Aynı konumda olan diğer kişilerde benzer nedenlerle toplumsal konumlarında şu veya bu biçimde kayba uğradılar. Kimisi işinden, kimisi yerinden olmuş oldu, kimisi de sosyal olarak ağır bedeller ödediler. Çektikleri acılar da çabası.

Eğer zarara uğrayanlar bunu ispatlayabilirlerse o zaman Y'nin başı ciddi olarak ağrıyabilir. Arşivlere belirli bir süre tahdit koymak, yani araştırmaya kapalı tutmak ya da ön izin sonucu araştırmaya açmak söz konusu kurumu sorumluluktan kurtarmaz. Arşivcilikteki 20-30 yıllık zaman tahdidinin başka nedenleri vardır. Zaman tahdidi, kişi haklarından mesuliyeti ortadan kaldırmaz.

Bu nedenlerle, arşiv toplamak henüz daha işin ilk adımıdır. Bunun yanında özellikle arşiv kurumları açısından atılması gereken daha başka adımlar da vardır. Arşivleri tasnif etmek, uygun ve emniyetli ortamda korumak, zarar görmemesini sağlamak, kalıcılığını garantilemek, telif haklarını göz önünde tutmak, kişi haklarını koruma altına almak, amaca uygun kullanımını sağlamak, bilimsel çalışmalara açmak türünden kimi önlemleri de düşünmek durumundadırlar.

Arşiv toplamak zevkli göründüğü kadar mesuliyeti ağır bir faaliyettir. Alt yapısı iyi hazırlanmalıdır. Bu konuda gereken önlemler alınmazsa kişiler ve kurumlar açısından dramatik sonuçlara yol açabilir.

 

Zaman Tahdidi

Zaman tahdidi konusuna gelince. Bu birçok arşivde uygulanan bir yöntemdir. Bunlar özellikle ya halen faaliyetini sürdüren kuruluşların veya yaşayan ya da kısa bir süre önce yaşamını yitiren ünlü kişilerin arşivlerinde uygulanmaktadır.

Kuruluşlar açısından Uluslararası Hür İşçi Sendikaları Birliği (ICFTU) ya da Greenpeace arşivleri örnek gösterilebilir. Amsterdam’da bulunan Uluslararası Sosyal Tarih Enstitüsü'nde bulunan bu iki kuruluşun arşivlerinin son yıllarına ait belgelerinin incelenmesi izine tabidir.

 

Tabiatıyla burada hemen şu akla gelebilir. İllegal faaliyetleri olmadığına göre bu kuruluşların arşivlerinin incelenmesi neden izine tabi tutulmuştur?

 

Burada doğrudan amaç kişi haklarının korunması değildir. Asıl amaç, bu kuruluşların karar almak mekanizmalarının deşifre edilmemesidir. Çünkü ICFTU, dünyadaki bütün sendikaların üst örgütü olarak işverenlere karşı, Greenpeace ise çevre koruma örgütü olarak dünyadaki bütün devletlere ve büyük şirketlere karşı halen mücadele etmektedirler. Bu mücadelenin boyutlarını somut olarak anlamak için Greenpeace'in Rainbow adlı gemisinin 10 Temmuz1985 tarihinde Fransız gizli polisi tarafından bombalandığını anımsatmamızda fayda vardır.

 

Yani bu örgütler hâlihazırda faal durumdadırlar. Son yıllara ait belgelerinin izinsiz kullanımı karşıt güçlere büyük kozlar verebilir. Nerede, nasıl, kimlerle karar aldıklarının, çalışma ve mücadele yöntemlerinin deşifre olması örgütlü mücadelelerini zayıflatabilir, karşı tarafa avantaj sağlayabilir. Bu nedenle, son 25 veya 30 yıla ait arşivleri için izin almak zorunluluğu getirilmiştir. Zaman tahdidinin amacı budur. Doğrudan kişi haklarıyla bir ilgisi bulunmamaktadır.

 

Kişi arşivlerinde zaman tahdidi ise, ya daha önce üstlendiği devlet görevi nedeniyle arşivin ihtiva ettiği özel bilgiler ya da( açıklanması zamansız görülen veya hiç öngörülmeyen) şahsa ait bilgiler nedeniyledir. Örneğin Hollanda'nın ünlü sosyal demokrat liderlerinden Den Uyl'un arşivi bu anlamda sınırlamaya tabidir. Çünkü Den Uyl uzun yıllar bakanlık ve başbakanlık görevlerinde bulunmuştur. Bu nedenle yasal olarak bazı sınırlamalara uyulması gerekmektedir. Ayrıca herhangi bir üst görevi olmasa dahi, herkes için geçerli olan kural şudur: Kişinin özel yaşamıyla ilgili bilgiler ancak kendisinin veya mirasçılarının izniyle kullanılabilir. Bu kurala uymamak müeyyideye tabidir.

 

Elbette bu tür tahditlerin makul bir gerekçesi olmalıdır ve ilgili arşiv kurumunun olurunu almalıdır. Haklı bir nedene dayanmayan keyfi tahdit kabul edilemez. Bu tür tehditleri kabul edip etmemek konusunda arşiv kuruluşları özgürdür. Ne ki, arşiv kuruluşları da bu konudaki kararlarını makul biçimde izah etmekle yükümlüdürler.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.